23 Ağustos 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Yasemin ÇONGAR Fotoğrafı: 6115 bayt
Bu deprem ABD'de olsaydı...

       Kapkaççı müteahhitlerin imar mevzuatına aykırı inşaatlarına seyirci kalmış, çıkar hesabı ile bunları teşvik etmiş yerel yönetimler, siyasi kadrolar ve devlet yapısı... Çürük binalar vatandaşının başına yıkılınca eli ayağına dolaşmış, deprem bölgesine yardım götürmekte gecikmiş bir hükümet...
       Türkiye'de kimi depremzedenin dillendirdiği, kiminin acısına katıp içine attığı bu isyan, gözlerini ülkemize çevirmiş dünya kamuoyunun ana konusu şimdi.
       Washington'da kimle konuşsam, aynı şeyleri söylüyor. Türkiye'yi bilen - bilmeyen ne kadar Amerikalı tanıdık varsa, hepsi önce üzüntülerini bildiriyor, çoğu nasıl yardım yapabileceğini soruyor ve nihayet "Bu nasıl devlet" diye tartışma açıyor.
       Clinton yönetimi yetkilileri, bir yandan dört koldan yardımı aksatmıyorlar, bir yandan da Türkiye'deki cehennem görüntüsü karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyorlar. Doğal felaketin beşeri ortaklarını sorguluyor onlar da.
       ABD televizyonlarından ABC ve PBS önceki günkü haber bültenlerini, "Devletin aczi halkı kızdırdı. Başbakan Ecevit savunmada" flaşıyla açıyor. Aynı gün, neden askeri seferberlik ilan edilmediğini soruyor "The New York Times" gazetesi. CNN televizyonunun İzmit'teki muhabiri, "Kurtarma çalışması bitince, hükümet iktidarda kalma mücadelesi verecek" diye noktalıyor haberini.
       Medyası, yönetimi, sıradan insanıyla ABD, Türkiye ile belki de benzeri yaşanmamış bir duygudaşlık sürecinden geçiyor. Duygudaşlığın ister istemez beraberinde getirdiği bir fikir egzersizi de var: "Bu deprem ABD'de olsaydı..." karşılaştırması.
       "Bu deprem ABD'de olsaydı, üç şey farklı olurdu" diyor David Loewenthal. Yirmi yıldır avukatlık yapan, inşaat güvenliği davalarında uzman bir hukukçu. Ona göre, "Bu deprem bütün şiddetine rağmen, böylesi yıkıma yolaçmazdı ABD'de. İkincisi, kurtarma çalışması çok daha iyi örgütlenirdi. Üçüncüsü de, dava üstüne dava açılırdı sorumlu müteahhitler ve denetleyiciler hakkında."
      
Belki Türkiye'de de böyle bir hukuk sürecinin başlayacağından sözedince, "Emsal kararlar var mı? Deprem hukuku mevcut mu? Mahkemeler, mevzuata aykırı ruhsatın hesabını devlete soracak güçte mi?" diyor.
       Yaşanan derin acı, böyle bir "ilk" için yeterli kamuoyu baskısı sağlayacak mı bakalım? Acıdan ders alınacak mı?
       Eğer alınırsa, ABD'deki uygulamaya göz atmakta yarar var. Hem deprem imar mevzuatı, hem acil yardım mobilizasyonu konusunda.
       Kendisini "vatandaşın hizmetinde bir kurum" gibi örgütleyen Amerikan devleti, felaket halinde her an devreye girmeye hazır bir mekanizmaya sahip.
       Deprem Tehlikesini Azaltma Yasası kapsamında örgütlenmiş bir Ulusal Deprem ve Tehlike Azaltma Programı (NEHRP) var. Bu program, yerleşim ve yatırım alanlarının deprem tehdidine ne denli açık olduğunun belirlenmesi, sismik dizayn ve inşaat standartlarının saptanması, deprem öngörme kapasitesinin geliştirilmesi, bütün bu konularda eyalet yönetimlerinin, iş dünyasının ve kamuoyunun eğitilmesi için çalışıyor.
       NEHRP, dört ulusal kurumla dirsek temasında: Federal Acil Durumlar Yönetim Ajansı (FEMA), ABD Jeolojik Araştırmaları (USGS), Ulusal Bilim Vakfı (NSF), Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST).
       FEMA, doğrudan ABD Başkanı'na bağlı. Amacı, her türlü felakette can ve mal kaybının artmasını önlemek için gerekli dayanıklılık, müdahale, tadilat yeteneklerini hazır bulundurmak.
       FEMA'nın bu amaçla eğittiği ve gerektiği anda ihtiyaç bölgesine göndermeye hazır tuttuğu binlerce Felaket Yardım Görevlisi var. İşleri, doğrudan kurtarma çalışması yapmak değil, eşgüdümü sağlamak. Bu görevliler, felaketzedelerle mülakat yapmaktan binalardaki zararı saptamaya, halka telefonla bilgi vermekten resmi merkezlerle telekomünikasyon kurmaya, bilgisayarlara felaket verilerini girmekten medya ve Kongre ile ilişkileri yürütmeye kadar birçok alanda uzman.
       Acil yardım ve kurtarma operasyonu ise, son derece ayrıntılı bir Federal Mukabele Planı'na göre örgütleniyor. Bu plana dayanan, oniki ayrı Acil Yardım Fonksiyonu belirlenmiş ve yangın söndürmekten tıbbi hizmetlere, enkaz kazmaktan gıda maddesi sağlamaya kadar tüm bu fonksiyonların hangi ekipler tarafından, hangi kaynaklar ile, ne şekilde sağlanacağı önceden biliniyor.
       Öte yandan imar standartları, ülke çapındaki Tek Tip İnşaat Yasası ile belirleniyor. USGS, NIST ve NSF, Amerikan coğrafyasını çeşitli derecelerde tehlike bölgelerine ayırmışlar. Genel standarda ek olarak, her bölgenin kendine özgü imar kıstasları var.
       Bu coğrafi bölünme, yeni bulgulara göre değişebiliyor. Örneğin Pasifik kıyısındaki Washington ve Oregon eyaletleri, 1994'e dek "üçüncü dereceden deprem bölgesi" sayılıyormuş. İ.S. 1700'de bu bölgede gerçekleşmiş bir deprem, Japonya'dan gelen tsunami kayıtları sayesinde incelenince, her iki eyaletin "ikinci dereceden deprem bölgesi" olması kararlaştırılmış; imar kıstasları ona göre değiştirilmiş, mevcut yapılara ek denetimler getirilmiş.
       Kısacası, deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında ne yapacağını ince eleyip sık dokuyan bir ülke ABD. Halkının kaderini farklı kılan da bu.


Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet