|
|
Toplumsal deprem Salim ALPASLAN
Deprem o sabaha karşı herkesi vurdu.
Bir kez kurulduktan sonra bütün zamanlar boyunca hiç teklemeden süreceğini sanıyorduk jeolojik sistemin. Bütün adaletsizliklerine rağmen asla sarsılmayacağını sandığımız toplumsal dengelerden çok daha derinde olan dengesi 45 saniyecik de olsa bozulunca tetiklenen enerji fiziksel ve ruhsal topraklarımızı çekti aldı altımızdan.
"Bir önyargıyı parçalamak atom çekirdeğini parçalamaktan zordur" diyen bilim adamına nanik yaparcasına güç gösterisinde bulunan doğanın acımasız tokadı tüm pespayelikleri, hayatımızı cendere altına alan yargıları, önyargıları tuzla buz etti o gece.
Kurduğumuz yuvaların, sitelerin, iş merkezlerinin iskambil kağıdı gibi ardı ardına yıkılışının korkusundan ve şaşkınlığından öte, "devlet bizi korur" önyargısının darmadağın oluşu ürperticiydi.
Sadece kırılgan kemiklerimize, sevdiklerimizin dokunmaya kıyamadığımız tenlerine değil, en derindeki kaygılarımızın bam teline de çarpan o enerji, bugün sivil toplum enerjisinin pimini çekiyor.
Milliyet'in "Sivil başkaldırı" manşetiyle selamladığı bu yeni hareket, o korkunç depremin enkazı arasında bir yandan can derdindeyken bir yandan da rüştünü ispat etmeyi başardı. Hayatını velayetten kurtaran bu toplum gücü tıpkı zelzele gibi bir başka "yeraltı" sarsıntısına da kalkan oldu. "Ülkemi, mafyaya, katillere, işkencecilere yedirmem" derken haklı bir başkaldırının öncülüğünü yaptı.
Fırtınalar ister doğadan gelsin, ister insandan; toplumların kendilerini boğan belaları selametle atlatacağı böyle limanlara sahip olması az nimet mi?
Suçun o sinsi yaygınlığı hepimiz için ortak tehdit unsurudur. Kendimizi yuvamızda hissettiğimizdendir ki, pek savunmasız dolaştığımız ülkenin kimi zaman sokak arasında kimi zaman bir karayolunda, kiminde planlı ve taammüden, kiminde kazaen ve serseri bir kurşunla tehdit altındadır yaşamımız.
Pinpiriklendiği her suçun tepesine balyoz gibi inen zihniyet, tam "devletin bekası" tıraşıyla yeraltı cürmünü de aklıyordu ki, birey hakkını bayrak yapan sivil direnişin isyanına tosladı.
"Maşallah ne çalışkan Meclisimiz var" derken bir çuval inciri berbat eden çetelere özgürlük yasası o vetoyu yemese bile toplumsal direnç karşısında yiyecekti silleyi nasıl olsa. Yine de "bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz" mantığının vetosuna şaşırmamak elde değil.
Yıllardır devletin gözardı etmekten gözaltına almaya kadar uzanan tutumuyla cılızlandırılmış, köstek olunmuş sivil toplum direnişinin önü açık artık.
Bir deprem yüreğimizi dağladı. Yerin altından gelen sarsıntıları nasıl güçlü yapılarla karşılamaya hazırlanıyorsak yerin üstünden bireylere yönelenlere karşı da öylesine güçlü bir demokratik yapılanmayla donanmalıyız.
Unutmayalım ki; toplumları sarsan faylar, doğayı sarsan faylar kadar da affedici olmaz.
Hem de hiç olmaz.
İstikrar
Zeki Çol, haber, röportaj, tenkit ve serbest yazı dallarında çok sayıda ödülüe sahip. Kıldan ince bir tarafsızlık özlemi duyan spor aleminde hakkaniyetten sapmayan bir kalem erbabı Çol. Projeksiyonu aysbergin görünmez yüzünü didikler. Gazeteciliğe başladığı 1972'den bu yana Milliyet'te çalışıyor ve 12 yıldır Ankara Büro Spor Sorumlusu olarak görev yapıyor. Bu mesleğin, bazılarımızın yelkenlerini nasıl farklı şişirdiği anımsanırsa hayran kalınacak bir istikrar tablosu sergiliyor. Çol, yıldızların takımı Milliyet Spor'un teknik direktörü şimdi. Kupalar yine Milliyet'in artık.
|
|