6 Eylül 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Yağmur ATSIZ Fotoğrafı: 12038 bayt
Daha ne?

       Yazılarımı sürekli olarak okumak zahmetine katlananlar bilir ki ben Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını doğru bulmam. Öteden beri buna karşıyımdır. Gerekçem ise "ideolojik" değil "pratik"dir. Zira, halen birtakım yeteneksizlerin ve çapsızların elinde helak edilmesine rağmen "özgül ağırlığı" sayesinde büyük önem taşıyan ve bu önem önümüzdeki yıllarda kat - be - kat artacak olan Türkiye'nin, özellikle dış politika alanında Brüksel'den yönetilmesine karşıyım. Türkiye'nin; Doğu Akdeniz Havzası, Balkanlar, Karadeniz Çevresi, Kafkaslar, Ortadoğu ve Ortaasya'daki "hayati çıkarlar"ı ile Avrupa'nın çıkarları çoğu kez örtüşmez!.. Yani mesele ilk planda Türkiye'nin bir "Müslüman" ülke olup olmaması meselesi değildir. Çünkü aynı sebebler, Müslüman olmamasına rağmen, Rusya için de geçerlidir. Bugün Fransa, İtalya, İngiltere ve İspanya gibi ülkeler Türkiye'nin AB üyeliğine destek veriyorlarsa bu daha ziyade bizzat kendilerinin de AB içindeki "Dev" Almanya'ya karşı desteğe ihtiyaçları bulunduğundandır. Bakınız Avrupa Parlamentosu'nun 626 milletvekili, daha doğrusu orası "milletlerüstü" bir yasama organı olduğuna göre "meb'usu" vardır. Fransa, İtalya ve İngiltere gibi nüfusları 57 - 59 milyon arası değişen ülkelerin 87'şer meb'usu, 82 milyon nüfuslu Almanya'nın ise 99 meb'usu vardır. Eğer Türkiye hemen şimdi üyeliğe girecek olsa muhtemelen 90 - 92 kadar meb'us gönderirdi. 15 yıl sonraki meb'us sayısı ise herhalde yüzü aşkın olacakdı. Yahut sahiden üye olursa "olacakdır"... Almanya'nın yıllardır ve çoğu kez de Yunanistan'ı öne sürerek Türkiye'nin yoluna engeller çıkarması işte bundandır. Bugün bu politikayı artık terketmeye hazırlandığına dair emareler ise astarı yüzünden pahalıya gelmeğe başladığı içindir. Bir yandan ekonomik ilişkilerin zedelenmeğe başlaması, öbür yandan - hangi etnik kökenden olursa olsun - 2,2 milyon Türkün Almanya içindeki ağırlığı böyle bir rota değişikliğini zaruri kılmakdadır. Yunanistan'a gelince, Batı komşumuzun gerçek menfaatleri de Türkiye'nin tam üye olmasındadır. Zira Yunanistan'ın Türkiye'yi "zabt ü rabt" altında tutabileceği en emin arena AB'dir. Bir kulübe üye oldunuz mu artık o kulübün kurallarına uyacaksınız! Bunun lamı cimi yok!
       Başa dönecek olursak: Türkiye AB'ye tam üye olduğu takdirde elbet "Avrupa Gemisi"nin Kaptan Köşkü'nde muteber bir yer edinecek ve "Patron" Almanya'nın ağırlığını "nisbeten" azaltacakdır. Ama buna paralel olarak yukarıda saydığım bölgelerdeki hareket serbestisi de azalacak, hatta yok mesabesine inecekdir. Biliyorsunuz "Komisyon" bundan böyle bir bakanlar kurulu gibi ve ona benzer yetkilerle çalışacak. Tam üye olursa Türkiye tabii o Komisyon'da da üye bulunduracak ama bakalım Dışişleri Bakanlığı'nı Türkiye'ye verirler mi ve verseler bile o dışişleri bakanı öbür üyelerin istemediği bir politika izleyebilir mi? O bakımdan ben diyorum ki Türkiye AB ile en ileri düzeyde ekonomik ilişkiler kurmalı ve hatta parasını bile "Evro"ya bağlamakdan çekinmemeli, kültürel ilişkileri en üst düzeye çıkarmayı ihmal etmemeli, fakat siyasi bir bütünleşmeden şiddetle kaçınmalıdır. NATO kanalıyla, Avrupa'nın oluşturmaya başladığı askeri gücün içinde de zaten varız... Daha ne?


© 1999 Milliyet