|
|
Sağlık Bakanı'na "ima"... Nilgün CERRAHOĞLU
Sağlık Bakanı Osman Durmuş, "Sabah" gazetesinde Nuriye Akman'la yaptığı söyleşide (5 Eylül), "gedik - sur" meselelerini tartışırken şöyle diyor:
"Genel Başkanım'a illa milletvekili olma mecburiyetim yok, bana ima etmeniz yeter, hiç alınmam demiştim..."
"İma" ne kelime, okurlar günlerdir telefonlarımızı, fakslarımızı, e - postalarımızı yıkıyor: Osman Durmuş'a istifa diye. İnternette özel olarak "Osman Durmuş'u Durdurun" kampanyası adına bir site açıldı. Çok değil daha bundan üç gün önce sona erdi.
Bakan "ima" arıyorsa, internette "http://www.durdurun.org" sitesine bir giriversin. Ama hayır. "İma"yı o, "Genel Başkanı" Devlet Bahçeli'den bekliyor. Sıradan vatandaşı böylesine büyük bir trajedi karşısında bile bu kadar adam yerine koymayan ve hiçe sayan "lider sultasına" bundan daha somut örnek bulunabilir mi?
Haydi diyelim Türkiye'deki genel geçer "sistem" bu. Ve içinde yaşadığımız "liderler diktası" tüm partiler, liderleri ve bakanları için de geçerli. Ama Sağlık Bakanı aynı zamanda bir "hekim". Bununla eminim gurur da duyuyor. Ya afet bölgesinde konuştuğum bir hekimden gelen ve "e - posta"ma düşen (özetle yayımladığım) şu mektuba ne diyecek?
"Bir yere bir sürü insan yığmakla sorun hallolmuyor. ...(Deprem bölgesinde) verdiğimiz hizmet çok daha az elemanla ama iyi teçhizatla donatılmış bir ekiple çok daha kolay verilirdi. Hepimiz Hipokrat yemini ettik. Bizim işimizin ırkçılığı olur mu? Kim olursa olsun, (hangi ülkeden gelirse gelsin), aynı özveriyle sağlık hizmeti vermeye, bu hizmeti daha iyi vermek için herkesle birlikte çalışmaya mecburuz. Aksi bir durum bir hekim için asla düşünülemez.
Sizinle yaptığımız o kısa sohbette söyleyemediğimiz o kadar çok şey var ki!!! Ama ne yapacaksınız, sonuçta hepimiz, devlet memuruyuz ve bazı yasaklarla yaşamak zorundayız...
...Televizyonda İsrail Sahra Hastanesi şartlarını gözlerim dolu dolu izledim. Bir akşam önce yağmurda yıkılan çadırlarımızı, çamur içinde vermeye çalıştığımız sağlık hizmetini düşündüm. Sağlık Bakanı, (bizim yeterince doktorumuz var derken...) eleman açısından haklı olabilir ama teçhizat olarak eksikliklerimizi kimse görmezlikten gelemez.
Neden cerrahi müdahaleleri, şeker hastası takibini, her çeşit laboratuvar tetkiklerini, bunca uzman hekimin bulunduğu bir ortamda yapamadık? Neden süreli bile olsa yatması gereken hastaları, ambulanslara bindirip başka yerlere yolladık? Neden?
Ülkemizin şartları (yetersiz değilse) neden Bayındır Hastanesi, Amerikan Hastanesi gibi kuruluşlar var olabiliyor da, en çok bakıma ve ilgiye gereksinim duyan insanlara böylesine bir hizmet layık görülüyor?"
"Dil engeli" yüzünden hastayla yabancı doktor arasında iletişim kurulamayacağını söylüyor Sağlık Bakanı.
"Ekipler geldiği zaman hastanın ifadesini alamaz, reçete yazamaz. Hastayı konuşturup dinlemeyen bir doktorun faydası olmaz. Türkiye'deki ilaçlarla, Bulgaristan, Amerika'daki ilaçlar farklıdır..." diyor.
Mesele bu kadar basit değil anlaşılan. "Genel Başkan'ından" bir kaş göz işareti, ima bekleyeceğine; Bakan'a önerimiz kendisi gibi "Hipokrat yemini" etmiş, bu yemine sadık ve konuşmak cesaretine sahip - meslektaşları - hekimlerle oturup konuyu enine boyuna tartışmasıdır...
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net
|
|