6 Eylül 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Şükrü ELEKDAĞ Fotoğrafı: 6846 bayt
AB, Türkiye ve VIII. Kalkınma Planı

       Avrupa Birliği (AB), Türkiye'ye karşı iki boyutlu bir politika uyguluyor. Bunun birinci boyutu, tam üyeliğe giden yola aşılamayacak engeller koyarak Türkiye'nin AB bünyesinde tam ve eşit haklarla yer almasına mani olunmasını; ikinci boyutu ise, oyalama taktikleriyle Türkiye ile iplerin kopmasının önlenmesini öngörüyor.
       AB ülkeleri bu oyunu oynarken, kendi iç durumlarını da dikkate alarak, sırayla Türkiye'ye karşı olumlu ve olumsuz tavırlar koyan roller üstleniyorlar. Örneğin bir ara, Yunanistan ve Almanya ülkemizin önünü tıkarken, şimdi bu role soyunan İsveç "Türkiye'ye adaylık statüsü verilemez, çünkü hazır değildir..." diyerek Ankara'nın yolunu kesiyor.
       Gerçek şu ki, şu sıralarda adaylığımızı desteklediklerini her fırsatta açıklayan Fransa ile Almanya, AB içinde Türkiye lehine ağırlıklarıyla orantılı girişimlerde bulunmaktan kaçınıyorlar. Esasen, bu ülkeler de dahil olmak üzere tüm AB üyeleri, Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi sicilini düzeltmesi ile "Kürt sorununa" siyasi bir çözüm bulması konusunda ısrarlı bir tutum içindeler.
       Bir an için, bütün bu hususlarda Türkiye'nin tatminkar adımlar attığını farzedelim... O zaman, Türkiye AB yolundaki engelleri aşabilir mi? Kendimizi hiç aldatmayalım. Böyle bir durumda karşımızda Yunan vetosunu buluruz.
       PKK örgütünü yıllarca topraklarında besleyip eğiten ve Öcalan'a güvenli bir melce bulmaya çalışırken suçüstü yakalanan Yunanistan'dan deprem nedeniyle Türkiye'ye doğru yardım ve dostluk eli uzandı. Tabii ki bunda, teröre destek vermiş olmanın Yunan halkı üzerinde yaratmış olduğu eziklik ve utancın büyük payı var. Yine de bu iyi niyet gösterisi Türk halkını duygulandırdı. Ancak, Yunanistan'ın medyatik jestini, Atina'nın, Türk - Yunan sorunlarına bakışında bir değişiklik yaratacağı şeklinde yorumlamak safdillik olur. AB'nin siyasi desteğinden yararlandıkça, Atina'nın bu sorunları uzlaşıcı bir zihniyetle ele almasını, hukuk ve hakçalık ilkelerine dayalı çözümler benimsemesini beklemek gerçekçi olmaz.
       Atina, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini kendisi için en büyük felaket olarak görüyor. Çünkü, bu durumda, Atina, gerek Ege'de, gerekse Kıbrıs'ta gerçekleştirmek istediği hedeflerden tamamen vazgeçmek durumunda kalacaktır. Bu bakımdan, Atina'nın, Türkiye'nin AB'ye giriş yolunu tıkamak için vetosunu kullanmakta sonuna kadar direneceği bilinmelidir.

Çağı yakalama stratejisi

       Şu sırada Finlandiya'da toplantı halinde olan AB Dışişleri Bakanları, Türkiye'ye karşı yeni oyalama taktikleri oluşturmakla meşguller. Gerçek şu ki, AB'ye üyeliğimiz belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Bu 30 yılda da olabilir, 40 yılda da... Hİç de olmayabilir. Ancak, kesin olan, 21. asrın ilk çeyreğinde 26 Avrupa ülkesinin, çeşitli alanlarda bütünleşerek Avrupa Birleşmiş Devletleri'ni kurma yolunda önemli adımlar atacaklardır.
       Avrasya'nın tüm ekonomik, siyasal ve stratejik dengelerinde köklü değişikliklere yol açacak bu oluşumun dışında kalması Türkiye için çok ciddi sorunlar yaratacak niteliktedir.
       Bu durumu dikkate alarak, Türkiye AB kapısında onursuzca avunmak ve oyalanmak yerine AB ile ilişkilere alternatif bir yaklaşım oluşturmalıdır.
       Türkiye'nin Batı'ya dönük geleneksel politikasını değiştirmesi anlamına gelmeyecek olan bu yaklaşımın temel unsurları, tam üyeliğin gündemden düşürülmesi, AB ile ilişkilerin GB ile sınırlanması ve bir Çağı Yakalama Stratejisi'nin (ÇYS) uygulanmaya konması olmalıdır.
       ÇYS'nin temel hedefi, Türkiye'nin dünya ile bütünleşmesi, global ekonomiye entegrasyonunun sağlanması ve dünya standartlarını yakalamak olmalıdır.
       Teknolojik gelişmenin sağlanmasını, bilgi yoğun mal ve hizmet üretimini, kuralların işlediği bir ekonomik düzen yaratılmasını, insan kaynaklarının geliştirilmesini, kamu yönetim reformunun gerçekleştirilmesini ve ihracatta iddialı bir sıçramayı öngörecek olan böyle bir stratejinin uygulanabilmesi, Türkiye'nin istikrarlı makroekonomik politikalar izlemesine bağlıdır.
       Böyle bir strateji, tüm ekonominin yeniden yapılanmasını öngören yönlendirici nitelikteki bir planın kamu ve özel kesimin işbirliği ile oluşturulmasını ve uygulanmasını gerektirecektir.
       Kanımızca, 14 Ağustos tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "2001 - 2005 yıllarını kapsayacak VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı" hazırlık çalışmalarına iişkin genelge böyle bir atılım için gerekli zemini oluşturmaktadır.
       Genelgede, planın, "katılımcı planlama yaklaşımı çerçevesinde, kamu ve özel kesim ile sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin ve üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla" kurulacak 95 özel ihtisas komisyonu tarafından ortaya konacak raporlardaki değerlendirme ve öneriler ışığında hazırlanacağı belirtilmektedir.
       Başımıza gelen felaketlerin acı sonuçlarının temelinde geri kalmışlık yatıyor. Ülkemizin üstüne çöken geri kalmışlık enkazını bilimle, akılla ve teknolojiyle kaldırmaya çalışmalı ve VIII. Plan'ı bir yeniden dirilişin trampleni yapmalıyız.
       DPT Müsteşarı, değerli bilim adamı Profesör Güvenen'in deyimiyle "planı Atatürk'ün çağı aşma hedefi doğrultusunda, bir uygarlık projesi"ne dönüştürmeliyiz.



Yazara E-Posta: selekdag@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet