|
|
Çirkinlik ve güzellik
ŞUNU övünerek söyleyelim ki, bizim meslek yazılı olsun, görüntülü olsun, gazetelerle, televizyonlarla bu deprem sınavında çok iyi not aldı. Kızlı erkekli genç muhabirler, kameramanlar, fotoğrafçılar ilk defa karşılarına çıkan bu büyük sınavdan yüz akıyla çıktılar.
* * *
DEPREMLE ilgili bütün haberleri onlardan duyduk, okuduk, gördük. Bir de, gazeteci olmayan birinin gözlemlerini okumak ister misiniz?
Son seçimde İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı için ANAP'tan aday olan Ali Talip Özdemir, Adapazarı'nın Kavaklık bölgesinde kendisinin, dostlarının, çevresinin yardımıyla 500 çadırlık bir "çadırkent" kurmuş...
Bu çadırkente gidip, görüp, gelen Erdal Dumanlı "Gördüklerimi bir başlık altında toplayabilirim" diyor:
"Güzellikler ve çirkinlikler."
"Yardım çığ gibi akıyor ama koordinasyon olmadığı için, yardımların bir kısmı israf oluyor, bir kısmı da kötü insanların eline geçiyor. Herkes kendi getirdiği yardımı bizzat dağıtmak istediği için hemen kuyruklar oluşuyor, her kuyrukta da malum kişiler, bir kuyruktan öbür kuyruğa koşuyorlar. Kimler mi? Irkçılık yapmayayım, seyyar kalaycı esnafı dersem anlarsınız. Bunların yanında çok onurlu insanlar gördük, verileni almıyor, bende var, başkaları alsın, diyenler.
* * *
İKİ genç kız geldi, Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi'nden Psikolog Nevhan Varol ve şehir plancısı Elvan Gülöksüz, büyük bir çadır istediler, deprem şoku yaşayan çocuklarla bütün gün ilgilenip, oyunlar oynayacak, onları hayata alıştıracaklar, hemen çadır verildi. Çağdaş Yaşam'ın Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan'a da çalışmaları için çadır verildi.
* * *
İSMAİL Hakkı Kuter ve Galip Resul Mercan motosikletli iki genç, 45 tane seyyar duş kurmak istiyorlar. Peki, bunu nasıl temin etmişler, insanları inandırarak, yardım toplayarak..."
Bunlar güzellikler, ya çirkinlikler?
Olmaz olur mu, güzellik ve çirkinlik, ikiz kardeş.
* * *
ERDAL Dumanlı "içimden anlatmak gelmiyor" diye diye anlattı:
"Gece çadırda oturuyoruz, yöneticilerden biri geldi, birinin çadırında tam 25 teneke peynir yakalamış!
Biraz sonra aynı görevli geldi, bu defa iş daha büyük, beş kişi ganimetlerini bir kamyonete yüklerken yakalanmışlar... Meğer bütün gün, o kuyruk, bu kuyruk dolaşıp, topladıklarını bir çadıra yığıyorlarmış, hava kararınca da kamyonete yükleyip kaçırırlarken yakalanmışlar. Bunlar da kalaycı esnafından, kendileri lisan - ı münasiple uyarıldı, bir daha buralarda görünmemeleri söylendi."
* * *
PEKİ şikayet eden yok mu?
Hiç olmaz olur mu?
Böyle bir ortamda şikayet olmasa şaşırılır.
Ama bazen öyle şikayetler oluyor ki:
Bir televizyon kanalından Ali Talip Özdemir'e geldiler, yeterli yardım alamadıklarını söyleyenler varmış... Şikayetçiler çağırıldı:
"Çadırın var mı? Yatağın, battaniyen, gaz tüpün, çizmen var mı? Doktor, ilaç sıkıntın var mı? Üç öğün yemek yiyip, çay içiyor musun?"
Cevabın hepsi olumluydu.
O halde neyi şikayet ediyordu:
Meğer kendisinin şikayeti yokmuş ama, başkalarının olabilirmiş!!!
Yazara E-Posta: h.pulur@milliyet.com.tr
|
|