13 Eylül 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Taha AKYOL Fotoğrafı: 14404 bayt
Eski depremler

       İSTANBUL Araştırmaları dergisinin Bahar 1998 sayısında Doç. Dr. Fatma Ürekli'nin "1894 İstanbul Depremi" adlı ilginç bir araştırması var...
       Osmanlı tarihinde ilk büyük İstanbul depremi 2. Bayezid zamanında 16 Ocak 1489'da olmuş. Ardından 15 Ağustos 1509 depremi... O kadar büyük tahribat yapmış ki, "küçük kıyamet" olarak adlandırılmış:
       "Yer sarsıntılarının İstanbul ve civar şehirlerde (Edirne vb.) aralıkla kırk gün kadar devam ettiği, halkın dehşet içinde kalarak kapalı mekanları terk edip bağ, bahçe, sokak gibi açık yerlerde konakladığı, çoğunun dualarla meşgul olduğu anlatılmaktadır..."
       Osmanlı kaynaklarına göre:
       "Bu depremde 109 cami, 1070 ev yıkılmış... Deniz yükselip İstanbul ve Galata surlarını aşınca, şehrin birçok mahalleleri sular altında kalmış. Ölü sayının beş bin civarında olduğu belirtilmektedir."
       Civardan 77 bin amele toplanarak enkaz kaldırma ve imar çalışmaları yapılmış. (Sf. 48)
       * * *
       KANUNİ zamanında İstanbul'da 30 Nisan 1557'de büyük bir deprem olmuş. Üçüncü Mehmet zamanında değişik tarihlerde üç büyük deprem...
       Sonra değişik padişahlar zamanında 1717, ardından 1652 yılı depremleri... 1754'te bir deprem daha...
       1766'da, o tarihe kadar İstanbul'un gördüğü en büyük deprem...
       Temmuz 1790'da, Şubat 1806'da, Şubat 1837'de ve Eylül 1841'de yine İstanbul depremleri....
       Ve Dr. Ürekli'nin asıl araştırma konusu olan 10 Temmuz 1894 depremi... Abdülhamid zamanında... Öğle vakti saat 12.24'te peşpeşe üç dehşetli sarsıntı:
       "Bu depremin gelişinde yeryüzü dalgalı bir deniz üzerindeymiş gibi sallanmıştır. Bu üç sarsıntının merkezlerinin, çok az bir sapma ile kuzeydoğu ve güneybatı istikametinde olduğu tesbit edilmiştir."
       Fenni heyet raporuna göre:
       "Bu merkez bölge uzun bir hat şeklinde olup, büyük ekseni Çatalca'dan Adapazarı'na kadar ve İzmit Körfezi boyunca 175 kilometre uzunluğunda devam eder..." (Sf. 51)
       Bugünkü felaket de işte bu aynı fay hattından gelmiştir ...
       * * *
       ABDÜLHAMİD rejimi "halkı korku ve endişeye sevk edici bazı haberler yayınlayan yabancı gazetelerin memlekete sokulmaması için padişah iradesi çıkarmıştır." (Sf. 58)
       "Genellikle depreme dayanıksız evlerin bulunduğu Adapazı'nda depremin verdiği zarar daha büyüktür... İstanbul'da Kapalıçarşı harabeye dönmüştür.
       Depreme en dayanıklı binalar, ahşap binalardır. Ondan sonra tuğla ile yapılanlar olduğu tesbit edilmiştir." (Sf.60)
       Dr. Ürekli; deprem üzerine yapılan jeolojik çalışmalar, bina mühendisliği araştırmaları, bakanlıkların ve Belediye'nin fen heyetleri hakkında bilgiler veriyor. Öyle anlıyoruz ki, modern eğitim Abdülhamid zamanında modern bir bürokrasi yetiştirmişti.
       Abdülhamid öncelikle cami, kilise, mektep gibi binaların tamiri için emir vermiş.
       Yoğun yardım kampanyaları açılmış. Avrupa ve Amerika'dan da yardım gelmiş...
       Netice: Yüzyıllardır depremle yaşıyoruz. Cumhbaşkanı Demirel'in dediği gibi "Son on yılda beş büyük deprem" yaşadık...
       Ya bu aymazlığımıza ne demeli? Niye Japonlar gibi "depreme dayanıklı yaşama"yı öğrenip gerçekleştiremedik?! Dev bir kültürel sorundur bu!



Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet