|
|
Kıbrıs'ta bir ileri, bir geri...
Denktaş, bir haftadır temaslar yaptığı ABD'den bugün ayrılıyor. Bu ziyaret amacına ulaştı mı? Kıbrıs'ta gelinen noktada bir yenilik yarattı mı?
KKTC lideri, ziyaret sebebini, "BM Genel Sekreteri'ne, toplumlararası görüşme zemininde Klerides ile buluşmayacağımı söylemeye geldim. Doğrudan görüşmeler, bundan sonra ancak devletler arasında gerçekleşir. Bizim devlet olarak varlığımız kabul edilmeden, Rumlar ile yeniden masaya oturmayız" sözleriyle açıkladı.
Denktaş'ın New York'ta Kofi Annan ile yaptığı görüşme, Türk tavrını zaten aylardır bilen Genel Sekreter'in, bu mesajı ilk ağızdan dinlemesini sağladı. Amaç, Annan'ın "geri çevrileceği önceden belli bir daveti yapmasını önlemek, BM Genel Sekreteri'ni reddeden taraf konumuna düşmeden, girişimin önünü kesmekti."
KKTC lideri, Annan ile görüşmesinden ayrılırken, "Kendisinin, bize bu koşullarda bir davet mektubu göndereceğini sanmıyorum" dedi. Genel Sekreterlik'ten verilen bilgiler de, Annan'ın, "nasıl bir davet yapacağını henüz belirlemediği" yönünde.
Yine de, Annan'ın Güvenlik Konseyi'nin kendisine verdiği görevden tümden vazgeçmesi mümkün değil. Genel Sekreter'in Kıbrıs konusundaki görüşlerinin oluşmasında doğrudan etkili bir Batılı diplomatın deyişiyle, "Sonunda Güvenlik Konseyi ne derse o yapılacak. Konsey, Kıbrıs'ın kuzeyinde bir Türk devletinin varlığını, dolayısıyla da bizzat kendi kararlarının ihlalini kabullenebilecek durumda değil. Bu yapılamıyor diye, Kıbrıs'ta müzakere fikrinin terkedilmesi de düşünülemez."
Şimdi Türk tarafının umudu, Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne dönüp "kabul edilmesi mümkün" bir davetin koşullarını hazırlamayı istemesi. Ancak BM'deki Batılı diplomatın dediği gibi, "KKTC'nin devlet olarak kabulü" bu aşamada imkansız olduğundan, tahminler, Kıbrıs'ta "doğrudan müzakerelerin" yeniden başlayamayacağı, bunun faturasının da büyük ölçüde "Türk tarafına çıkarılacağı" yönünde.
Peki sonra ne olacak? Uluslararası topluluk, Türk tezinin belkemiğini oluşturan "Ortada bir sorun yok. Kıbrıs problemi 1974'te çözülmüştür" yaklaşımını, tabii ki benimsemiyor. Dolayısıyla "çözüm çabaları" sürecek.
Rum ve Türk basınında çıkan sayısız haberin aksine, öyle dörtbaşı mamur bir Kıbrıs planına sahip olmayan, şu andaki tek planı tarafları yeniden biraraya getirmek olan Clinton yönetimi, bir kez daha yaratıcı enerjisini "olmayanı oldurma" çabasına yöneltecek.
ABD'nin Kıbrıs ile ilgili yetkilileri, bu ziyaret sırasında Denktaş ile ayrıntılı görüşme imkanı buldular. Mesajları, "Eşitlik, tanınma, hatta konfederasyon arayışlarınızı gerçekleştirmenizin tek yolu yine müzakeredir. Biz, önceden belirlenmiş hiçbir kıstasa bağnaz biçimde sarılmadan, Kıbrıs'ta yeni bir oluşumun Türk ve Rum taraflarının eşit katkısı ile sağlanmasına destek vermeye hazırız. Mevcut uluslararası konjonktür, yeni bir fırsat sunuyor. Görüşmemek, fırsatı tepmektir" şeklindeydi.
ABD'li yetkililer, "asıl tıkanmayı federasyon - konfederasyon ikileminin yaratmadığını, her iki seçeneğin de ele alınabileceğini, dahası müzakerelerin nihai amacının, Rum yönetiminin Kıbrıs'ın tek egemen hükümeti olarak tanınmasına son verecek, adadaki Türk siyasi iradesinin uluslararası meşruiyetini temellendirecek bir formül bulmak olacağını" da vurguluyorlar.
Oysa bu argümanlardan hiçbiri, şu anda Türk tarafını ikna etmiyor. Denktaş, sadece "dolaylı görüşmelere açık"; bu görüşmelerin de, "Kıbrıs'ta iki devletin varlığının kabulünü hedeflemesi ve adada yapılması" gerektiğini söylüyor.
ABD ise, bir yandan G - 8'in belirlediği "doğrudan görüşme" fikrine sadık, bir yandan da, alternatif bir mekik diplomasisinin parametreleri üzerine kafa yoruyor. Ancak Washington'da ağır basan görüş, "Türkiye'de niyet olmadıkça, Kıbrıs'ta hareketin imkansız olduğudur." Bu niyetin, Türkiye'ye baskı uygulanarak yaratılması ise sözkonusu değil; Kıbrıs sorununun zorla çözülemeyeceğini herkes biliyor. Peki, ortada "havuç" var mı?
İşte asıl sorun da burada. ABD'nin "Kıbrıs Türkleri'nin iktisadi durumunun iyileşmesinden, bölgede kalıcı istikrardan" dem vurması, Ankara için yeterince cazip bir teşvik unsuru değil. Bir Türk diplomatının dediği gibi, "Kıbrıs Türkleri statükoya karşı ayaklanmadıkça ya da Avrupa Birliği kapılarını Türkiye'ye ardına kadar açmadıkça" Türk tutumunun değişmesi için neden yok. Her iki olasılık da çok zayıf olduğuna göre, Kıbrıs adımlarının "bir ileri - bir geri" devam edeceğini tahmin edebiliriz.
Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr
|
|