13 Eylül 1999 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Şükrü ELEKDAĞ Fotoğrafı: 6846 bayt
Atılması zorunlu adımlar

       "Kürtçe eğitimi, radyo ve televizyon yayınları serbest bırakılmalı" üst başlığıyla geçen hafta gazetemizin "Entellektüel Bakış" sayfasında yayımlanan yazım (10.10.1999) okurlarımdan bir hayli olumlu tepki aldı.
       Birkaç okurum ise, "doğru ama, bu adımlar şimdi mi atılmalı?" şeklinde özetleyebileceğim bir yaklaşımla önerilerimi sorguladı.
       Benim bu soruya vereceğim yanıt, "önlemlerin gecikmeden alınması zorunludur" olacak... Bu görüşüm şu gerçeklere dayanıyor:
       Birincisi, Avrupalı ülkeler, mücadelesini silahlı çatışmadan siyasal alana kaydırdığını ilan eden PKK'nın işlediği barışçı temaların samimiyetine inanmış görünüyor ve bu fırsatın değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Türkiye, her ne kadar PKK'ya güven duymuyorsa da, örgütün barışçı yaklaşımını sürdürebileceği varsayımına dayanan bir strateji oluşturma durumunda.
       Bu stratejinin, PKK'nın barışçı "motivasyonunun" büyük ölçüde Öcalan'ın yaşamını sürdürmesini sağlama açısından kaynaklandığını dikkate alması önem taşıyor.
       İkincisi, Avrupa'ya ahtapot gibi yayılmış ve çok etkin bir organizasyona sahip olan PKK, siyasal kisve altında bir suç şebekesi gibi faaliyet göstererek çeşitli gayrimeşru yöntemlerle büyük mali kaynaklar sağlamakta. Bu örgüt, sempatizanlarının da yardımıyla Avrupa Parlamentosu'ndan ve Avrupa Konseyi'nden ülkemiz aleyhine kararlar çıkartabilmekte, hatta hükümetlerin Türkiye'ye silah ambargosu uygulamasını sağlayabilecek kadar etkili olabilmektedir.
       Üçüncüsü, Avrupa medyası ile kamuoyu, Güneydoğu'daki duruma "mazlum ve hakları ellerinden alınmış bir halkın ayrılıkçı etnik savaşı", Öcalan'a da "kurtuluş savaşçısı" olarak bakma eğilimindedir. Bu durum ve Türkiye'nin insan hakları alanındaki kötü sicili PKK'nın siyasal mücadele alanında elini kuvvetlendiren unsurlardır.
       Bu hususlar dikkate alınırsa, önümüzdeki dönemde, Güneydoğu sorununa siyasal bir çözüm bulması hususunda Türkiye üstündeki baskıların ağırlaşacağı anlaşılır. Bu bağlamda, ülkemize yönelik eleştiri bombardımanının daha çok kimlik ve kültürel haklar alanında yoğunlaşması beklenmelidir. Zira, hasım çevreler, Türkiye'nin "Güneydoğu'da sürdürdüğü baskı ve zulmün ayrılıkçı bir devlet politikasından kaynaklandığına" hukuki zemin oluşturmak istemekte, bu iddialarını ispat için de Türkiye'nin Kürt vatandaşlarını Kürtçe eğitim ile TV ve radyo yayınlarından mahrum ettiğini ileri sürmektedirler.
       Bu bakımdan, Ankara'nın, söz konusu kültürel haklar alanındaki kısıtlamaları kaldırarak bölge halkının tüm Türk vatandaşlarına sağlanan bireysel hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlaması, hasım çevrelerin ellerindeki kozların alınması açısından yararlı olacaktır. (*)
       Fakat, bundan çok daha önemli olan, söz konusu önlemlerle, yıllardan beri olağanüstü hal uygulamasının yarattığı eşitsizlik ve yasakçılık ortamından bunalmış olan bölge halkının diline, kültürüne ve vatandaşlık haklarına saygı anlayışının tescil edilecek olmasıdır.

"İllegal" radyo ve TV'ler

      
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun basın mensuplarıyla yapmış olduğu sohbet toplantısındaki bazı ifadeleri hakkında yayımladığı bir açıklamada, Kürtçe yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarını "illegal" olarak nitelendirdi.
       Bizim anladığımız, Genelkurmay Başkanımız, söz konusu radyo ve TV yayınlarından bahsederken, Türkiye'nin bu konudaki esnek tutumunu sergilemek ve mevcut durumu yansıtmak istemişti. Oysa, Genel Sekreterlik tarafından yapılan açıklamadan sonra bu radyo ve TV istasyonları muhtemelen kapatılacak... Bu da, yukarda belirttiğimiz hususlar ışığında hiç de isabetli bir tutum olmayacak.
       Esasında mevcut uygulamayı "illegal" diye kesip atmak da hatalı. Çünkü bu alanda kanunlarımız çelişiyor. Şöyle ki:
       "Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun"un (RTK) 4/t maddesi, "radyo ve televizyon yoluyla yapılan yayınların Türkçe yapılması gerektiğini, ancak evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde haber iletilmesi amacıyla bu dillerin kullanılabilmesini" öngörüyor.
       Buna karşılık, Lozan Antlaşması'nın 39. maddesinin 4. paragrafı, "Herhangi bir Türk uyruğunun basın ya da her çeşit yayın konularında dilediği bir dili kullanma" özgürlüğünü tanımıştır.
       Bu çelişki, iç hukukumuz açısından kanun hükmünde olan Lozan Antlaşması'na nazaran daha yeni olan RTÜK'ün geçerli olacağı ileri sürülerek çözümlenmeye çalışılabilirse de, konu hakkında temel düzenlemeyi oluşturan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli belgesi olan Lozan Antlaşması'nın bu şekilde değerlendirilmesinin doğru olacağı hakkında ciddi kuşkularımız var.
       ---------------
       (*) Eğitim alanında atılacak adım, hükümetin, yabancı dil eğitimi hakkındaki 2923 sayılı kanunda öngörülen takdir yetkisini kullanarak, İngilizce, Almanca, Fransızca gibi yabancı dillerin yanı sıra, ülkemizde konuşulan Türkçe dışındaki dillerin de - ve bu meyanda Kürtçenin - yabancı dil olarak öğretilmesidir.



Yazara E-Posta: selekdag@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet