|
|
Altan Abi ve partisi...
Kadın gazetecilerin Altan Öymen, Yaşar Seyman ve Şule Bucak ile birlikte oldukları keyifli sabah kahvaltısından söz edecektim. Yine de edeceğim ama ne keyif kaldı, ne mutluluk. Mükemmel bir insan olan Ahmet Taner Kışlalı'nın suikasta kurban gittiğini öğrendiğimiz sabah, gencecik, pırıl pırıl arkadaşım, "çok az zaman kalmış, hemen şu işi ayarlamalıyım" diyerek, Amerika'nın green card kura çekimi için sağa sola koşuşturdu. Kışlalı'yı tanıdığını sanmıyorum. Ama üzüntüsü büyüktü, kızgınlığı ve şaşkınlığı üzüntüsünün üzerindeydi. "Umudum yok artık, bu ülkede hiçbir şey düzelemeyecek, elimizden bir şey de gelmiyor, peki niçin biz gençler burada kalalım da sürekli acı ve kızgınlıkla yaşayalım" dedi. Ona bir yanıt veremedim, söyleyecek bir söz bulamadım. O sırada ekranda Oral Çalışlar şöyle diyordu: "Ya fikirlerimizi söylemeyip kaçacağız bu ülkeden ya da bir gün bir bomba ile havaya uçurulacağız diye düşünerek yaşayacağız. Bizim kendi kendimizi korumak imkanımız yok ki." Yirmi yaşlarındaki genç kıza baktım... "Aydın, ilerici, demokrat ve fikirlerini özgürce savunan, kötülükleri cesurca eleştiren birisi olmazsan, bir köşeye çekilip, nasıl daha çok para kazanırım diye düşünürsen, olan biteni görmezsen, sormazsan, aldırmazsan paşa paşa yaşabilirsin burada" diye geçirdim içimden.
Dönersek CHP'nin sabah kahvaltısına... Altan Öymen de harika bir insan... Pek çok gazeteci de, partililer de ona "sayın başkan" değil "Altan Abi" diyor. Ama herkesin Altan Abi'si ne gariptir ki, "çok kibar, fazla efendi, böyle bir insan bu görevi başaramaz" diye eleştiriliyor. Böyle bir ülke olduk işte... "İyi insanlar politikada başarılı olamaz" diye düşünülen bir ülke.
CHP'nin Genel Başkan ve Genel Sekreter Yardımcıları ilk kez kadın. Bu kez CHP, kadınları reklam aracı yapmadan gerçekten ciddiye alan bir parti görünümünde. İnsan Hakları'nı her zaman gündemin ilk sıralarında gören bu parti, yeni yüzüyle "ilerici, aydınlık, insan haklarından yana genç"leri bünyesine alabilirse, bu insanların söz söyleyebilecekleri, söz dinletebilecekleri belki de tek parti olduklarını herkese iyice belletebilirse, yine hak ettiği yere gelecektir eminim. CHP gerçek bir sosyal demokrat parti. Altan Abi de "gerçek bir insan"... Onlara iyi şanslar diliyorum.
AIDS'i unuttuk
Deprem nedeniyle pek çok önemli konuyu unuttuk. Mesela AIDS tehlikesini. "Bana bir şey olmaz" diyen cesur Türk erkeklerine AIDS'i hatırlatmamız gerek.
Hatırlıyor musunuz, HIV virüsü kandan, cinsel ilişki ile ve anneden bebeğe bulaşıyor. Bir kısım Türk insanı ise, paralı seks yaparken bile, "aman ne çapkın bir erkeğim" diyerek kasım kasım kasılırken hiçbir korunma yöntemi denemiyor. AIDS'ten, hastalıklı bir insanla aynı odada bulunmamak, elini sıkmamak, aynı tuvalete girmemek, kucaklaşmamakla korunacağını sanıyor. Oysa AIDS bu şekilde bulaşmıyor.
AIDS Savaşım Derneği, gerçekleri anlatabilmek için savaşıp duruyor. Eğitici broşürler, panellerle AIDS'i anlatıyor. Adeta "prezervatif kullanın" diye yalvarıyor. Prezervatif reklamları başlıyor ama bu reklamlar son derece gizemli sözcüklerden oluşuyor. Ne hikmetse reklamlarda "prezervatif" kelimesi kullanılmıyor.
AIDS Savaşım Derneği'nin öğretici broşürlerinden birinde, her an her yerde, her kim olursa sevişmeye hazır beyler için "Prezervatif taşımaya ve kullanmaya alışın. Kağıt mendil gibi günlük alışkanlığınız olsun" deniyor. Ama ne yazık ki bu cesur beylerin korunmadığı, prezervatif satışlarından biliniyor.
AIDS'in cinsel yolla bulaşmasından korunmanın tek yolu "HIV taşımayan kişi ile karşılıklı sadakate dayalı ilişki kurmak..." Bunu geçiniz!.. Geçiniz de kadının sadık, erkeğin sadakatsiz olduğu durumlarda ne olacak? Kadının kocasına prezervatif taktırması gerekiyor ki, hangi koca bunu kabul eder? O zaman geriye, çapkın beylerin mutlaka korunması kalıyor.
Çünkü artık biliyoruz ki AIDS hastalığı yalnızca fahişelerden, eşcinsellerden, uyuşturucu kullananlardan geçmiyor. Tertemiz, şık insanlarda da AIDS bulunabiliyor.
AIDS Savaşım Derneği tüm dernekler gibi paraya muhtaç. Onlar şimdi bir Gençlik Evi kurma telaşındalar. Burada gençleri yönlendirmeyi, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilendirmeyi düşünüyorlar. Fazıl Say dernek yararına piyano resitali vermeyi kabul etmiş. Şimdilerde 12 Aralık'taki Fazıl Say konseri için sponsorluklar aranıyor. Ana sponsorluk 15 bin dolar. Toplu konser bileti alma şeklinde de sponsorluk olabiliyor. Bir davetiye için bağış ise 20 milyon lira.
Sanırım dernek bu yardımları alacaktır. Çünkü artık biliyoruz ki sivil toplum örgütlerimiz çok önemli. Onları yaşatmamız gerek.
Veteriner sevgisi...
"Ben veterinerleri çok severim. O kadar severim ki, bir sürü veterinerim olsun onları evde besleyeyim, büyüteyim isterim" diye söze başlasam, çoğunuza tuhaf gelir değil mi... Oysa tuhaf değil. Bir veteriner hekim olan DSP Balıkesir Milletvekili Numan Gültekin'den öğrendim ki, "veteriner" Latince hayvan demektir, doktorları kastettiğimiz zaman veteriner hekim sözcüğünü kullanmamız gerekir...
Geçen hafta problemli damarlarıma hiç bakmadan "cart" diye giren laboranta "veteriner gibisiniz" dediğimi yazmıştım... Numan Gültekin de beni bunun için aradı, bu açıklamayı yaptıktan sonra "Veterinerler hayvanlara büyük şefkatle yaklaşırlar, bu meslek dünyanın en eski mesleklerinden biridir. İlk kez 1762'de Lyonn'da fakülte kuruldu. Türkiye'de ise 1842'de. Bu yıl veteriner hekimliğin akademik düzeyde kuruluşunun 157. yılını kutlayacağız" dedi.
Moda'daki Friends Veteriner Kliniği sahibi Güven Selbes de yolladığı e - mail'de yavru kedi ve köpeğin damar kalınlıklarının benim saç telimden daha kalın olmadığını hatırlatarak, "O bölgenin dezenfeksiyonunu yapar, sonra flaster ile kapatırız. Siz kan alınırken kolunuzu dümdüz uzatıp hareketsiz tutarsınız, biz ise her çeşit direnişi gösteren hayvanların canlarını acıtmadan müdahalemezi yaparız... Siz kötü kan alan laborantı bir veteriner hekime benzetirken lütfen hatırlayınız ki biz beş sene üniversite okuyarak veteriner hekim oluyoruz" dedi.
Eskişehir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Deniz Gürer benzetmemden ötürü "incindiğini" yazdı ve "çok ilginçtir ki muayenehanemde baktığım sokak hayvanları da dahil tüm canlılar için bana her zaman 'keşke insanlara da böyle özen gösterilse' diye övgülü sözler söylenirken hayvanları rahatlıkla incitebileceğimizi düşünmenizi kabul edemedim" dedi.
Petlife Veteriner Hekimleri adına e - mail yollayan Serhan Balkan da, bir gün kendilerini ziyaret etmemi ve çalışmalarını görmemi rica etti.
Bir zamanlar kedileri ve köpekleri olan birisi olarak, veteriner hekimlerin hayvanlara gösterdikleri özeni çok iyi bilirim. Beni arayan aramayan tüm veteriner hekimleri sevgiyle kucaklıyorum. Aslında ne demek istediğimi anlayarak, beni sevgiyle uyardıkları için onlara teşekkür ediyorum.
Yazara E-Posta: d.asena@milliyet.com.tr
|
|