23 Ekim 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Derya SAZAK Fotoğrafı: 7766 bayt
Hesaplı şiddet

       Ahmet Taner Kışlalı, "Siyasal Çatışma ve Uzlaşma" yapıtında "terörizmin sosyolojisi"ni şöyle anlatır:
       "Terörizm hesaplı bir şiddettir. Amacı olabildiğince çok insan öldürmek değil, kitlelerin eylemlerinden etkilenmesini sağlamaktır. Kitlelerin, dehşete kapılmasını, bir umutsuzluk içinde teröristin isteklerine boyun eğilmesinden başka çare olmadığını düşünmesini sağlamaktır."
       Ilımlı, hoşgörülü bir bilim adamının, "ortak korku yaratmak" diye tanımladığı terörizmin son kurbanı olarak seçilmesi, "ders notları"nda değindiği gibi topluma "dehşet salmanın" en acımasız yolu değil mi?
       Ahmet Taner Hoca, Türkiye'de yaşamanın pratiğine rağmen "bir gün kendi başına da gelebileceği" duygusundan uzak şunları yazıyor:
       "Terörist için şiddet bir amaç değil, araçtır. Örneğin sıradan bir katil, bir insanı ölmesini istediği için öldürür. Terörist içinse önemli olan, o insan ya da insanlar değil, onları öldürdüğü zaman toplumda yaratacağı etkidir. Atilla Yayla'nın da altını çizdiği gibi, terör eylemlerinde psikolojik sonuçlar fiziksel hedeflerden çok daha önemlidir."
       Kuşkusuz, Kışlalı'nın siyasi kimliğinin hedef seçilmesinde doğrudan etkisi var:
       Uğur Mumcu gibi, Ahmet Taner Kışlalı da, Cumhuriyet gazetesinde laik ve Atatürkçü çizgisiyle, radikal İslam'a, köktendinciliğe karşı aydınlık Türkiye'nin savunuculuğunu yapıyordu.
       Akit gazetesinde 13 Mayıs 1999 tarihinde Nazilerin başvurduğu "soykırım" yöntemlerini anımsatacak şekilde üzerine "çarpı işareti" konulmuş bir fotoğrafının yayınlanması ve terör yanlısı rakikal örgütlerin hedefi haline getirilmesi soruşturulması gereken bir durumdur.
       IBDA - C, İslami Hareket gibi örgütlerden kuşku duyulması da bu yüzdendir.
       Oysa Kışlalı, ölüme giderken bile, "Hayat Güzeldir" diyen Roberto Benigni gibi gülümseyen yüzüyle şiddete nanik yapan bir barışseverdi. Onun yaşamına kıyanlar, geride kalanlara el sallayan hoşgörü ve uzlaşma abidesi bu insanın düşüncelerinin yok edilemeyeceğini görmüyorlar mı?
       "Demokrasi ve laiklik, insanların inançlarına göre yaşamalarına, inançlarının gereğini yerine getirmelerine engel değil. Böyle bir toplumda insanlara namaz kıldıkları, oruç tuttukları, camiye gittikleri için baskı uygulanmaz. Öyleyse köktendinci akımlar niçin laikliğe ve demokrasiye karşı çıkıyorlar?
       Çünkü, bu akımlar kendileri için özgürlük istemiyorlar; başkalarının da kendileri gibi davranmaya zorlanması hakkını, yani başkalarının özgürlüklerinin ellerinden alınacağı bir düzen istiyorlar. O düzeni bir kez kurduktan sonra da, değiştirilmesine izin vermemeyi doğal sayıyorlar."
       Ahmet Taner Kışlalı'yı bugün son yolculuğuna uğurlayacağız.
       Artık gün saymak istemiyoruz!.. Türkiye bu defa, "faili meçhul" ayıbına son vermeli. 21'inci yüzyıla bu utançla giremeyiz. Meclis'te gazeteci kökenli onca milletvekili var; Başbakan, "basın şeref kartı" taşıyor. Cumhurbaşkanı, Uğur Mumcu suikastını aydınlatmak için "namus sözü" veren hükümetin başı. Olaf Palme, Kennedy örneklerini unutun. Bir komplo varsa çıkarın. Kuşkuları dağıtmanın, tereddütleri gidermenin yolu suikastı aydınlatmaktan geçiyor.
       Cumhuriyet'in aydınlarını koruyamıyorsunuz, bari katillerini bulun. Kısa sürede sonuç alınamazsa, Kışlalı dosyasının da, rafa kalkacağını görür gibiyiz. İnşallah yanılırız!


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet