23 Ekim 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Umur TALU Fotoğrafı: 13736 bayt
Yol almak için

       1970'lerde, ABD'de Arizona Republic gazetesinden Don Bolles otomobiline konan bombayla suikasta kurban gittiğinde gazeteciler sadece tepki değil, refleks de gösterdi.
       ABD'nin dört bir yanından gazeteciler bir araya gelip ekipler oluşturdular. Hepsi ayrı medya kuruluşlarındandı. Kimi zaten görevlendirilmişti, kimi de normal mesailerinin dışındaki zamanlarını ekip çalışmasına sunmuşlardı.
       Öncelikle Bolles'ın araştırdığı konuyu deştiler. Katillerin izleri orada olmalıydı.
       Sabırla yürüttükleri araştırmadaki bulgularını, hem kendi gazetelerine, TV'lerine verdiler, hem de diğerlerine bedelsiz aktardılar.
       30'dan fazla gazeteci, 26 gazetecilik örgütünün ve bazı sivil toplum kuruluşlarının desteğinde aylar boyunca binlerce belge, bant inceledi, yüzlerce görüşme yaptı; bunları 46 bin endeks kartında topladı.
       100 bin kelimelik seri yazılar ortaya çıktı.
       Sonuçta, üç katil ile azmettiricileri belirlendi.
       Buna, katkıda bulunanlar bakımından tarihin en kapsamlı araştırmacı gazetecilik örneği dendi.

       . . .

       Ortak çabalarındaki olağanüstülüğe rağmen, ABD'li gazeteciler yine de "belirli" bir güzergahta gitmenin kolaylığını yaşadılar.
       Bolles'ın son araştırması arazi spekülasyonları ve imar rantları üstüneydi. İzler de buradan sürüldü.

       . . .

       Bizdeki cinayetlerde, suikastlarda ise bu kolaylık yok.
       Ters orantı yönteminin, yani sadece açık karşıt, açık düşman üstüne akıl yürütmenin yanıltıcı olabileceğini biliyoruz. Adayımız ve odağımız bol.
       Kaldı ki, ulaşılabilecek kayıtlar, belgeler yönünden de yoksul olduğumuz söylenebilir.
       İstihbarat ve Emniyet birimlerinin, Afrika'da dahi "çok başarılı" operasyonlar yürütebildikleri halde, sarsıcı, çarpıcı faili meçhul cinayetlerde nal topladıklarını ya da o birimlerde birileri marifetiyle nal izlerinin yok edildiğini biliyoruz.

       . . .

       Zanlıyı, suçluyu bulup çıkarmak tabii ki öncelikle bu birimlerin ve hukuk adamlarının görevi.
       Ancak bizim üstümüze düşenler de var.
       Tabii ki sadece onlar gazeteci olduğu için değil, ama bu nedenden de ötürü, güçleri, kanıtları, bulguları birleştirmek gibi bir görev mesela.
       Bu, cinayetleri aydınlatmak işleviyle sınırlı değil.
       Belki nihai sonuca sadece bu yolla da ulaşılamaz.
       Ancak, böyle bir güç, dayanışma ve ortak çaba ile kararlılığın sergilenmesi, işi resmen bu olup kekeleyenleri, ayak sürenleri de zorlayacaktır.
       Kaldı ki, bu herhangi bir polisiye olayın aydınlatılmasından da ibaret değil.
       İster "terör", ister "provokasyon", ortak kanaatimiz, ülkenin ufkunun karartılmak istendiği yönünde değil mi?

       . . .

       Abdi İpekçi, kimliğinin, kişiliğinin "hedef" olması yanında, bu tür izler üstünde de çalışırken öldürüldü.
       Uğur Mumcu, İpekçi cinayeti de dahil, karmaşık bir kaçakçılık - terör - yeraltı - devlet - dış odaklar ağı üzerindeydi.
       Onların bitiremedikleri işler ama bitirilen hayatları önümüzde bir borç olarak duruyor.
       Susurluk sıcaklığı sırasında bu yönde bazı çabalar oldu.
       Faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin yakınları da dayanışma ve hukuku canlandırma girişiminde bulundular.
       Yine de çabalar güçsüz, dayanışmasız kaldı.
       Nefret söylemlerinin ötesinde, yol alabilmek, bu gücü birbirimize vermek için kanallar, bir araya geliş biçimleri bulmak gerekiyor.
       Sadece sunulanlarla, olayların tasvir ve açıklanış biçimleriyle yetinmeyecek kadar şerbetli, deneyimli değil miyiz?


© 1999 Milliyet