11 Kasım 1999 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
   SİNEMA
   KİTAP
   MÜZİK
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Sting ve Chris de Burgh: İki yıldızın iki yeni albümü

Orhan Kahyaoğlu


san1.jpg        A&M firmasının iki yıldız şarkıcısı Sting ve Chris de Burgh'ün yeni albümleri, eylül sonlarında birer hafta arayla ayınlandı. Üç - dört yıllık aralardan sonra yayınlanan bu albümler, ekim ayı boyunca dünyada ve Türkiye'de büyük yankılar uyandırıyor. Müzikal açıdan yenilikler getirip getirmedikeri ayrı bir tartışma konusu. Ama, bu şarkıcıların müzikal tavırlarını, seslerindeki özgün renkleri özleyenler için, albümleri bugünlerde büyük ilgi görmekte.
       Sting, yeni albümüne "Brand New Day" adını vermiş. Kendi müzikal birikiminin özeti olan, önceki altı albüm gibi, bu çalışmada da dünyanın dört bir yanında varolan müzikal kaynaklardan kıyasıya yararlanmış. Ritmik unsur, çoğu eski şarkılarında olduğu gibi, bu albümdeki parçalarda da ağırlığını koymuş. Bazı parçalarda Miles Davisvari ekolara rastlanıyor. Dünya folklöründen popa dönüşen çizgilerden esin almış. Örneğin Cezayir folk ve popu bunlardan biri. Özellikle "Fill Her Up" adlı bestesindeyse, Amerikan Country müziğine bir selam yolluyor. Birçok parçada küçük kesitler olarak, caz tınılarına rastlamak mümkün. "Brand New Day"de, birçok ünlü müzisyen ve şarkıcı Sting'e destekte bulunuyor. Bu isimler, James Taylor, Stevie Wonder, Branford Marsalis, Chris Boti ve Cezayirli yıldız Cheb Mami. "Desert Rose" adlı parçada Cheb Mami'nin de katkılarıyla, oryantal renkler taşıyan bir müzikalite çıkmış ortaya. Sting, bu yolla müzikal kültüre ilişkin kıtalararası bir köprü kurmuş.
       "Big Lie, Small World" adlı bestedeyse, Latin ritmlerinin özel etkisi dikkat çekiyor. Bossa Nova müziğinin onun pop tavrındaki özel yerinin altı bir kez daha çiziliyor. "Tomorrow We'll See"de yaylıların zarafeti; "Perfect Love"daysa derin funk unsurlar dikkat çekmekte. Görüldüğü gibi, Sting, dünyanın dört bir yanını besteleriyle geziyor. Sting'in fikirsel açıdan albümdeki en önemli vurgusu, aşk'ın yine kutsanması. Ama, bu kez kırgın, umutsuz değil, optimist bir aşk algısının parçalara sinmesi. Tüm bu değindiğimiz özellikler, çok özel bir müzikal ayrıcalığı beraberinde getirmiyor. Tek yeniliği fikirsel. Ama, bu optimist tavrı desteklemek içimizden gelmiyor. Yumuşak, keyifli, romantik besteler bunlar.
       Chris De Burgh'ün yeni albümü "Quiet Revolution" için de aynı yorumlarda bulunmak mümkün. Albümdeki on beş yeni beste içinde çok parıltılı olanları var. Müzikalitesindeki özel keyiften bir şey yitirmemiş. Ama, onun özellikle 1980 ortalarından bu yana yeşeren özel romantizmini pek değiştirmemiş. De Burgh'ün 1975 - 80 yılları arasındaki daha radikal, daha felsefi tavrı yeni öykülerinde, bu eski derinliği yakalayamamış. Dinsel ve mitolojik ögeler yeni şarkılarda çok az hissediliyor. Bazı bestelerse eskilerine çok benziyor.
       Yine de sanatçının doygun tavrını simgeleyen, çağrıştıran şarkılarla da karşılaşıyoruz. Albüme adını veren "Quiet Revolution" bunlardan biri. "Living in the World" ise müzikal açıdan yeni ve kişilikli bir rock'n roll parça. "A Woman's Heart"daysa müzikal doku kadar şiirsellik de çekici. "Saint Peter's Gate" adlı parçaya gelince, onun özündeki mistik felsefeye en iyi göndermeler yapan şarkı bu. Arka vokaller, bu parçaya ayrı bir tat taşıyor.
       Albümde "beat" bir hava yine de esiyor. Önceki albümü "Beautiful Dreams"den farklı olarak, kapsamlı orkestra değil, grup müziğine özen göstermiş. İyi de yapmış. Çünkü, bu albüm müzikal açıdan büyük yenilikler getirmese de, De Burgh'ün müzik tavrını önceki birçok albümden daha iyi yansıtıyor.


© 1999 Milliyet