20 Kasım 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Birey hakları esastır

Azınlıklar Yüksek Komiseri Max Van Der Stoel'e göre AGİT yükümlülükleri

Cengiz Aktar


ent.jpg        1975 Helsinki Nihai Senedi'ni Hollanda Dışişleri Bakanı olarak imzalayan Max Van Der Stoel, 1992'de kuruluşundan bu yana AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri. Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Cengiz Aktar'ın İstanbul Zirvesi dolayısıyla ülkemizde bulunan Van Der Stoel ile yaptığı görüşmeyi dikkatinize getiriyoruz.

       1990 Kopenhag Belgesi uyarınca AGİT'e üye devletlerin, ülkelerindeki etnik, kültürel, dilsel ve dinsel azınlıkların kimliklerini korumaları ve geliştirmeleri için gerekli koşulları sağlamaları gerekiyor.

       * Ulusal, etnik veya kültürel kimliklerin, ülke sınırları içinde korunmaları ve özgürce ifade edilmelerinin önemini hep vurguluyor ve bunun bir ülkede istikrarı korumak için en iyi yol olduğunu söylüyorsunuz. Açar mısınız?
       1990 Kopenhag Belgesi uyarınca AGİT'e üye devletlerin, ülkelerindeki etnik, kültürel, dilsel ve dinsel azınlıkların kimliklerini korumaları ve geliştirmeleri için gerekli koşulları sağlamaları gerekiyor.
       Bazı devletlerin, azınlık kimliklerinin korunmasını dengeleri bozacak nitelikte bir siyaset olarak gördüklerini biliyorum. Ancak, tecrübe gösteriyor ki esas gerilime neden olan, kimlikleri tanımak değil inkar etmek.
       Eğer azınlıklar, devletin sınırları içinde kimliklerini ifade etme, koruma ve geliştirme hakkına sahip olurlarsa, çıkarları devlet tarafından gözetileceği için kendilerini güvende hisseder, bu sayede toplum hayatına daha iyi uyum sağlar.
       Aksine, eğer azınlıklar, kendilerini içinde bulundukları toplumun üyeleri olarak kabul etmezlerse, kimliklerini korumak ve geliştirmek için kendi başlarına davranabilir ya da bir "hısım ülke"nin desteğini arayabilirler. Bu da genellikle ortak dil, tarih ve kültüre sahip komşu bir ülkedir.
       20. yüzyıl, bu durumda neler olabileceğini gösteren örneklerle doludur. Bu yüzden eğer azınlık kimlikleri, mevcut devlet içinde korunabilirse, bununla ilgili sorun daha az siyasallaşacak; bütün tarafların ilgisi ortak çıkarlar üzerinde odaklanacaktır.

       * Kopenhag Belgesi'ne göre azınlıklara kültürel haklar tanınması, azınlığın resmen tanımasını gerektirmiyor. Kopenhag Belgesi'nin, azınlıklara mensup yurttaşlarına bireysel temelde kültürel haklar tanıyabilecek olan, ama anayasasını değiştirmeyecek Türkiye gibi ülkeler için ufuk açtığı söylenebilir mi?
       Azınlıkları ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirirken devletlerin bir şeyler bağışladıkları ya da yitirdikleri hissine kapılmamaları gerekiyor. Azınlıklara haklar "verilmesi" devletlerin elinde değil. Azınlıklar o haklara zaten sahipler. Kopenhag Belgesi'nin 31. maddesinde açıkça şöyle denmektedir: "Ulusal azınlıklara mensup kişiler etnik, kültürel, dilsel veya dinsel kimliklerini özgürce ifade etmek, korumak ve geliştirmek; kültürlerini, istekleri dışındaki her türlü asimilasyon çabalarından bağımsız olarak korumak ve geliştirmek hakkına sahiptirler".
       32. maddede ise: "Ulusal bir azınlığa ait olmak, kişinin bireysel tercihidir ve böyle bir tercihin ifadesi ve uygulanması kişi için bir dezavantaj oluşturmamalıdır".
       Kanun önünde eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması esasları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14. maddesinde de yer alır.

       * Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği'nin 1992'de kuruluşundan bu yana AGİT coğrafyasında etnik çatışmaların önlenmesi konusunda önemli sonuçlar elde ettiniz. Azınlık dillerinin özgürce ifade edilmelerine yönelik girişimleriniz ne denli etkili oldu?
       Görevimin başından bu yana etnik sorunlarla ilgili birçok konuyla ilgilendim ve çalışmalarım şu anda AGİT'e katılan 10'dan fazla devleti kapsıyor. Komiserlik, özel sorunlar yanında, konunun genel sorunsal çerçevesinde de etkinliğini sürdürüyor. Örneğin, tanınmış uzmanlardan, ulusal azınlıkların dil ve eğitim haklarıyla ilgili, bu azınlıkların gündelik hayata etkin olarak katılımını içeren genel öneriler getirmelerini istedim.
       Bu yıl katılımcı devletlere gönderilen bir soru kitapçığına dayanarak AGİT coğrafyasında ulusal azınlıklara ait kişilerin dilsel haklarıyla ilgili bir rapor yayımladım.
       Haklarının giderek daraltılmasından şikayetçi olan Slovakya'daki Macar azınlığa dikkat çekmek isterim. Geçen yıl boyunca bu olumsuz süreç değişti ve benim önerilerimi esas alan Slovak hükümeti, parlamento tarafından onaylanan, azınlık dillerinin resmi iletişimde kullanılmasına yönelik yeni bir yasa hazırladı.

       * Slovakya'da Macarca ile ilgili girişiminiz, AB'ye aday olan bu ülkenin üyeliğin siyasi kriterlerini yerine getirmesini sağladı. Benzer bir girişim Türkiye'de Kürtçe için de söz konusu olabilir mi?
       Azınlıklarla ilgili yeni kanun ve diğer olumlu kararları, Slovakya'nın AB'ye kabul sürecini hızlandırıyor. Bu husus, Aralık ayındaki Helsinki Zirvesi kararlarına da şüphesiz yansıyacaktır. Ofisimin bu gibi sorunlarla ilgili olarak belli bir ülkeyle ilgilenmesi bazı faktörlere bağlı. Ancak AGİT'e taraf olan herhangi bir devlete ulusal azınlıklarla ilgili konularda yardıma her zaman hazırım.

       * Geçen yaz Chatham House'da iki yeni kavram ortaya attınız: "Coğrafi Olmayan Özerklik" (Non - Territorial Autonomy) ve "İç Kendi Kaderini Tayin Hakkı" (İnternal Self - Determination). Bu kavramlar AB'nin hazırlamakta olduğu Temel Haklar Belgesi'ne dahil edilebilir mi?
       AGİT'in temel ilkelerinden biri, bir ülkenin toprak bütünlüğüne saygı göstermektir. Kendi kaderini dışarıdan tayin, ayrılmanın kapısını açar, dolayısıyla bu ilkeye aykırıdır.
       Özyönetime yönelik birçok seçenek mevcut. Ademi merkeziyetçi ve yerel yönetimlere önem veren yaklaşımlar bu seçeneklerden bazılarıdır.
       Seçenekler ülkeye göre değişirse de temel amaç, toprak bütünlüğünü koruyarak azınlıklara ülke içinde kendi geleceklerini tayin etme hakkını çeşitli yollarla sağlamaktır.
       Bu alanda örnek olması amacıyla İsveç'in Lund kentinden adını alan "Lund Önerileri"ni kaleme aldırttım. AGİT ülkelerince kabul göreceğini umduğum bu tavsiyeler ulusal azınlıkların kamu hayatına nasıl daha etkin bir biçimde katılmaları ile ilgili.

       * 1975 yılında Helsinki'de Hollanda Dışişleri Bakanı sıfatıyla bulunuyordunuz. Helsinki "Nihai Senedi" Avrupa güvenliği için bir dönüm noktası oldu. Aynı şey Kosova müdahalesi için söylenebilir mi?
       1975 Helsinki Nihai Senedi, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa tarihinde, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesinin, toprak bütünlüğüne saygı kadar önemli bir mesele olduğunun kabullenilmesi açısından bir dönüm noktasıdır.
       Kosova'da olanlarla Helsinki ortamını karşılaştırmak zor. Ancak, Kosova, Bosna ve çatışma yaşanan diğer yerlerden ders almalıyız. Bu örnekler çatışmaları önlemede erken atılacak adımların önemine işaret ediyor. "Bir gıdım önlem, bir okka tedaviye bedeldir" derler. Uluslararası camia, bunun öneminin farkında olsa da önleyici diplomasiye gereğince yatırım yapmıyor ve her defasında bunun bedelini pahalı ödüyor. Umarım uluslararası camia çatışmaların önlenmesine giderek daha çok önem verir.

© 1999 Milliyet