Siir gibi...
Cumhurbaskani, Mehmet Akif'le basladi Nazim Hikmet'le bitirdi...
Ve yine biz bize kaldik.
Yerin ustunu donusturemeyince, yerin altini tadil etmeyi kesfetmenin rehavetine alismis kafalarimizla.
Biz bize kalinca;
Hic utanmayiz.
Cunku, 76 yillik Cumhuriyet'in, bitmis soguk savaslarin, yikilmis duvarlarin, Avrupa kapilarinda bulunmanin, AGIT'lere ev sahipliginin yildizlari altinda sigliklarla sarhosuzdur.
. . .
Sairleri horlamanin, ezmenin, surundurmenin anti - tezinin, yani cagdas, "demokratik, laik, sosyal ve hukuk" devletine munasip karsiliginin, sairlere itibarlarinin sair olarak iade edilmesinden ibaret oldugunu saniriz.
Onlarin siirlerinin; misralari, beyitleri, kurallari, kuralsizliklari, kafiyeleri, sozcukleri, imgeleri disinda "siyasi ve sosyal bir cesitlilik"in de ifadesi oldugunu, yani oyle olmasi gerektigini kabul edemeyiz ki.
Herkesin ille sair olamayacagini; gorusunu, fikrini, inancini, inancsizligini, hayalini, idealini, kimligini, ideolojisini, hic olmazsa bir gun iade - i itibar umarak "edebi" olarak ifade edemeyecegini, ama herkesin bazen de "ebediyen" ustune titredigi bu akil - yurek unsurlarina saygi ve ifade kanali hak ettigini dusunemeyiz ki.
. . .
Gelgit AGIT'e katilan liderlerin en kidemlisi, taa 1975 Helsinki'sinden bu yana (Allah daha da uzun omur versin) ayakta, sadece ayakta da degil, basta kalip simdi Avrupa adayligi icin yeni bir Helsinki bekleyen Suleyman Demirel bunlari bilmez mi; bilir.
O 1975'lerden 1980'e yolculukta Nazim'in olusunun, bir dizesinin dahi "suc unsuru" sayilabildigi, 1990'lar 2000'e devrilirken bu ulkede Akif'in tartisma degil, kapisma - suclama - damgalama vesilesi olabildigini de bilir.
. . .
Mesele sairliklerinin duzeyi, siirlerinin hoslugu, yerelligi, evrenselligi degildir ki.
Mesele; fikrin, idealin, inancin, inancsizligin yok edilesi dusman sayilmasi yahut bizzat bunlardan kalkarak yok edilesi dusmanlar bulma sevdasidir.
Mesele, biri "Milli Mars"a imza atan, digeri evrensel degere ulasan iki sairin, siirleriyle yuceltilmesi degil, inandiklari ve umduklari ile temsil ettikleri siyasi - sosyal fikirlerin de hayat alani bulabilmesidir.
Mesele, iki sairin temsil ettikleri varsayilan "iki uc" arasinda genis, ucsuz bucaksiz "tek tip" milyonlarin bulundugu varsayimiyla kendini avutmak degil, tam tersine, siddet haricinde, her ucun, her farkli gorusun var olma ve konusma hakkina sahip olabilecegini kabul etmektir.
Mesele, herkesin toplumsal elestiri ve siyasete mudahale hakkini savunabilmektir.
. . .
Sairlerle ve Cumhurbaskani'yla basladik, oyle bitirelim:
"Bir degisiklik olacak yagmur mu gunes mi
Ozanlarin ozon tabakasi delindigine gore
Bir afet olacak tufan mi kurak mi
Yedi ustunde bir deprem Istanbul'u goturur
Olmenin adini anmiyoruz
Bir ihtimal daha var
O da yasamak mi dersin"
Yili 1991'dir. Sair, Can Yucel'dir.
Yil 1999 olur. Sairin elestirisi onu yine mahkemelik, yine hapislik yapmistir. Davaci Cumhurbaskani'dir. Sair olur. Onlar da yuceltir. Sonra deprem olur. Depremler. Istanbul titreyip durur.
En iyi ihtimal hep, yasamaktir. Ama insan gibi yasamak.
|