20 Kasım 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Duygu ASENA Fotoğrafı: 4766 bayt
Clinton amcamız...

       Clinton şefkatli, sevecen bir amca gibiydi. Hani öğüt veren kişiler derler ya, "aklına bir şey gelmesin, bunu senin iyiliğin için söylüyorum"... O da aynen böyleydi. Clinton amca, bizim iyiliğimiz için pek çok şey önerdi...
       Bütçemizin sağlam olmasını söyledi... "Düşünce özgür olmalıdır. İnsanlar kültürlerini ve inançlarını, başkalarının haklarına engel olmadan ifade etmelidirler" dedi. Sonra komşularımızla iyi geçinmemizi söyledi. "Geleceği belirlemenin ikinci yolu da Ege bölgesindeki gerginliği azaltmaktır" dedi. İnsan haklarının önemini, işkencenin çok kötü bir şey olduğunu, Avrupalıların arasına karışmak için, medeni olmamız gerektiğini anlattı. "Ama bunları onlar için değil, kendiniz için yapın" dedi. Deprem konusunda da bizi uyardı, sakin olmamızı istedi ve çelişkili ve abartılı tartışmalarla halkı panikletmemek gerektiğini hatırlattı.
       Aslında bu sevimli, yakışıklı amcanın dediklerini Türkiye'de de pek çok amca ve teyze söylüyor. Bütün bu söylenenlerin Türkiye'nin olumsuz yanları olduğu biliniyor ama nedense gelmiş geçmiş tüm hükümetler bir duvar gibi, görmüyor, duymuyor.
       Clinton amca ne yapmamız gerektiğini, o gerekenleri yapacak olan insanların gözünün içine baka baka anlattı, o kişiler de Clinton'ı ayakta alkışladı. Söylediklerini beğendiler ki alkışladılar. Dilerim, bugüne dek ilerici, aydın, sanatçı, yazar, Türk amca ve teyzelerin söylediklerini dinlemediler ama Amerikalı amcalarını dinlerler. Akıl bir tane aklın yolu da bir.

N'olur sakin olalım

       Allah aşkınıza aklınızı kullanın, aklınızı koruyun... Yok sular ısındı, kabarcıklar göründü, itfaiye araçları hazırlandı, yok Işıkara deprem olacak dedi, hastaneler boşaltıldı... Bunlara itibar etmeyin. Işıkara bu duruma "maksatlı söylentiler" diyor ama bence maksat falan yok bu işte, birkaç manyak var ya da birkaç eşek şakası seven, bunlar bir laf ediyor ve bu yayılıyor. Şaşırtıcı olan ise Türk insanının iletişim başarısı... Kötü bir haber inanılmaz bir hızla yayılıyor... Ve kötüye inanma eğilimi de şaşılacak boyutlarda.
       Evet "bilim adamları" birbirleriyle tartışıyor... Bu çok sevimsiz bir durum... Tartışan iki uzman arasında şu sözleri duydum; Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, "Madem henüz bulgu yok, nasıl deprem bekleniyor dersiniz" dedi... Deniz Araştırma Koordinatörü İsmail Kuşçu da ona, "Madem bulgu yok, siz deprem olmayacak nasıl dersiniz" cevabını verdi... İnanılmaz bir şeydi bu...
       Bence artık bu tartışmaları dinlemeyelim. Bildiğimiz tek bir gerçek var, depremin önceden asla tespit edilemediği... Evlerimizden emin olacağız ve yatıp uyuyacağız... Asıl problem evlerine güvenemeyenlerde...
       Depremden sonra her şey değişecek diyenler ne yazık ki haklı çıkmıyorlar... Kötüler aynı kötüler, sersemler aynı sersemler ve ne yazık ki bunların zararları büyük. Nazım Alpman Düzce'den döndüğünde anlattı: "Adam, marketin arkasında yıkılan duvarı alelacele onarıyor, marketi ve üzerindeki beş katlı apartmanı için de temiz raporu alıyor... insanlar içinde oturmaya devam ediyor ama ne yazık ki son depremde bina yıkılıyor ve o market sahibi de dahil pek çok kişi ölüyor..."
       İşte asıl mesele bu. Işıkara'nın "depremle yaşamaya alışmalıyız" sözü herhalde "boş verin" anlamına gelmiyor... Deprem kuşağında olduğu bilinen Türkiye için bugüne dek yapılması gerekip de yapılmayanlara bugünden sonra dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Meclis'i dolduranlar bundan sonra ne yapacak bilmiyoruz ama en azından biz, kendimiz sağduyulu ve sakin olalım.
      

Şişlililer müşterimizdir...

       Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'le görüştük. Bana dedi ki: "Altı ay içinde Şişli öyle değişecek ki, arkadaşlarınızı Şişli'yi görmeye götüreceksiniz..." Ben de ona inandım, bugüne kadar yaptıkları ve projeleri güzel şeyler.
       Örneğin bir çiçek parası meselesi var ki çok hoş... Bugüne kadarki beş yıllık süre içinde belediye tam bir milyon dolar çiçek parası harcamış. Bugünden sonra belediye yine çiçek yolluyor ama şöyle; Şişli Belediyesi Evlendirme Müdürlüğü'ne (yani nikahlara) gelen çiçeklerin üzerine Mustafa Sarıgül yazıp gönderiyorlar, böylece hem o çiçekler ziyan olmuyor, hem de çiçek gideri sıfırlanıyor. İyi fikir.
       Projeler arasında kadın konuk evleri açmak da var. Sarıgül, "21. yüzyıla girerken mutsuz, dayak yiyen, evinden atılan, üstüne kuma gelen kadın imajı artık kalkmalıdır" diyor. Eğitim Gönüllüleri'yle birlikte belediyede kültür bölümü açmışlar, kadınlara çeşitli kurslar vermeye başlamışlar.
       Dört ay içinde tamamlanması öngörülen bir başka proje de "şehirde görüntü kirliliğine son" başlığını taşıyor. Rumeli Caddesi pilot bölge. Bu caddede o korkunç reklam tabelalarının tümü kaldırılacak. Bunların yerine Londra Oxford Street'teki gibi, firmaların kendi bayraklarını asacakları bayrak direkleri konulacak. Bu caddedeki binalarda Şişli Belediyesi Kent Estetik Kurulu'nun tayin edeceği altı renk uygulanacak. Vatandaş 30 gün içinde bu binaları boyamazsa belediye boyayacak ama, ödenen para yüzde 30 fazlasıyla tahsil edilecek. Bu uygulamaların yapılacağı ikinci cadde de Kurtuluş Caddesi..
       Bir güzel proje ise "Şişli'de yaşamak ayrıcalıktır" sloganıyla satılacak Şişli kartı. Şişli'de yaşayanlar bu karta yılda beş milyon vererek sahip olacaklar. Bu kart ile bazı ürünler ücretsiz olacak, otopark için kesinlikle para ödenmeyecek, 24 saat boyunca belediyeyi arayanların sorunlarına hemen yardımcı olunacak.
       Zaten Şişli'nin sokakları ihaleyle bir firmaya verilmiş ve park sorunu hallolmuş. Sarıgül, "Bütün ihaleleri basına ve kamuoyuna duyurarak açık yapıyoruz" diyor.
       Şişli Belediyesi'ndeki "Mavi Masa"ya yurttaşlar her saat başvurabiliyor ve cenaze, hastalık, kanal, temizlik, çevre gibi sorunlara çözüm aranıyor.
       Mustafa Sarıgül diyor ki: "Şişli Belediyesi'ne gelen her yurttaş bizim müşterimizdir. Biz de müşterimize en iyi hizmeti sunmak zorundayız."
       Mustafa Sarıgül gibilerin çoğalmasını sağlamak için, onları desteklemek gerekir.



Yazara E-Posta: d.asena@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet