20 Kasım 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Moral!

Hasan CEMAL

       Başkan Clinton'ın ziyareti ve özellikle AGİT zirvesi, Türkiye'nin öyle sıradan, herhangi bir ülke olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Soru: Biz bunun ne kadar hakkını veriyoruz?..
       Eksik gedik var ama atılan olumlu adımlar da var. Sebat edersek, yeni yüzyıla çok daha moral kazanarak girebiliriz.

Türkiye mutlu, moral kazanıyor!

       Türk Milli Futbol Takımı'nın Avrupa finallerine kalması... ABD Başkanı Clinton'ın ziyareti... Ve tabii AGİT zirvesi... Uğradığımız dehşet verici deprem felaketlerinden sonra ülkemize moral kazandırıcı gelişmeler değil mi?..
       Evet öyle.
       Özellikle İstanbulumuzun ev sahipliğini yaptığı yüzyılın son zirvesi, Türkiye için birçok açıdan gerçek bir başarıdır.
       62 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı bu dev zirvenin organizasyonu ve kalitesi mükemmeldi.
       Her şey tıkır tıkır işledi.
       Bu sayede, İstanbul ve Türkiye üç gün boyunca dünyanın ilgi odağı haline geldi.
       Ayrıca bu zirveyle İstanbul, bir referans noktası olarak siyasi tarihe yeni bir sayfa ekledi. Tıpkı 1975 Helsinki Nihai Senedi, 1990 Paris Şartı gibi, dün imzalanan İstanbul Şartı da gelecekte daha güvenli, daha demokratik, daha güzel bir Avrupa için tarihte İstanbul adıyla anılacak belgelerden biri oldu.
       Bir başarı daha var. Buna da Cumhurbaşkanı Demirel imza attı. Hem zirvenin gerçekleşmesinde, hem Bakü - Ceyhan'ın imzalanmasında, hem de zirve sırasında sergilediği diplomatik performansıyla...
       Bu performansın altyapısının oluşmasında hiç kuşkusuz Türk Dışişleri Bakanlığı'nın ve diplomatlarımızın oynadığı büyük rol var. Türkiye gibi belalı coğrafyaya sahip bir ülkenin, hem siyasi hem teknik açılardan çetrefil yanları olan böylesine dev bir organizasyonu kıvırmasında, diplomasi kadrolarımızın deneyim ve ustalığını da teslim etmek lazım.

Türkiye'nin önemi...

       Bir de şu özellikle vurgulanmalı:
       Türkiye'nin önemi...
       Hem ABD Başkanı Clinton'ın Ankara ziyareti, hem de AGİT zirvesi bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu:
       Türkiye öyle sıradan, herhangi bir ülke değil. Yer yuvarlığının son derece hassas bir noktasında, yalnız tarihi ve coğrafyasıyla değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik dinamizmiyle dünyada hatırı sayılır ağırlığa sahip büyük bir ülkedir.
       Başkan Clinton'ın dediği gibi:
       "Yirminci yüzyılı anlamak için Türkiye'nin tarihi bir anahtardır. Ancak ben inanıyorum ki, Türkiye'nin geleceği önümüzdeki binyılın ilk yüzyılının şekillenmesinde de son derece önemli bir rol oynayacaktır."
       Günlük deyişle:
       Amerika, Türkiye'nin bu ağırlığının hakkını veriyor. Onun için de ülkemizle stratejik ortaklık ilişkisi oluşturuyor. Avrupa Birliği'nden terörle mücadeleye, Bakü - Ceyhan'dan uluslararası mali kuruluşlarla ilişkilere kadar birçok alanda Türkiye'yi destekliyor.
       Öte yandan Avrupa Birliği de, öyle gözüküyor ki, Türkiye'nin önemini teslim etmeye hazır. Zirve sırasında özellikle Almanya, İngiltere, Fransa gibi önde gelen ülkelerle başbakan ve cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan temaslardan da anlaşıldığı gibi, aralık ayındaki Helsinki zirvesi'nde iki yıl önceki hata tekrarlanmayacak, Türkiye'nin aday üyeliği kabul edilecek...
       Kısacası:
       Önemli ve büyük bir ülkeyiz. Bunu görenler, bunun hakkını verenler, vermeye hazır olanlar var. Demin de belirtiğim gibi Başkan Clinton'ın ziyaretiyle AGİT zirvesi bu açıdan önemli bir test oldu. Helsinki zirvesi de bu yolda yeni bir dönüm noktası olacağa benziyor.

Hakkını vermek...

       Sorulara gelince:
       Peki, Türkiye olarak bu ağırlığımızın ne kadar farkındayız? Farkındaysak, bu ağırlığın hakkını verebiliyor muyuz? Ya da ne kadarını verebildik bugüne kadar?
       İyi şeyler yaptık, yapıyoruz.
       Ancak yeterli değil.
       Eksik gedik hala çok. Ekonomik ve siyasi reformları devam ettirmek, enflasyonla mücadele çizgisinden sapmamak zorundayız.
       Dün altına imza koyduğumuz İstanbul Şartı'ndaki demokrasi, insan hakları ve hukuk devletiyle ilgili bazı esasların gereğini yerine getirmeliyiz.
       Dış politika alanında, bazı sorunlarda daha yaratıcı olabilmeliyiz.
       Bir başka deyişle:
       Sorun biriktiren değil, çözen ülke olmalıyız. Türkiye'nin önem ve ağırlığının hakkı lafla değil ancak icraatla verilir.
       Önümüz kapalı değil açık. Moral kazandırıcı gelişmeleri hızlandırmak bizim elimizde...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet