20 Kasım 1999 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 VERGİ HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Metin TOKER Fotoğrafı: 5047 bayt
Clinton'ın ardından

       Amerika Cumhurbaşkanı Clinton'un Türkiye'ye geldiği günden beri bize söylediklerinin esası zaten Ankara'da, Kızılay parkındaki anıtın üzerinde yazılı. Bu tavsiyeyi bize daha önce Atatürk yapmıştı. "Öğünmek Türklerin hakkıdır" demişti. Eğer çalışırsak "muasır medeniyet seviyesi = çağdaş uygarlık düzeyi"ne erişebilir, hatta onu geçebilirdik. Yani önümüzdeki bin yılın ilk yüzyılını bize göre şekillendirmemiz işten değildi. Buna güvenebilirdik. Atatürk "muhtaç bulunduğumuz kudretin, damarlarımızdaki asil kanda mevcut" olduğunu söylemişti. Clinton coğrafyamızın, jeopolitik konumumuzun gayet elverişli bulunduğunu bildirdi.
       Clinton'un, komşularımızı pek gözü tutmuşa benzemiyordu. Onlara biz örnek olmalıydık. Türkiye sadece kendi vatandaşlarına hizmetle kalmaz, etrafı için de bir "ilham kaynağı" oluşturabilirdi. Oluşturmalıydı. Bunu başarması için gereken de, öyle at - deve değildi. Türkiye zaten demokratikleşmeye başlamıştı. Meclis son yılda - Amerika Cumhurbaşkanı mevcut hükümetin o kadar ömürlü bulunmadığını hatırlayarak bunu "son aylarda" diye düzeltti - gayet güzel kanunlar çıkarmıştı. Bu itibarla Amerika Kongresine örnek bile olabilirdi.
       Daha ne yapması lazımdı? İnsan hak ve hürriyetlerini sağlamak, teminat altına almak. Fikirler ve inançlar baskı altında tutulmamalıydı. Basın niçin serbest olmamalıydı? Gazeteciler sadece kendileri için mi çalışıyorlardı. Üstelik bütün bunlar evrensel kurallara bağlanmıştı. Türkiye bunların çoğunu zaten kabul etmişti; şimdi gereken, onlara uymasıydı.

Müslümanlara model

       Clinton Türkiye'nin "müslüman bir ülke" olduğu üzerinde önemle durdu. - Belki "halkı müslüman bir ülke" demesi daha doğruydu -. Belli oluyordu ki Amerika Cumhurbaşkanının Türkiye'den beklentisi bulunmasının esaslı bir sebebi buydu. Geleneklerini koruyan "demokratik, laik bir müslüman ülke" modeli onun gözünde çok kıymetliydi. Avrupa böyle bir devleti kendi içine almakla asıl fonksiyonunu ancak yerine getirecekti. Çünkü uygarlıklar bir bütündü. Özgürlükler de "üzerine toz kondurulmaz" hale geldiği takdirde Avrupa'nın buna bir itirazı olmaması gerekirdi.
       Amerika Cumhurbaşkanı bunun için AB üzerinde bütün nüfuzunu daha etkin şekilde kullanacaktı. Buna söz veriyordu. Ancak Amerika Cumhurbaşkanı belirtti ki - Türkiye'de bazı aklıevvellerin inandırmak istedikleri gibi - değişim öyle globalleşmeyle filan kendi kendine olacak şey değildi. Bunu Türklerin bizzat gerçekleştirmesi lazımdı. Clinton Mecliste "Geleceğinizi şekillendirmek sadece sizin hakkınızdır. Ne Amerika'nın, ne Avrupa'nın hakkıdır" dedi ve milletvekillerinden alkış aldı.
       Ha, bir de "olmazsa olmaz küçük şart" vardı; Ege'de barış, Kıbrıs'ta "kalıcı ve adil çözüm". Söylenmesi, gerçekleştirilmesinden kolay bir temenni.
       * * *
       KENDİ kendimize hep söylediklerimizi bir defa da Amerika Cumhurbaşkanından duyduk ve onun bizi, bizim kadar düşünmesine sevindik. Belki de "Halkın gönlünü alarak" gitmesi bundandır.
       Benim şimdi merak ettiğim: "Bakalım Atina'da ne söyleyecek.."

       YARIN: Bir başka Başkan


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet