|
|
Toplumsal barışın sigorta primi SİYASET KÜRSÜSÜ
HİKMET ULUĞBAY DSP Ankara Milletvekili
Vergi konusu ve toplumsal önemi, ülkemizde yeterince objektif olarak tartışılabilmiş değildir. Genelde vergiye bakış, devlet denilen kurumun, kişilerin cebine elini zorla sokarak aldığı para şeklinde anlaşılmış veya öyle anlaşılması özendirilmiştir. Oysa, vergi, sadece toplumsal barışın sigorta primi değil aynı zamanda demokrasi içinde yaşayabilmenin de sigorta primidir. Bugün sizlerle bu görüş açımı paylaşmak istiyorum.
Hepimiz bu ülkede, kazancımızı az veya çok, devlet denilen ve bizim, ulus olarak özgür irademizle, bağımsızlık savaşı vererek oluşturduğumuz kurumun sağladığı güvenlikli ortam içinde elde ediyoruz. Devlet sadece, bizler için iç ve dış güvenliği sağlamıyor; onun çok ötesinde, yargıdan çevreye değin uzanan bir yelpazede, huzur içinde yaşamamız için gerekli olan, "kamu hizmetlerini" veriyor. Kısacası; devlet, toplumsal barış ortamını sağlayıp onun sürekli olmasını güvence altında tutmaktadır. Bu görevini de, ancak topladığı sigorta primleri (isterseniz vergi deyin) ile gerçekleştirmektedir. Ulusun bir bireyi (gerçek veya tüzel) ben sigorta primi ödemek istemiyorum derse ne olur? Bu sorunun yanıtına gelmeden önce bu gibilerine, Batı finans yazınında açıkça "free rider" denildiğini, güzel Türkçemizde de aynı fikrin "beleşçi" sözcüğü ile ifade edildiğini anımsamakta fayda vardır. Demek ki, hiçbir toplum, toplumsal barıştan bedava yararlanmasını hoş karşılamamaktadır. O zaman toplumsal barışın sigorta primi nasıl paylaşılacaktır? Çok açık ve basit, toplumsal sigortadan yararlanan mal varlığımız ve kazancımız oranında değişen en ölçekte prim ödeyeceğiz. Aynen, bir Lamborgini veya Murat 124 arabanın kasko priminin farklı olduğu gibi. İşte bu nedenle, Gelir Vergisi kanunları tüm dünyada, yükselen gelir dilimleri itibariyle artan oranlarda vergilendirmeyi ilke edinmiştir. Aynı anlayışla, lüks tüketim malları ile zaruri tüketim mallarının Katma Değer Vergi oranları farklıdır.
Şimdi, sigorta primini ödemek istemiyorum diyecek bireyle ilgili yukarıdaki soruyu yanıtlamaya çalışalım. Bu kişi, savunma, kolluk güçleri, adalet ve benzeri birçok kamu hizmetinden yararlanmayacak mıdır? Elbette yararlanacaktır. Zira, bu onun Anayasa'dan doğan vatandaşlık hakkıdır! Ancak, aynı Anayasa, ona toplumsal barışın sigorta primini ödemeyi de ödev olarak vermiştir. Anayasa'nın 73'üncü maddesi; "Herkes, kamu giderleri (toplumsal barışın giderlerini) karşılamak üzere, mali gücüne göre (sigortadan yararlanma boyutuna göre) vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır....." hükmünü getirmiştir. Bu sorunun ikinci boyut yanıtı üzerinde kısaca durmak uygun olacaktır. Eğer toplumsal barışın sigorta primini ödemeyen kişiye kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı tanınmaz ise, o zaman o kişiden alacaklı olanlar ihkak - ı hak (kendi hakkını kendisinin alması) yoluna gitmek durumunda mı kalacaklardır? O kişinin çocuğu devlet okullarına mı gidemeyecektir? Ne zamana kadar çocuklar, anne - babanın sorumsuzluğunun bedelini ödeyecektir? O nedenle, bu ülkede bizim ödediğimiz toplumsal barışın sigorta primleri ile sağlanan güvenli ortamda, kazanç elde edip vergisini ödemeyenler ve kayıtdışı ekonomik faaliyetlerde bulunanlar ile Maliye teşkilatı mücadele ederken, bizler de "beleşçilik" yapanlarla iş ilişkilerimizi gözden geçirmeliyiz. O tür kişilerden, fatura ve fiş istemek ve onların yanında çalışıyorsak, SSK primlerimizin yatırılmasını istemek, çalışan olarak bizim gelirlerimizden vergi keserek yatırmalarını denetlemek de bizim toplumsal ve etik sorumluluğumuzdur.
Neden vergi, demokrasi içinde yaşayabilmenin sigorta primidir? Demokrasilerin ve anayasal rejimlerin oluşması, temelde özgürlüklerin elde edilmesi yanında, ulusların ödenecek vergileri kendi özgür iradeleri altına alma arzusunun da bir sonucudur. Bu nedenle anayasalar vergilerin, resim ve harçların ancak, halkın temsilcilerinin oluşturduğu meclisçe çıkarılacak kanunlarla konulabileceği, kaldırılabileceği veya değiştirilebileceği hükmünü getirmiştir. Aynı şekilde demokrasilerde, hükümetlerin enflasyon vergisi salmasını önlemek için, para basmaya sınırlar ve kurallar konulmuştur.
Vergi yasası çıkarabilme medeni cesaretini sergilemeyen hükümetler ve meclisler para basma, doğrudan ve dolaylı borçlanma yöntemlerini zorlayarak ve enflasyon vergisi alarak kamu hizmetlerini yürütmeye çabalar. Ancak bu yol çıkmaz yoldur ve bedeli demokrasiye güvenin yıpranması ile ödenir. Şunu umutla belirtmek gerekir ki, son yıllarda hükümetler bu yollardan uzak durmaya özen göstermektedir.
|
|