31 Ocak 2000 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Çocukça işler!

Salim ALPASLAN

       Kızıl Ordu Fraksiyonu... Kızıl Tugaylar... Aydınlık Yol... Tupamaros... Sol uçtaki bu terör örgütleri 70'li yıllarda altın çağlarını tamamlamıştı, ama hepsi de şiddet eylemlerini aynı kavrama dayandırırdı: Silahlı propaganda.
       Amaç; 1 - Ses getirecek eylemleriyle kitlelere hedef göstermek, 2 - Düşmanın (yani devletin ve güvenlik güçlerinin) zaafını, kendilerinin gücünü abartarak nötralize etmekti.
       70'li yılların teröristleri kitleleri kazanamadığını anlayınca artık tek hedefe kitlendi; yani güç gösterileriyle halka gözdağı vermeye kalktı.
       İki haftadır Türkiye'nin gündemini belirleyen iki terör örgütünün durumuna silahlı propaganda kuramı açısından bakıldığında önemli bir farklılık ortaya çıkıyor:
       İBDA - C'nin kentlerdeki eylemleri aleni. Vurduğunu yol üstünde bırakıyor. Eylemlerini gazetelere, televizyonlara haber veriyor. Dergilerinde de üstleniyor zaten. Korkuyu iletişim araçları üzerinden yaymaya çalışıyor. Bu haliyle daha çok 70'li yılların kötü bir taklitçisi durumunda.
       Hizbullah daha farklı. Korkuyu kapalı devre yayıyor. Cinayetleri üstlenmiyor. Kaçırdığı, günlerce sorguladığı kurbanını vahşi yöntemlerle katlediyor ve gömüyor. Dehşetini iletişim yoluyla değil, kulaktan kulağa fısıltıyla yayıyor.
       Terörün bu propagandist niteliği basına önemli bir yükümlülük getirmektedir. Yürekler güm güm çarparken, milletin adrenali yükselirken gazeteler, televizyonlar haberlerde ayrı bir dikkat ve özen sarf etmek zorunda.
alpaslan1.jpg        Elbette halkın haber alma özgürlüğünü dikkate alacaksın, ama terör örgütünün yayın organı durumuna düşmeden.
       Ne yazık ki basının bir kanadında, bir bölüm yazarın böylesi çok kritik bir konuda aynı hassasiyeti paylaşmadığı gözlemleniyor. Oysa terör yangınının alevleri herkes için kahredicidir. Vahşetin sağcısı solcu olur mu? Toprağın altından fışkıran cesetlerin, cezaevlerindeki cephaneliklerin fotoğrafını hangi albüme koyarsanız koyun, faturası ağır.
       Milliyet Yazı İşleri, iki hafta boyunca Hizbullah ve İBDA - C haberlerinde serinkanlılık tartışmalarına sahne oldu. Her satır bu gözle incelendi.
       Dudak uçuklatan fotoğrafların ne kadarı sergilenmeliydi?
       Haberlerin yazım ve sunumunda örgütün korku tuzağına düşmemek için neler yapılmalıydı?
       Bu dikkat ve özen mesaisinin temelinde elbette ki sansür ya da otosansür değil, gazeteci ahlakı yatıyor. Okur tepkileri Milliyet'in nesnel ve sağduyulu bir yol tutturduğunu gösteriyor.
       Siyasetin, sorumluluk bilincini taşıyan basından alacağı çok ders var:
       Selef zihniyet Susurluk rezaletine `çocukça işler' diyor; kirli ilişkiler yumağı ortada.
       Çağdaş demokrasiden, hukukun üstünlüğünden dem vuran halef zihniyet Hizbullah'a, İBDA - C'ye `suni gündem' diyor; memleketin ölüm tarlalarından farkı kalmamış.
       Kızamıyorum, kimse de kızmasın. İnsanın espri yapma hakkı da mı yok!


© 1999 Milliyet