|
|
İtalya'da bir "yabancı"... Nilgün CERRAHOĞLU
"Siz Türksünüz; size inanmak mümkün mü? / Yüz kadınla harem kurmuşsunuzdur... / Kadını alırsınız / Bıkınca satarsınız / Türksünüz size inanmam..."
Selim Paşa, İtalyan dilber Fiorilla'ya ilanı aşk ederken "Batılı kadın"dan bu yanıtı alıyor...
Güvenilmez, ne yapacağı bilinmez, kadına "meta" gibi bakan, farklı, uzak ve gizemli; gizemiyle merak, ilgi, aynı zamanda da tuhaf bir hayranlık uyandıran bir dünyanın imgesi "Türk" Rossini'nin operasında.
Rossini, İtalyan operasının en büyük isimlerinden biri. Yaşadığı çağ 19. yüzyıl. Operanın "altın çağı" yani. Günümüz sinemasından çok daha önemli opera o yıllarda insanların hayatında. Büyük kentlerin başlıca eğlence ve sosyal yaşam merkezi. Kilise, aristokrasi, hükümet, burjuvazi çevreleri, orta sınıf orada buluşuyor. Büyük aşklar orada başlıyor, görücü usulü evlilikler orada planlanıyor, gizli randevular orada veriliyor, siyasi kumpaslar orada kuruluyor. Üniformalarını, madalyalarını, mücevherlerini herkes orada sergiliyor.
"Operada Türk imajı" deyince, meseleye bu gözle bakmak lazım. Bizde sanılanın aksine tek tük paralı opera meraklısına değil; toplumun tüm katmanlarına ulaşan bir imaj bu. Daha doğrusu tüm bu kesimlerin kolektif imajinasyonu da oluşmuş, harmanlanmış bir "imaj", bize şimdi yansıyan. İtalyan rejisör Beppe de Tomassi'nin İstanbul Devlet Operası'nda yaratıcı bir deha ile sahneye koyduğu "İtalya'da Bir Türk"; 19. yüzyıl Avrupa'sının "Türk imajı" ile yüz yüze getiriyor izleyiciyi.
Birinci perdenin sonunda; "gezmek ve her şeyi yakından görüp, ÖĞRENMEK için" İtalya'ya gelen Selim Paşa'nın sahneye bir girişi var! Her şeyi anlatıyor. Azamet, şatafat, heybet, soyluluk ve kimsenin boy ölçüşemeyeceği bir görkem var onda. Ama aynı zamanda da akla gelebilecek her şeye "YABANCI". İtalyan dünyasındaki her şeyin zıttı ve aksi. Bir fotoğrafın aslı ile negatifi arasındaki fark neyse, Selim Paşa'nın simgelediği değerlerle; 19. yüzyıl İtalya'sının değerleri bir o kadar farklı.
Mozart'ın "Saray'dan Kız Kaçırma" operasında olduğu gibi tıpkı, Avrupa'daki yaşamın farklı olan; "ters" yüzünü simgeliyor Türk. Ama gene de içine girip keşfedilmesi ve çözülmesi gereken bir esrar ve düş dünyası sunuyor. Gücünden ötürü.
Mozart bu iki farklı kültürün aynasını, Fransız İhtilali fikirleriyle yol ayrımlarını keskinleştiren iki farklı çağın değerlerini irdelemek için kullanırker; Rossini, İtalyan toplumunu hicvetmek için kullanıyor. Amaçları farklı olsa da; fotoğrafın aslını görebilmek için, "negatif"ten yararlanıyor her ikisi de.
Roma'da ilk kez 1815 yılında sergilenmiş "İtalya'da Bir Türk". Türkiye'de ilk sahneye konuş tarihi 25 Ocak 2000. Başlıbaşına bu bile fotoğrafın "aslı" ile "negatifi"nin; yüzyıllar boyu birbirine ne denli uzak ve kopuk; ne denli "yabancı" kaldığının, "iletişimsizliğin" kanıtı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi bir hizmet sunuyor bu anlamda. 20. yüzyıla dek Avrupa halk şarkıları, resim, heykel ve kitaplarda yer eden "Türk imajı" bu çünkü. Arkada bıraktığımız yüzyılın bu imaja eklediği tek artı öğe "Almancılar". Eksilttiği en büyük değer, "güç"!
"İtalya'da Bir Türk"ü operada sadece keyifli bir gece geçirmek isteyenlere de tavsiye ederim. Müzik bir köpük gibi hafif ve eğlenceli. Kostümler zengin. Reji kıvrak. Öykünün ruhundaki "fotoğraf" ve "negatif" oyununu; yönetmen "opera" ile "filme" dönüştürmüş. Önde operanın kendisini izliyorsunuz; arka plana kurulan yüksek bir platform üzerinde, sahneyi boydan boya kaplayan bir beyaz perde önünde karakterlerin siyah/beyaz film gibi ikinci bir versiyonunu. Gerçek bir "temaşa" örneği sunuyor Beppe de Tomasi.
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net
|
|