|
|
Galatasaraylı gözüyle Fener ve Beşiktaş Metin TOKER
Metin Toker'in Spor Defterinden
Türkiye Birinci Liginin ilk yarısını Galatasaray, ikinci Beşiktaş'tan 11, "ezeli rakip'i Fenerbahçe 'den ise 13 puan önde bitirdi. Denilebilir ki ilk yarıda "bir Galatasaray vardı, bir de ötekiler". Bu durumun, hele Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın "ötekiler arasında" yer almasına "bütün Galatasaraylılar" 'ın sevinmediğinin bilinmesi lazımdır. Köklü spor kulüplerinin - Avrupa'da ve bizde - bir tabanı , bir de taraftarı vardır. Fanatikler bu ikincilerden çıkar, ama onlar denizin dalgaları gibidirler: Rüzgara - yahut galibiyet veya mağlubiyetlere göre - bakarsınız kabarırlar, bakarsınız azalırlar. Mesela şu an Galatasaray taraftar rekorunu kırıyor.
Köklü spor kulüplerinin temelini tabanları oluşturur. Bizim "Üç Büyükler" bu yüzyılın başlarında, hemen aynı zamanlarda kurulmuşlardır: "Düşmanlık" değil, "rekabet" esası üzerine.. Bizim ailenin "Beyoğlu kanadı" Galatasaraylıdır. Ben Galatasaray Lisesi'ne gittiğim için Galatasaraylı olmadım; Galatasaraylı olduğum için Galatasaray Lisesi'ne gittim. Babam oradandı. Ailenin "Kadıköy kanadı" ise Fenerbahçelidir. Üstelik onlar bir ara "Dereağzı" 'nda, kulübün hemen yanında otururlardı. Bir kanat da Maçka'nın altındaki Vişnezade 'dendiler; Şeref beyin Beşiktaşı" 'ndan oldular.
Bu, Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın ligin ilk yarısındaki durumlarının Galatasaray tabanını da üzdüğünü söylemek içindir. Birincinin ikinci karşısındaki son galibiyeti onun "kefeni yırttığı" inancını doğurmuş, fakat Denizli beraberliği her şeyin eski hamam, eski tas olduğunu göstermiştir. Buna karşılık son hafta Beşiktaş ayağa kalkarak ikinciliğini korumuştur. 11 puan geriden.. Bu, "lig rekabeti"'nde onlardan beklenen değildir. Halbuki Beşiktaşlı, hele Fenerbahçeli oyuncular kendi takımlarını sığa çıkaramazlarken, Milli Takım'da büyük başarı göstermektedirler. Demek ki, Hamlet'in Danimarka sarayı için söylediği gibi Fenerbahçe'nin ve Beşiktaş'ın evlerinde - kulüplerinde - "kokuşmuş bir şey" vardır. Onun üzerine gitmek lazımdır.
Kongreye giden üç Büyükler
Futbol takımları "fiziki sebep"'ten varlık gösteremiyorlarsa, çare nispeten kolaydır: Fiziği kuvvetli oyuncularla takviye edersiniz. Ama sebep moralse, o daha güçtür. Başarı için gerekli "hava" yok demektir. Havayı ise, son tahlilde, kulübün yönetimi vermektedir. Bu seneki Galatasaray belli bunun için örnektir: Oyuncu - hoca ilişkisi iyi ve doğru kurulursa, bunun dışarıdan yönlendirme kalkışılmazsa, bir amaç ayakta tutulursa oyuncular da, hoca da sahaya "o ideal uğrunda birleşmiş cengaverler" gibi çıkmakta ve "zor maçlar"'ı bile alıvermektedir. - Galatasaray'ın bir "kolay maç"'ta ki puan kaybı "yol kazası" sayılsa yeridir -. Meseleye "Hoca gitti, kavga bitti" diye de bakmamak lazımdır.
Bu sırada "Üç Büyükler hemen aynı zamanda kongrelerine gitmekte olduklarından, yönetimin önemi daha bir gözler önüne gelmektedir. Nedense "Fenerbahçe Başkanlığı" bir takım iş adamlarına daima cazip görünmekte, Fenerliler içinden de onlardan yararlanma hevesleri - kimin kimden daha çok yararlandığı fazla düşünülmeksizin - zaman zaman ağır basmaktadır. Beşiktaş'ta "Seba fenomeni" artık miyadını doldurmuş mudur, görülecektir. Ama Kartal'a gene böyle "şövalye" gerekmektedir. Galatasaray'da üzen - ve ona hiç yakışmayan - ise Galatasaray Eğitim Vakfı harikasını yaratarak "mektepliler" , bütün camianın şükranını kazanmış ve hem yeteneklerini, hem de hasbi - çıkar gütmeyen tabiatlarını ispatlamış bir ekibin küçük ve şahıs hesaplarıyla dışlanmaya kalkışılmasıdır. Onlara küstürmek hiç kimseye itibar ve yarar sağlamaz.
Her halde "Kuvvetli Üç Büyük" en azından Türk futbolunun vazgeçilmez itici gücüdür; onun için Fenerbahçe 'deki ve Beşiktaş 'taki toparlanma bir Galatasaraylıyı ancak memnun eder.
Siz fanatiklere pek bakmayınız.
|
|