|
|
Yannis Atmazoğlu
Türk - Yunan Medya Konferansı dolayısıyla, geçen hafta sonu Atina'ya ilk kez gittim. Sıcak bir evsahipliği gösteren Yunanlı meslektaşların hazırladığı programdan bulduğum ilk fırsatta, deniz kıyısına gitmek istedim. Kaldığımız otelin resepsiyon görevlisine sordum: Nereye gitmeli? "Paşalimanı'na..." Taksi şöförüne anlatabilmem için, gideceğim yeri bir kağıda yazmasını rica ettim.
Taksi şöförü kağıda bakıp kendi kendine "Bu ne yahu?!" diye söylenince, iyi Türkçe bilen, mesela bir İstanbul kökenli sandım. Hayır, değildi. 1923'teki "mübadele" ile Yunanistan'a göçen Ispartalı anne ve babası, ölene kadar aralarında yalnızca Türkçe konuşmuşlardı.
Yannis, Atina'da doğmuş, çocukluğunda biraz Türkçe öğrenebilmişti. Kendisiyle çoğunlukla İngilizce anlaştık. Türkiye'ye ve Isparta'ya hayatında ilk kez önümüzdeki yaz aylarında gideceğini anlattı. Merkezi Atina'da bulunan Isparta Göçmenleri Derneği'nin düzenlediği geziye mutlaka katılacaktı.
Yola çıkar çıkmaz hemen bir kaset koydu. Babasından kalan eski, "taş" plaklardaki Türkçe Rumeli türkülerini kasete doldurmuş, her zaman dinliyordu. Sözlerini tam olarak anlamadığı bu şarkıları dinlemek "bambaşka" oluyordu. "Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgarına. Ey ufuklar diyorum..." Yannis'in anne ve babasının Isparta'yı terkederken hissettiklerini düşündüm, ister istemez. Tıpkı dedemin Serez'i terkederken hissetmiş olabileceklerini düşündüğüm gibi.
Türk - Yunan ilişkilerindeki son gelişmeler hakkında ne düşündüğünü sorduğumda Yannis'in cevabı, "Düşmanlık bitsin; bıktık artık..." oldu. Herkes öyle mi istiyordu? "Hayır, ama sanırım çoğunluk böyle istiyor" dedi. Elbette Simitis'e oy verecekti. Biraz da Türk dostluğu için.
Ayrılırken kartını verdi. Soyadının gerçekte Atmazoğlu olduğunu, ama bunu daha yerli bir adla değiştirdiğini anlattı. "Ama biz yine başka türlüyüz" dedi; "Biz, kendimize özgüyüz." "Mübadiller"in, çocuklarının ve torunlarının farklı, kendilerine özgü bir kimlikleri olduğu muhakkak.
Düşmanlıklardan belki en çok acı çeken, en çok eziyet gören onlar olduğu halde "mübadiller"in iki ülke arasındaki dostluk köprülerinden biri oldukları da muhakkak. Yunanistan'dan Türkiye'ye göç edenlerin kurmak istedikleri Lozan Mübadilleri Derneği'nin geçen ay İstanbul'da düzenlediği ve iki taraftan mübadilleri biraraya getiren toplantı, bunun belki en somut ifadesiydi.
Türk - Yunan barışı hemen yarın gerçekleşmeyecek. Güçlükler büyük. İki halk milli kimliklerini birbirlerine karşı savaş içinde tanımladı. Kıbrıs'ta yalnızca kendi hikayesini biliyor. Ege'de çetin meseleler var.
Ancak barışı mümkün kılacak unsurlar da var. Ortak çıkarlar, milli çıkarlardan daha büyük. Ortak coğrafya, tarih ve kültür, birleştiriyor. İki tarafta da dostluğa içtenlikle inanan kesimler her zaman varoldu. Depremlerden bu yana iki tarafta da yeni bir zihniyet var.
Ama en önemlisi Yunan hükümetlerinin Türkiye'yi dışlama politikalarından vazgeçmiş olması. Atina, Türkiye'nin AB yolunu ne denli açarsa, sorunların halli de o kadar kolaylaşacak. Tabii Türkiye bu yolda ilerlemeye istekli ise.
Yazara E-Posta: salpay@superonline.com
|
|