|
|
İrtica, ırkçılık! Hasan CEMAL
İrtica, ırkçılık karşısında demokrasinin kendini koruma hakkı hiç kuşkusuz var. Ama nasıl koruyacak? Soyut fikrin savunulmasını serbest bırakıp, bu davayı güden partileri kesin kapatarak mı? Yoksa suç işleyeni cezalandırıp partileri ehlileştirerek mi?..
İrtica, ırkçılık... Ve demokrasinin kendini koruması...
Fazilet Partisi kulisinde Erbakan Hoca'nın gölgesi diye nitelenen Oğuzhan Asiltürk'ün bazı sözlerine geçen günkü yazımda yer vermiştim.
Asiltürk demiş ki:
"Bizim düzenimiz demokrasiden de laiklikten de üstün!"
İkisini de beğenmiyor.
Olabilir.
Asiltürk'ün gönlünde, demokrasi ve laikliğin rafa kaldırıldığı İslami bir düzenin yattığı anlaşılıyor. Bu düzen için şeriat devleti veya irtica da diyebilirsiniz.
Bununla mücadele nasıl olacak?
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Nuh Mete Yüksel, idam cezasından yana. Hazırlamış olduğu fezlekede, "Laik cumhuriyeti yıkarak yerine dine dayalı devlet kurulmak" istenmesini gerekçe olarak göstermiş... (Hürriyet, 5 Şubat 2000, sayfa 20).
Demokrasiye aykırı bir talep...
Şeriatçı da olsa soyut bir fikrin ifade edilmesi, savunulması demokrasilerde serbesttir.
Ama ya bu fikir örgütlenir, bir parti olarak siyaset sahnesine çıkarsa ne olacak? Örneğin, TÜSİAD'a demokrasi raporu hazırlamış olan Prof. Dr. Bülent Tanör, şeriatçı fikrin değil ama partinin yasaklanmasından yana.
Tanör, demokrasiye aykırı da olsa soyut fikirlerin savunulmasını demokrasinin bir gereği olarak görüyor. Ancak şeriatçı partileri tıpkı Nazi Partisi gibi demokrasiye bir tehdit olarak değerlendiriyor. O yüzden böylesi partilerin yasaklanması gerektiğini, zira demokrasinin kendini koruma hakkı olduğunu söylüyor. (Radikal, 7 Şubat 2000 tarihli Neşe Düzel'in röportajı)
Kapatmak, ehlileştirmek...
Demokrasilerde, şiddeti dışladıkları sürece kendilerine hayat hakkı tanınan demokrasi düşmanı ya da demokrasiyi sevmeyen parti örnekleri yok değil.
Ama buna karşılık örneğin Almanya'da İkinci Dünya Savaşı sonrası komünist ve ırkçı partiler kapatıldı.
Alman demokrasisinin duyarlığı Hitler döneminden kaynaklanıyor. Hitler'in Nazi Partisi 1933 yılında yüzde 33 oyla seçim sandığından çıkmış, iktidara geldikten sonra da bir darbeyle demokrasiyi yıkmıştı.
Bunu bir daha yaşamamak için demokrasinin kendini koruma hakkı, temel insan hakları belgelerine, anayasalara geçirildi. Bunun bir örneği de "Her Türlü Irk Ayrımcılığıyla Mücadele Sözleşmesi"nden verilebilir. Bu sözleşme ırk ayrımcılığı güden kuruluşların gayri meşru sayılıp yasaklanacağını hükme bağlıyor.
Büyükelçi Gündüz Aktan geçen günkü yazısında bu noktaya değindikten sonra eklemiş:
"Avusturya, bu uluslararası yükümlülüğünü yerine getirseydi, Haider'in partisini çoktan kapatmış olurdu. Ama diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin de bu sözleşme hükümlerine uymadıkları, birkaç istisna dışında, şiddete başvuran küçük Neo - Nazi grupları dahi dağıtamadıkları biliniyor." (Radikal, 8 Şubat 2000, sayfa 12).
Şimdi AB ülkeleri ayakta!
Haider'ın partisinin koalisyon ortağı olarak iktidara ayak atmış olmasına hiddetle karşı çıkıyorlar. Peki, aynı duyarlığı daha önce niye göstermediler? Haider'in partisi 1980'lerde sahneye çıktı. Önce yüzde 5 aldı. Son seçimlerde ise yüzde 27... Karşı çıkmak için bunca yıl niçin bekleniyor?
Soru ve sorun burada düğümleniyor.
Demokrasi düşmanı bir parti sahneye çıkıyor. Ama önce kendini saklıyor. Gerçek görüş ve niyetlerinin üzerine şal örtüyor. Yani bizim deyişle takiye yapıyor.
Sen de ses çıkarmıyorsun.
Ama bir noktadan sonra öylesine büyüyebiliyor ki, başa çıkman güçleşiyor. Bu durumda iki yol kalıyor önünde:
Ya kapatmak!
Ya da parti içinde suç işleyenleri cezalandırmak ve partiyi sistemle bütünleştirip ehlileştirmek, yani demokrasi oyununu kuralına göre oynar hale getirmek...
Totalitarizm çeşidi...
Türkiye de irtica dolayısıyla çok uzun yıllardır bu ikilemle karşı karşıya...
Bana ikinci yol daha akıllıca gözüküyor. Bugün Avrupa'da yeğlenen de bu yol. Yani kapatmak yerine suçlu olanı cezalandırmak, partiyi ise ehlileştirmek, yani sistemle barışık hale getirmek... 2000'li yıllarda demokrasinin ülkemizde de kendisini bu yolla daha kolay, daha istikrar içinde koruyabileceğini düşünüyorum.
Bu arada Gündüz Aktan'ın bir önerisi var: Tıpkı ırkçılık gibi 'irtica'yı da demokrasi düşmanı bir akım olarak uluslararası insan hakları metinlerine sokmak...
Haklı!
Totalitarizm yalnız komünizm, faşizm, nazizm değil. Bir de örneğin İran'da gördüğümüz Radikal İslam, yani irtica var.
Bu da demokrasiyi tehdit eden bir totalitarizm çeşidi değil mi?
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|