10 Şubat 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Kreuzberg'de salı pazarı

Nilgün CERRAHOĞLU

BERLİN


       Türkler salı ve cumaları Kreuzberg'in Kottbusser Sokağı'nda, kanal boyu kurulan pazarda buluşuyor.
       Meyve, sebze, ekmek, yufka, pide, kuruyemiş, baharat, tuhafiye, peynir, Türk tatlıları, masa örtüsü, perde, kitap, çiçek, kumaş ne ararsanız var tezgahların üzerinde Karadeniz hamsisine kadar. Alman usulü özenle paketlenmiş hamsiler. Son kullanım tarihleri, paketlerin üzerine görünür biçimde özenle yazılmış: 22 Şubat 2000.
       "Deutsche mark"la yazılan fiyatlar dışında aklınıza gelebilecek her şey Türk ve Türkçe burada. Ancak Avrupa'nın bu en değerli para birimini bile "Türkleştirerek, Türkçeleştirerek" satış yapıyor pazarcılar: "Armuut; armutun kilosu 1 lira; 1 lira..." diye bağırarak. 1 Deutsche markın 1 TL'ye, tüm Avrupa sınırları içinde tekabül ettiği tek yer Kreuzberg olmalı!
       Tek bir Alman yok müşteriler arasında... Tezgahların önünde gezinen orta yaş üzeri kadınların tümü tesettürlü. Genç kızlar ise; "Benetton" dükkanından çıkmış gibi. Kuşak farkı gözle görülür sınırları ifade ediyor burada. İkinci - üçüncü kuşağın kadınları bakımlı, özenli ve makyajlı. 6 yıldır Almanya'da bulunan bir manav açıkça şikayetçi bu durumdan: "Karımın başı kapalı" diyor: "Ama 16 yaşındaki büyük kızın başını kapattıramıyoruz. Gücümüz yetmiyor..."
       Pazarcıların dışındaki erkekler kahvede. "Zum Tor" kahvesinde çay içip, tavla oynuyorlar. Kapıda "Internationale Fussball Live!" yazıyor. Naklen verilen Türkiye Ligi maçlarını burada "memlekete bir sanal dönüş" coşkusuyla izliyorlar. Samsunspor, Beşiktaş, Kocaelispor, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor... Maç günleri tek tek yazılmış kahve vitrinine...
       Öğlene doğru ana cadde üzerindeki "Şark Sofrası adlı bir Urfa restoranına giriyorum. Garson bol limon ve maydanozlu bir lahmacun getiriyor. Ve de ayran. Anadolu restoranlarında olduğu gibi alkol, dolayısıyla bira servisi yapılmıyor. Restorandaki müşteriler de Türk. Yan masada örneğin; bir erkek, üç kadın Adana kebabıyla çay içiyor.
       Restorandan çıkıp, taksiye biniyorum. Ve tabii bir Türk şoförle karşılaşıyorum. Kentin yeni hiper - teknolojik kültür ve alışveriş merkezi "Potsdamer Platz"a gitmek istediğimi söylüyorum. 20. yüzyılın kıyısında, kenarında yaşayan Kreuzberg'den çıkıp; 21. yüzyıla geçiyoruz böylece. Arkasında henüz iki yıllık bir geçmişi bile olmayan bu mahalle; Berlin'in "vitrini" olmuş şimdiden. Bu yıl Wim Wenders'in "Milyon Dolarlık Otel" filmiyle açılan Berlin Film Festivali burada yapılıyor. New York, Boston, Washington yapılarını andıran bol cam ve çelikten yapılmış binalar; (Japon) Arata Isozaiki, (İngiliz) Richard Rogers, (İtalyan) Renzo Piano gibi dünyanın en tanınmış, en "in" mimarlarının imzasını taşıyor.
       25 yıldır burada yaşadığını söylüyor şoför. Bir kızı Alman vatandaşlığı almış ve Alman polisi olmuş. Diğeri operada solist. Kendisi asla Alman vatandaşlığı almayacağını söylüyor. "Bunca yıl sonra kimlik değiştirmek kanıma dokunuyor" diyor. Kendinden emin ilave etmeyi de unutmuyor:
       "Ne gerek var ki? 5 - 6 yılda AB üyesi olacağız nasılsa. Yeni vatandaşlığa gerek kalmaksızın Avrupalılarla eşit haklara sahip olacağız..."
       Uzun yıllar Alman sosyal demokratlarının dış politika - güvenlik konularından sorumlu Karsten Voigt'in söylediklerini anlatamıyorum kendisine:
       "Türkiye'nin AB adaylığı uzun soluklu koşu. Tünelin ucundaki ışık sadece. Alınan bir karar var. Ama kesin değil. Tüm siyasi kararlarda olduğu gibi bundan da geri dönüş olabilir. Avrupa ve ulusal parlamentolarda tartışma sürüyor. Avusturya ortada. Avrupa kamuoylarında konu uzun süre tartışılacak. Kararın kesinleşmesi tartışmada uzlaşmaya varılmasıyla mümkün. Uzlaşma sağlanmadı. Sağlanacağından da emin değilim..."
       Türkiye'yi tanıyan ve Avrupa sosyal demokratlarının uzun yıllar beyin takımında yer alan Voigt'un görüşleri ayrı bir yazı konusu. Yalnız şunu kaydetmekte yarar var. Avrupa'nın Türkiye politikasının her halükarda Almanya'dan geçtiğini iddia ediyor Voigt:
       "Türkiye'nin adaylığa kabul edilmesi, Almanya'daki vatandaşlık yasasının değişmesiyle mümkün oldu" diyor: "Çifte vatandaşlık Almanya'da henüz hallolmuş bir konu değil. Üyeliği burada kazanılan mevziler şartlayacak..."


Yazara E-Posta: nilcer@turk.net

© 1999 Milliyet