|
|
Nükleer enerjide top Ecevit'te
Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'e göre nükleer santral ihalesi için en son tarih 31 aralık 1999'du. Eğer o tarihe kadar kararımızı vermezsek, bu treni de kaçırmış olacaktık. Çünkü 1997'den beri oyaladığımız firmalar, artık bir kez daha süreyi uzatmaya kesinlikle yanaşmazlardı!
Ersümer bu iddialı açıklamaları, Milliyet'in yazı işleri toplantısına katıldığında da yaptı, diğer gazete ve TV'lere verdiği demeçlerde de...
İnsanın ağzından çıkanı kulağı duymalı. Hele devleti yönetme sorumluluğunu taşıyorsanız, mutlaka duymalı...
Baksanıza aralık geçti, ocak geldi. Ocak geçti, şubat geldi - geçiyor. İhale için teklif veren 3 firma da 2 kez süre uzattılar. Eminim bizimkiler karar veremezse değil 2, 12 kez daha uzatırlar. Çünkü nükleer santral siparişi alabildikleri başka bir ülke yok ortada!
Bu konuda son kararı bence Başbakan Bülent Ecevit verecek ve kararın vebali de Ecevit'in üzerinde kalacak. Çünkü MHP'nin nükleer santrali atom bombası yapmak için istediği biliniyor. Asıl ısrarcı parti ANAP'ın ise geçmiş siciline bakarak nükleer enerjide neden direndiğini tahmin edebilirsiniz.
Almanya'dan gelerek önceki gün konferans veren iktidar ortağı Yeşiller Partisi milletvekillerinden Hans - Josef Fell'in de yandaki sütunlarda belirttiği gibi nükleer santral artık çok pahalı. Hatta astarı yüzünden pahalı bir enerji kaynağı. Üstelik 1'e malolacak diyorlar, sonunda 5'e çıkıyor. Riskleri azaltmak için ekstra maliyet farklarını da sineye çekiyorsunuz.
Şimdi size basit bir hesap: TEAŞ üst yönetimi de açıkladı, Dünya Bankası'nın raporunda da var: Yap - işlet - devret'le yapılan 5 santralden elektriği 8 cente alıp, TEDAŞ'a 4 sente sattıkları için yılda 450 milyon dolar zarar ediyorlarmış.
Evet Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde ihale açılmadan ikili görüşmelerle Enron (Türk ortağı Gama), Marubeni (Türk ortağı Unit) ve Çolakoğlu'na ikram edilen 2'si büyük 3'ü küçük 5 santralden TEAŞ'ın yıllık zararı tam 450 milyon dolarmış. Dünya Bankası'nın her ay TEAŞ üst yönetimine yazdığı uyarı mektuplarının basına sızması sonucu bizler de bu garip durumu öğrenmiş olduk.
Eğer Akkuyu nükleer santrali yapılacak olursa, sıkı durun TEAŞ, bu 5 santralden ettiği zarardan daha fazlasını tek bir nükleer santralin ürettiği elektrikten edecek. Hesap meydanda: Santralin ürettiği elektriğin kws'si en iyi ihtimalle 9 sente malolacak. TEAŞ'ın elektriği 4 sentten fazlasına satması mümkün olmadığına göre yine kws başına 5 sent zarar edecek. Aradaki fark da Hazine'denkarşılanacak.
Kurulacak santral 1400 megavat olduğuna (yılda da ortalama 8 bin saat üretim yapıldığına) göre elinize hesap makinenizi alıp küçük bir çarpma işlemi yapın: 1.4 milyon x 8 bin x 0.05. Ben yaptım, yıllık zarar 560 milyon dolar çıkıyor!
En iyi ihtimalle 9 yıl sonra devreye girecek ilk nükleer santralimiz her yıl 560 milyon dolar zarar yazarken, ülkemizin elektriğinin de sadece ve sadece yüzde 2'sini üretebilecek. Enerji açığımızı bu yolla kapatacağımızı kimse iddia edemez herhalde. Eğer o santrallerden Ersümer'in dediği gibi 8 tane yapacak olursak, işte o zaman enerji ihtiyacımızın yüzde 16'sı gibi anlamlı bir oranını karşılayabiliriz. Ama devletimizin bütçesine yazılacak zarar ise yılda 4,5 milyar dolar gibi okkalı bir rakama ulaşıverir!
Üstelik bizim nükleer santraller inşa edilinceye kadar ortaya çıkacak yeni riskler ve dolayısıyla yeni ek maliyetler de cabası...
Bugün TEAŞ, yap - işlet yöntemiyle, yani mülkiyeti özel sektörde kalmak suretiyle inşa edilen termik santrallerden kws'si 4 sent cıvarında bir fiyata elektrik satın alabilirken, acaba birileri nükleer santral inşa edilsin diye neden didiniyor dersiniz?
ABD, Almanya, Fransa gibi gelişmiş ve çok elektrik harcayan bir ülke olsak, belki Rio ve Kyoto sözleşmesiyle altına imza atılan çevre anlaşmasındaki kotaları doldurma ihtimali diye bir gerekçemiz olabilir. Ama bu kotaları dolduranlar bile nükleer enerjiden kaçışın yollarını ararken eğer biz nükleer enerjiye evet diyecek olursak, bu kararın nedenlerini kendi kamuoyuna ve Türk halkına anlatmakta en fazla zorlanacak kişi sanırım Ecevit olacaktır.
Dünya Bankası, yap - işlet - devret (YİD) tipi ihalelerden hızla vazgeçilmesini istedi geçenlerde. Şu anda YİD'le inşa edilen ya da sipariş edilen herhangi bir santral olmadığına göre doğrudan Akkuyu'yu mu kasdetmiş olmasın?
Ne dersiniz?
Almanya nükleerden neden vazgeçiyor?
İktidardaki Yeşiller Partisi milletvekili Fell'e göre Türkiye'nin nükleer enerji işine girmesi, ülkeyi en az 70 milyar marklık yükün altına sokacak
Nazire Kalkan
Akkuyu nükleer santral ihalesi için nefesler tutulmuş beklenirken, önceki akşam Taksim Dorint Plaza'da Alman Yeşiller Partisi milletvekili Hans - Josef Fell'in konuk olduğu önemli bir toplantı vardı.
Heinrich Böll Vakfı'nın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Fell, Almanya'nın 21. yüzyılda neden nükleer enerjiden vazgeçme noktasına geldiğini tüm yönleriyle anlattı. Biliyorsunuz Almanya'da yeni hükümet, 4 yıllık yasama dönemi içinde (bunun bir yılı geçti) aşamalı olarak nükleer santralları kapatma kararı aldı. Hükümet ve nükleer santral işletmecileri arasında şu sıralar ciddi müzakereler yürütülüyor.
Almanya bu alanda önemli bir örnek. 19 nükleer santralı var ve elektriğinin yüzde 30'dan fazlasını bu santrallardan sağlıyor. Ancak Fell açık bir dille, "Almanya'nın bunca yıldır edindiği deneyimle nükleer enerjininin, 21. yüzyıla uygun bir enerji türü olmadığı, hem toplum hem de siyasi mekanizma tarafından anlaşılmıştır" dedi. En önemli neden olarak da giderek yükselen yapım ve işletme maliyetlerini gösterdi: "1968'de kurulan ilk santral 750 milyon marka malolacak denildi. 850 milyon marka çıktı. Bu kabul edilebilir bir farktı. Ama fark giderek açıldı. 1982'de inşasına başlanan ve 1989'da devreye giren son nükleer santral için 1 milyar mark fiyat verilmişti. 5 milyar marka çıktı. Başta verilen fiyatlar hiçbir zaman tutmuyor, bunu bilin. Üstelik bunlar çıplak maliyetler."
Fell'e göre nükleer enerjide karar kılmak, Türkiye'ye de fazlasıyla pahalıya patlayacak. Bugün bir nükleer santral yapımının en az 6 milyar marktan başladığını belirten Fell, "5 santral yapılsa, 30 milyar mark eder. Güvenlik, personel eğitimi, teknik araştırma merkezleri, ara depolar vs. için de 40 milyar mark ekleyin. 70 milyar markı bulur. Bilmiyorum Türkiye'nin ekonomisi bu yükü kaldırır mı?" sorusunu yöneltti.
Toplantıya ilgi hiç fena değildi. Türkiye'deki anti - nükleer hareketin öncülerinden Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası sorumlusu Melda Keskin, DSP Tekirdağ milletvekili Dr. Fırat Dayanıklı, DSP İstanbul milletvekili Yücel Erdener gibi isimler olduğu gibi sivil toplum örgütleri temsilcileri, üniversite öğrencileri ve ev kadınları salonu doldurmuştu.
Hans - Josef Fell, Almanya deneyimini sıralarken Türkiye'deki uranyum rezervi tartışmasına da değindi. Biliyorsunuz pro - nükleer'ler uranyum yataklarımıza atıfta bulunarak, nükleer santrallerin bizi enerjide dışa bağımlılıktan kurtaracağını iddia ediyor. Ancak Fell öyle düşünmüyor: "Türkiye'nin 9 bin ton rezervi var. Bir reaktör yılda 144 ton uranyum kullanır. 6 reaktör olsa yılda 900 ton eder. Yani Türkiye'yi ancak 10 - 12 yıl idare eder."
Uranyumun dünya rezervlerinin de en fazla 40 - 50 yıl yetecek düzeyde olduğunu söyleyen Fell'e göre en önemli sorunlardan biri de rezervlerin yüzde 20'sini topraklarında bulunduran Avustralya'nın bu konuda çok hassas olması. Çünkü en zengin uranyum yataklarının bulunduğu yer, doğal olarak korunan ve yerli halkın yerleşim bölgesi. Bu da önümüzdeki 10 yıl içinde uranyum fiyatlarının aşırı derecede artmasını gündeme getiriyor.
Fell Almanya'nın nükleer santrallerden vazgeçmesinde etkili olan diğer nedenleri ise şöyle sıraladı:
* Nükleer santrallerden çok düşük düzeyde de olsa radyoaktivite yayılıyor.
* Kaza riski korkutuyor. En son Fransa'daki fırtınada bir nükleer santral faciası yaşanmasına ramak kaldı.
* Atıkların taşınması sorun oluyor ve her seferinde hükümete 500 milyon mark maliyet getiriyor.
* Atıklar için nihai bir depo hala bulunamadı
* Geçmişte bir Alman firması sırları Pakistan'a satarak bu ülkenin atom bombası yapmasını sağladı. Bu tür askeri amaçlı suistimal her zaman mümkün.
Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr
|
|