10 Şubat 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Metin TOKER Fotoğrafı: 5047 bayt
Ateşe odun atmak

       Hizbullah terörüne karşı çarenin "islamı öğretmek", din eğitimini daha ağırlıklı hale getirmek olduğunu sanacak kadar saf - daha doğrusu, safdil - bir düşünce tarzını aklınız alıyor mu? Sanki insanlık dışı bir vahşetin, müslümanlığın - hatta her hangi bir dinin - icabı olamayacağını bilmek için özel bir din eğitimine ihtiyaç vardır? Gerçi böyle düşünenler Türkiye'de çıkmıştır; kudret sahibi bile olmuşlardır. "Sağcıların cinayet işlediğini bana söyletemezsiniz" diye inat eden bir Başbakan "tesbih çeken eller, tetik çekmez" inancıyla İmam - Hatipleri ve Kuran kurslarını pıtrak gibi yerden fışkırtmıştır. Bir başkası "aklı karışık adam yetiştiriyor" gerekçesiyle liselerden felsefe derslerini kaldırtmış, yerlerine "huzur içinde adam yetiştirir" zannıyla din kültürü derslerini mecburi hale sokmuştur.
       Hizbullah terörü Türkiye'ye bütün bunlardan sonra gelmiştir ve kim ne kadar inkar ederse etsin "islamın siyasileştirilmesi"nin bir sapık ürünü olduğu muhakkaktır.
       Bundan dolayıdır ki İçişleri Bakanının bir basın toplantısında Hizbullah'ın temelini "inanç açlığı çeken halk"ın oluşturduğunu iddia edip kendi belediye başkanlığı sırasında Fatih'te uygulattığı "8 yıllık kesintisiz eğitim + din kursları" usulünü model göstermesi, hatta "köşe yazarlarının din eğitimi veren yazılar yazması, din alimlerine gazetelerde köşeler tahsisi" tavsiyesi pek talihsiz bir beyan olmuştur. Gerçi Bakan, MİLLİYET'in Ankara temsilcisi arkadaşımız Fikret Bila'nın "Ya laiklik bilinci, ya laik eğitimin önemi? Halkı Cumhuriyetin temel nitelikleri, Atatürk ilke ve devrimleri konusunda aydınlatma ihtiyacı? Onlardan niçin hiç bahsetmediniz?" sorusunu "Canım, siz onları zaten biliyorsunuz?" diye geçiştirmeye çalışmıştır ama bu ertesi gün "dinci basın"ın Bakan sözü olarak "Çare: Dini eğitim!" manşetini çekmesini engellememiştir.

Bataklık ne yetiştiriyor?

       Aslında bunların ne biri, ne öteki - dini veya laikliği anlatmak -Türkiye'de terör örgütlerini kaynaksız bırakmaya yetecek önlemlerdir. "Tek yol" diye şiddete ihtiyaç hissettirilen lümpen kütleler için sağ - sol yoktur.
       "Yılmaz Güney benim yaşayan kahramanımdı. Benim gibi 'taşraya yazgılı' milyonlarca çocuğun.. Yoksul, güçsüz ve zavallıydık. Yılmaz Güney yoksulları seviyordu. Çok isteyip de sahip olamadığımız dünya nimetlerinin tümünü elinin tersiyle itmişti. Üstelik çirkindi, üstelik esmerdi. Çirkinliği ve esmerliği bize; bulgur ve tarhanayla beslenmekten zekası standardın az altında gelişmiş Doğunun 'güneş yanığı' çocuklarına benziyordu. Hemen herkesin, hepimizin içinde, bir gün onun gibi olmak, onun gibi silah kullanmak, onun gibi ata binmek, yoksulları ve düşkünleri gözetmek ülküsü.. Evlerde, sokaklarda, oyun alanlarında ellerinde hayvan leşlerinin çene kemiğinden çıkarılmış tabancaları, Yılmaz Güney gibi zıplayan, takla atan ve Ahmet Tarık Tekçe ile avanesini haklayan 'esmerkaraşın' çocuklar.."
       Bunları dinci kesimin Yeni Şafak gazetesinde, "Benim Yılmaz Güney'im" başlığı altında, muhtemelen sağcı Ahmet Kekeç'in kaleminden okudum. Ertesi gün MİLLİYET'de Fatoş Güney kendisiyle konuşan arkadaşımıza şöyle diyordu: "Gericiler de sahip çıkardı, ona. Kendim yaşadım: Cezaevi döneminde MHP'li gençler bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sorarlardı".
       İran'da da böyleydi. Ama orada olan, burada olmaz: Çünkü burada rejime sahip "memleketin sağlam kuvvetleri" vardır. Orada yoktu. Ancak, topluma çeki düzen vermekle mükellef olanlar artık bunu daha fazla oyalamak hakkına sahip bulunmadıklarını anlamalıdırlar.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

© 1999 Milliyet