6 Mart 2000 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Kalbinde cop izi var

Aksaray'da sarışın olduğu için gözaltına alınan Moldova'lı Alexandra'yı ülkesinde bulduk. Karakolda eline vurulan copun acısı kalbine işlemiş bir türlü atamıyor

Mustafa Bakacak Moldova


yas00.jpg        Milliyet, sadece sarışın olduğu için hayat kadını muamelesine karuz kalan ve Türkiye'den sınırdışı edilen Alexandra Socur ile turizmci sevgilisi Mehmet Ali Saygın'ı Moldova'da buluşturdu. İki sevgili, yaşadıkları acı dolu altı günü unutmak istercesine hasret giderdiler. "Mehmetim'in ülkesine küsmedim. Sadece pasaportuma vurulan damganın silinmesini istiyorum" diyen Alexandra, gözaltında geçen günlerini anlattı.

İlk kucaklaşma

       Mehmet ile Alexandra'nın polisin ayırmasından sonraki ilk buluşması, Kişinev Havalimanı'nda kucaklaşmayla başladı. Alexandra'nın Kişinev'e 40 kilometre mesafede bulunan Kriulena kasabasında ablasıyla birlikte kaldığı evde devam etti. Bir anaokulunda ayda 15 dolara öğretmenlik yapan ancak, Mehmet'le tanıştıktan sonra bu işi bırakan Alexandra, "Hayatımda bir tek Mehmet var. Onu seviyorum. Sadece onu görmek için Türkiye'ye geliyorum" diyor.

Küskün değilim

       Zoraki ayrılıktan sonra tekrar kavuştuğu sevgilisinin yanından ayrılmayan ve bir daha ayrılmamak istercesine sarılan Alexandra, Türkiye'yi Mehmet'le tanıyıp, sevdiğini ve küsmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Ama Türkiye'ye gelen her turiste hayat kadını gibi bakılmasının da doğru olmadığına da söylemeden geçemiyor. Alexandra, "bir kabus gibi" dediği gözaltına alındıktan sınır dışı edilişine kadar geçen 6 günlük öyküsünü şöyle anlattı:

Kabus günleri

       "Mehmet'i görmek için 18 Ocak'ta Türkiye'ye gittim. Birlikte gezip, eğlendik. Dönüşüme bir hafta kala Mehmet'in bir arkadaşı telefon etti. Disco - Bar'ın açılışına davet etti. Gece 23.00 sıralarında Laleli'deki bu disco - bar'a gittik. Mehmet hesabı ödemişti, kalkmak için hazırlanırken içeri üç polis girdi. İkisi masamıza geldi ve pasaportlarımızı istedi. Sadece bizim masamıza gelmeleri beni şaşırttı. Pasaportuma baktıktan sonra dışarı gelmemi istediler. Masamızda oturan iki kadın daha vardı onları da aldılar. Minibüsüne bindirerek, Kumkapı Karakolu'na götürdüler. Üzerimdeki para ve ziynet eşyalarını kayıt yaptıktan sonra bizi tuvalet gibi kokan bir odaya koydular. İçeride dört kadın daha vardı. Ne olduğunu anlamadım. Mehmet'in geleceğini ve beni alacağını bekliyordum. Saatler geçti gelmedi.

Zoraki konsomatrist

       Sabah iki polis gelip, beni savcılığa götürdüler. Orada bir kağıt uzattılar ve imzalamamı istediler. Türkçe idi. Ne yazdığını bilmiyordum. Bu yüzden imzalamak istemedim. Bir süre sonra tercüman bir kız geldi. Kağıtta gittiğim disco barda konsomatrislik yaptığımın yazdığını söyledi. Böyle birşey yapmadığımı söyleyerek, kağıdı imzalamadım. Sonra beni başka bir odaya aldılar. Orada sivil elbiseli bir adam vardı. Kağıdı imzalamamı istedi. `İmzala kurtul' dediler. Karşı çıkınca sivil giyimli adam bağırarak birşeyler söyledi. Tercüman kız, `Yabancısın, bunu imzalamazsan buradan çıkamayacaksın' dedi. Çok baskı yapınca başka kurtuluşum yok diye düşünerek kağıdı imzaladım.

Önce tokatladılar

       İmzadan sonra tekrar karakola getirdiler. Polis, amirine birşeyler anlattı. Kağıdı imzalamamam konusunda olduğunu hissettim. Bunun üzerine amiri, oturduğu yerden kalkıp bana üç tokat attı. Yaklaşık iki saat sonra nezarette bulunanlarla birlikte bir başka yere götürdüler. Orada parmak izimizi alıp fotoğrafımızı çektiler. İşlemler bittikten sonra karakola döndük.

Sonra dövdüler

       Gece saat 23.00 sıralarında Gayrettepe'daki Ahlak Büro Amirliği'ne gittik. Burada büyük bir odaya koydular. 70 - 80 kadın vardı. Sigara içilmesine izin verilmiyordu. Birisi odanın içinde bulunan tuvalette sigara içmiş. Polis gelip sigarayı kimin içtiğini sordu. Kimse cevap vermedi. Bunun üzerine herkesi koridora çıkardı. Yanyana dizildik. Polis tekrar sordu; `Kim sigara içtiyse söylesin birşey yapmayacağım. Söylemezse hepiniz dayak yiyeceksiniz.' Yine ses çıkmayınca herkesin avucunu açtırdı. Elimize copla vurdu. Elim çok acımıştı, ağladım, ancak copun verdiği acıdan değil içine düştüğüm durum yüzünden ağladım. Bir suçum olmadığı halde, bana yapılanlar çok acı geldi. Gece, yere serilen battaniyelerin üzerine yatarak uyumaya çalıştım.

Herkesi toplamışlar

       "Sabah oldu, odadan çıkmamıza izin vermiyorlardı. Diğer kadınlarla sohbet ettim. Otelden, diskodan, bardan hatta telefon kulübesinde ülkesindeki ailesiyle görüşürken bile gözaltına alınanlar vardı. Benim nasıl ve neden gözaltına alındığımı sordular anlattım. Burada parası olan dışarıdan yemek getirtebiliyordu. Olmayan ise aç kalıyordu.

Cop iz bıraktı

       Gece bir minibüse bindirdiler. O kadar kalabalıktık ki, kucak kucağa oturmak zorunda kaldık. Bu kez hastaneye gittik. Burasının da `Can Can' ismi verilen Kadın ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi olduğunu öğrendim. Kadınlık kontrolü yapılacak dediler. Hastane karakol ve Ahlak Büro Amirliği'nin nezarethanelerine oranla daha temizdi. Ayrıca yatak vardı. Kalabalık olduğumuz için yatak sayısı yeterli gelmedi. Kimileri tek yatakta iki kişi yatmak zorunda kaldı, yine de yatakta uyumak güzeldi. Gözaltındaki üçüncü gecemde güzel uyuyabildim. Sabah saat 08.00 gibi görevli bir kadının `madamlar kalkın' diye bağırmasıyla uyandım. Karakol ve Gayrettepe'ye göre daha rahat nefes alabildim. Kaba davranan da yoktu. Akşam duş bile alabilme olanağımız oldu. Bu biraz olsun beni rahatlattı. Gayrettepe'de elime vurulan copun izi hala duruyordu. Yaşadıklarımı düşünmek bile istemiyordum. Tek istediğim bir an önce bu durumdan kurtulmaktı.

yas001.jpg

Kontrol günü

       15 Şubat 2000 sabahı kadınlık kontrolü yaptılar. Kolumdan tahlil içinde kan aldılar. Sonuçları beklemeye başladık. Akşama doğru sonuçlar çıktı. Sadece bir kişi de hastalık çıktı. Temiz çıkanlarla birlikte tekrar Gayrettepe'ye götürdüler. Burada 3 - 4 saat kaldıktan sonra yine Kumkapı Karakolu'na gittik.
       Sabah 06.00'da herkesi gözaltına alınmadan önce kaldıkları yerlere götürüp 3 - 5 dakika içinde bagajlarını toplamaları istendi. Mehmet'in evindeki bagajımı topladıktan sonra bu kez Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne teslim edildik. Orası daha da kalabalıktı. Kadın ve erkekler ayrı odalardaydı, ancak oturacak değil adım atacak yer bile yoktu. Bagajları kontrol eden kadın görevli, bir kızın aldığı parfümü götüremeyeceğini söyledi. Kız, parfümü son kez sıktıktan sonra kadına teslim etmek zorunda kaldı.

Ve sınırdışı

       Odada bulunanlar arasında iki aydır bekleyenler bile vardı. Ülkesine dönecek kadar parası olmayanların burada kalmak zorunda olduğunu öğrendim. İçeride sadece Ruslar yoktu, arap, zenci birçok ülkeden insan vardı.
       Mehmet'in biletimi dönüş için okeyletmesinden sonra polis beni havalimanına götürdü. Oradaki işlemlerin tamamlanmasından sonra uçağa binerek ülkeme döndüm.

Hata düzeltilmeli

       Sevgilisinin gönlünü almak için Milliyet'le birlikte Moldova'ya giden turizmci Mehmet Ali Saygın, bu olayın kolay unutulacak birşey olmadığını söylüyor. Alexandra'nın gözaltına geçen altı gün boyunca kahrolduğunu anlatan Saygın, "Yapılanlar kabul edilebilecek bir durum değil. Bunun düzeltilmesi için mücadele vereceğim" dedi.

© 2000 Milliyet