|
|
Adalet mi yaman, ordu mu? Nilgün CERRAHOĞLU
"Babam kaybolduğunda iki yaşındaydım. En büyük kabus; üzerinde ağlayacak bir mezarının bile olmaması. En yakın, en sevdiğiniz insanları elinizden alıyorlar. Başlarına ne geldiğini bilmiyorsunuz. Cezanın en korkunç yanı, ömür boyu sürmesi. Ömür boyu süren bir baskı bu... Şili'de bunları bilmeyen yok. Ama gene de hala herkes korkuyor. Kimse sokakta işkencecileri durduramıyor. Şili Ceza Yasası'nda 'insanların kaybedilmesi' diye bir suç yok. Kaybolanların yakınları, 'hak' iddia edemiyor..."
Yaşadıklarını bu sözlerle anlatıyor Maria Paz Venturelli, "Corriere della Sera" (3 Mart) gazetesine. Bir de işkencecilerin hikayeleri var:
"Yaşa ve cinsiyete bakmaksızın, karşımızdakilerin korkularını istismar ediyorduk" diye anlatıyor örneğin birisi: "Yaptığımız doğruydu" diye ekliyor öteki: "Biz görevimizi yaptık. Vicdanım rahat. Aynı şeyleri bugün gene - fazlasıyla - yaparım..."
"Pinochet fırtınasının", demokratikleşme sürecinin kırılgan bir aşamasında olan, Şili'de yarattığı tahribatı anlayabilmek için bu öykülere göz atmak kafi.
Diktatör döndüğünden beri, şimdiye dek olmadığı denli bölündü ülke. İşkenceye uğrayanlar ve kaybolanların yakınları ile; geçmişin insanlık dışı suçlarını asla kabul etmeyen, onlarla yüz yüze gelmeyi kökünden reddeden "Pinochet"ciler arasında.
İki kesim arasında kalan "sessiz çoğunluk" ağırlığını şimdi hangi yana koyacak? En büyük soru bu. "Demokrasi" ve "insan hakları" adına sokağa dökülüp, "Pinochet'yi yargılayın!" sloganına mı sarılacaklar? Yoksa Pinochet hakkındaki kararı zaten uluslararası kamuoyu ve tarih verdi deyip, işlerine güçlerine mi dönecekler?
Ellerinde, "Jamas, Jamas lo olvidaremos" (Diktanın yaptıklarını asla unutmayacağız!) pankartlarıyla Santiago sokaklarında gösteri yapanların çoğu - ne yazık ki - işkenceye maruz kalanlar ve yakınları. Olay geniş sivil toplum kesimlerinin yer aldığı ısrarlı toplu gösterilere dönüşmedi henüz.
Bu durumda diktatörün geleceği, "yüksek siyasete" kalacak. O siyasetin ipleri de çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Ricardo Lagos'un elinde. Lagos, Allende'den sonra Moneda Sarayı'na dönen ilk sosyalist. Yapmak istediği son şey toplumu büsbütün germek ve kapı gibi Pinochet'nin arkasında durmakta ısrar eden askerlerle krizi büyütmek olacaktır.
Ordu kendisini hala tüm diğer kurumların üstünde gören bir güç Şili'de. Kritik MGK toplantılarının, olası darbe endişeleriyle karşılandığı - Türkiye dışındaki - tek "demokrasi" Şili. Askerler, Pinochet'yi mahkeme önüne çıkartmamak için sonuna dek direnecektir. Aksi, ordunun "kurum" olarak yargılanması anlamı taşır çünkü. Ve bir böy ölçüşmeye dönüşür.
Diktatörün Londra döneminde konuyu "bağımsız yargıya" havale edeceğini söyleyen müstakbel Cumhurbaşkanı Lagos; "Demokrasimizi kanıtlamak adına her gayreti göstereceğiz" demekle yetiniyor şimdilik.
Cumhurbaşkanlığı'nı 11 Mart'ta devralacak "pragmatik" liderin gerçekte çabalarını; kamu yaşamından diktatörü uzaklaştırmak yönünde yoğunlaştıracağı düşünülüyor. "Sağlık nedenleriyle" yurtdışında yargılanamayan Pinochet'nin, (gene aynı sağlık gerekçesiyle) senatör sıfatını terk etmesi anlamını içeriyor bu.
Luis Sepulveda, İsabel Allende gibi Şili'nin ünlü yazarları, "Pinochet mahkemesinden" umudu kesmiş görünüyor.
"Yanılmayı çok isterdim" diyor Luis Sepulveda. Diktatörün devirdiği Allende'nin kızı İsabel Allende ise duyduğu düş kırıklığını, "Tiksindim" sözleriyle ifade ediyor: "Londra, Madrid ve Santiago'nun Pinochet konusunda anlaşmaya vardıkları açık. Yargı yolunun terk edilmiş olması esef verici..."
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net
|
|