|
|
Bir başka MGK...
İzmir'den Akif Saraç adlı mühendis bir okurdan mektup aldım; "ABD'nin de bir MGK'sı olduğunu bilyorum. (...) Çalışma esasları konusunda bilgi vermenizi diliyorum" demiş.
İlginçtir; birkaç hafta önce Süzer Holding yöneticileri, bir iş anlaşması için Washington'a geldiklerinde gazetecilerle sohbet toplantısı yapmışlar, o sohbette de, "ABD'nin de çok etkin bir MGK'sı olduğu, ancak bunun Türkiye'de bilinmediği" yönünde görüşler dile getirilmişti.
İşte bugünkü yazımı da, "Türkiye'de bilinmediği" söylenen bu kuruma ayırıp Saraç'ın dileğini karşılamak istiyorum.
Önce isimde anlaşalım: Zira, "Amerikan MGK'sı" denilen, bizim Türkçe haber dilinde, daha ziyade Ulusal Güvenlik Konseyi olarak değindiğimiz kurum. Ben burada, harf karmaşası yaratmamak için, MGK ya da UGK yerine, İngilizce baş harfleriyle "NSC" diye sözedeceğim.
NSC, 1947 tarihli Ulusal Güvenlik Yasası ile doğmuş. ABD Başkanı'nın liderliğinde üç üyesi var: Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanı. Aynı yasa, CIA Başkanı'nı istihbarat konularında, Genelkurmay Başkanı'nı da askeri konularda NSC'ye "dışarıdan" danışman olarak belirliyor.
Ayrıca NSC'nin, Ulusal Güvenlik Personeli diye adlandırılan kalabalık bir sekreteryası var. ABD'nin ulusal güvenliğini ilgilendiren her türlü alandaki uzmanların görev yaptığı bu sekreterya, Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı'na bağlı.
Ulusal güvenlik danışmanlığı, 1953 - 1961 döneminde başkanlık yapan Dwight Eisenhower'ın yaratısı. Başkanlar, tıpkı kabinelerindeki diğer üyeler gibi, ulusal güvenlik danışmanlarını da atıyor ve "danışma" egzersizinin biçimini de kendileri belirliyorlar. Ancak yarım yüzyıllık pratik, ulusal güvenlik danışmanlığının ABD yönetiminin en etkin kadrolarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Bu kadroyu, Richard Nixon başkanlığında Henry Kissinger'ın, Jimmy Carter döneminde Zbigniew Brzezinski'nin doldurduğunu hatırlamak bile, ulusal güvenlik danışmanlarının dış politika alanında, kimi zaman dışişleri bakanlarını, hatta başkanları bile gölgede bırakan bir üne sahip olabildiğini gösteriyor. Bill Clinton'un Ulusal Güvenlik Danışmanı da malum, kasımda onunla birlikte Türkiye'ye de gelen, Sandy Berger.
Giderek "Amerikan Hükümetine Giriş" dersi sıkıcılığına bürünen bu yazıdan, buraya kadar çıkarabileceğimiz temel sonuç, NSC'nin "seçilmiş Başkan'ın atadığı sivil üyelerden oluşan" niteliği. Ayrıca, bu kurum kararlar alıp uygulatmıyor; burada benimsenen görüşler, Başkan'ın kararlarının belirlenmesine katkı ötesinde bir yaptırım taşımıyor. Başkan'ın, ulusal güvenliği doğrudan ilgilendiren birçok kararı da, tabii ancak Kongre'nin onayıyla yürürlüğe konabiliyor.
Burada parantez açarak, yasa çerçevesinde "Başkan'a danışmanlık" ötesinde "yürütme yetkisi" bulunmayan ulusal güvenlik danışmanlarının sınırı aşmasının çarpıcı örneği olan "İran - Contra" skandalını hatırlatalım. ABD'nin İran'a resmen silah ambargosu uyguladığı ve İran - Irak Savaşı'nın sürdüğü dönemde yaşanan skandal, Lübnan'da Şii teröristlerin rehin aldığı Amerikalılar'ın serbest bırakılması pazarlığı kapsamında, İran'a gizli silah satışını içeriyordu. Bu satıştan kazanılan gelirler de, Nikaragua'da Sandinist rejimi devirmeye çalışan "Contra"ların yasadışı yollardan desteklenmesinde kullanılmıştı.
Bu gizli operasyonun mimarları olan CIA Başkanı William Casey, NSC danışmanlarından Yarbay Oliver North, ile Ronald Reagan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanları Bud McFarlane ve Amiral John Poindexter'ın ise, Kongre'yi tamamen habersiz, Başkan'ı da bir ölçüde devredışı bırakarak hareket ettikleri ortaya çıkmış, skandalın sorumluları hüküm giymişti.
Parantezi kapadıktan sonra, şimdi NSC'nin işlevine "askeriyenin siyasete etkisi" açısından bakıp konuyu biraz "ilginç" kılalım.
Yukarıda değindiğimiz Ulusal Güvenlik Yasası, ABD'de sivil - asker ilişkilerini belirleyen temel belgelerden biri. Bir diğeri ise, 1986'da çıkarılan Savunma Bakanlığı'nın Reorganizasyonu Yasası.
İşte askeriyenin rolü konusunda, bu ülkedeki en ilginç siyasi tartışmaları yaratmış olan da bu ikinci yasa. Kongre'deki mimarlarının adıyla Goldwater - Nichols Yasası olarak da tanınan bu "yeni" mevzuat, özünde Savunma Bakanlığı'nın askeri kanadı içinde yeniden düzenleme yaparak kuvvet komutanlarının nüfuzunu azaltıp genelkurmay başkanınınkini artıran önlemler getirdi. (Türkiye dışındaki bütün NATO ülkelerinde olduğu gibi, ABD'de de, Genelkurmay Başkanı'nın Savunma Bakanı'na bağlı ve sivil otoritenin her zaman askeri otoritenin üstünde olduğunu biliyorsunuz.)
Goldwater - Nichols Yasası, Genelkurmay Başkanı'nı Başkan'ın, NSC'nin ve Savunma Bakanı'nın "askeri konulardaki bir numaralı danışmanı" ilan etti. Ancak Genelkurmay Başkanı, bu yasayla NSC'de üyelik ve ABD kuvvetlerine doğrudan komuta yetkisine kavuşturulmadı; işlevi Başkan'ın emirlerinin komutanlara aktarılmasıyla sınırlandı.
İşte yasa, bu haliyle, ABD'deki birçok siyasi gözlemciyi rahatsız etti, ediyor. Birkaç örnek: Mark Perry bu yasanın, Genelkurmay Başkanı'nı "kendisine sorulsa da sorulmasa fikir verme yetkisine kavuşturduğunu" yazdı. Robert Previdi, yasadan "Kongre'nin son 40 yıldır çıkardığı en önemli ve en tehlikeli askeri mevzuat" ve "ABD tarihinde askeriye üzerindeki sivil denetimi potansiyel olarak tehdit eden ilk girişim" diye sözetti. Yasanın "ABD'nin askeri politikaları ve askeri stratejisi üzerindeki sivil denetimi çökerttiğini, Washington'ın gelmiş geçmiş en büyük skandalı olduğunu" savundu Edward Luttwak.
Burada altını çizmemiz gereken nokta, yasanın sadece "askeri konularda danışmanlıktan" sözetmesi, eleştirenlerin de "askeri politika üzerindeki sivil denetimin" zayıflayacağından kaygılanmasıdır. Yoksa "sivil politika konusunda askeri denetim" gündeme tabii ki gelmemiştir. Zira yasanın hazırlanmasına katkı yapan ve benimseyen sivil - asker kesimlerin tezi de, "askeri konularda deneyimsiz bir sivil liderin bu alanda karar verirken doğrudan askerlerden fikir almasının önemi" idi. Bu tezin sahipleri, örneğin mevcut NSC'de hiçbiri "askerlik yapmamış" bir başkan (Clinton), bir savunma bakanı (William Cohen) ve dışişleri bakanı (Madeleine Albright) bulunduğuna dikkat çekerek askeri stratejiler belirlenip operasyon kararları alınırken genelkurmay başkanının NSC'ye fikir aktarmasının "elzem olduğunu" vurgulamaktalar.
Öte yandan, Goldwater - Nichols Yasası konusundaki kaygıların, "siyasete ilgili", nüfuzlu ve örneğin Bosna Harekatı'na muhalefetiyle Clinton yönetimine ters düşen eski Genelkurmay Başkanı Colin Powell döneminde doruğa çıkması da tesadüf olmasa gerek.
İşin ilginci Powell görevi bıraktıktan sonra şöyle yazmak gereğini duymuştu: "Ülkemizin bunca sorunu varken, sivil - asker ilişkilerinde bir kriz bu sorunlardan biri değildir. Başkan Bush ve Clinton, savunma bakanları Cheney ve Aspin askeri kuvvetler ve benim üzerimde her zaman tam ve kesin bir denetime sahip olmuştur."
Yazara E-Posta: ycongar@milliyet.com.tr
|
|