17 Mart 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 İNTER@KTİF
 21.YÜZYIL
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Güngör URAS Fotoğrafı: 9299 bayt
Paris'te marş, şarkı ve resim

PARİS


       "Allons enfants de la patrie,
       Le jour de gloire est arrive..."
       Fransızların meşhur "Marseillaise" (Marsilya Şarkısı) isimli milli marşı böyle başlıyor:
       Türkçesi (Prof. Dr. Reha Poroy'un tercümesi ile) şöyle:
       "Haydi, vatan çocukları / zafer günü geldi...
       Bize karşı istibdadın kanlı sancağı kalkmış vaziyette.
       Bağrımıza kadar girip / kadınlarımızı çocuklarımızı boğazlıyorlar.
       Silaha vatandaşlar.
       Birliklerinizi oluşturun / yürüyelim, yürüyelim..."
       Türkçesinden anlaşılacağı gibi tam bir ihtilal şarkısı. Düşününüz ki, iki yüz yıldır Fransızlar bunu devamlı milli marş olarak söylüyor, ihtilal havasını yaşıyorlar.
       Güfte ve beste bir istihdam yüzbaşısı olan Claude Joseph Rouget de listeye ait. 1792 yılında yazılmış. Orijinal adı "Ren Ordusu İçin Savaş Şarkısı" 10 Ağustos ayaklanmasını bastırmak için Paris'e gelen Marsilya taburu erleri bu şarkı ile Paris'te dolaşırmış. Halk şarkıyı sevmiş. Benimsemiş. Şarkıya "La Marseillaise" adını takmış. Şarkı 14 Temmuz 1795'te milli marş olarak kabul edilmiş.
       Fransızca şarkıların anlamı çok kere melodinin güzelliği arasında kaybolur. Halbuki Fransa'da şarkı melodi için söylenmiyor. Duygular önce kelimeye dökülüyor, kelimeler şiir oluyor, müziğe bulandırılıp kulaktan kalbe aktarılıyor.
       Bakınız 75 yaşındaki Charles Trenet müziğe buladığı kelimelerle neler söylemeye çalışıyor:
       "Dışarıda kapıma vuran rüzgar,
       Bana ölen aşkı anlatıyor...
       Sönmekte olan ateşin önünde."
       Ya 39 yaşında lenf kanserinden ölen Jeopues Brel'in yakarışı:
       "Beni terk etme
       Ben senin için her şeyi yapacağım.
       Yağmur yağmayan memleketlerden...
       ...Sana yağmur damlalarından yapılmış bir kolye getireceğim.
       Senin için deli dolu kelimeler uyduracağım ki...
       ...O kelimeleri sadece sen ve ben anlayacağız.
       Bırak, müsaade et, gölgenin gölgesi olayım...
       ...Köpeğinin gölgesi olayım."
       1900'lü yılların başında Toulouse Leutrec, Modigliani ve Ultrillo gibi ressamların mekanı, "Sacre - Coeur" kilisesinin hemen arkası, "Montmartre" imiş. Sonra ressamlar "Montparnasse"e inmişler. 1960'lardan sonra da "Saint Germain"e taşınmışlar.
       İkinci Dünya Harbi'nden hemen sonra bizim birinci dalga ressamlarımız Abidin Dino, Avni Arbaş, Selim Turan, Fikret Mualla, Nejat Devrim, Fahrünissa Zeyd ve Mübin Orhan, "Montparnasse"nin ilk sakinleri olmuş.
       İkinci dalgada Komet, Yüksel Aslan, Behçet Safa, Utku Varlık, Mehmet Güleryüz, Alaattin Aksoy "Montparnasse"e yerleşmiş. O yıllar Hüseyin Baş da Paris'te. Entelektüeller için Montparnasse'de iki mekan var: La Coupole ve Le Select. Birinde yemek yeniyor, öbüründe oturuluyor. Yemek için yolun öbür tarafına geçiliyor, kahve için bu tarafına. Türkler bu yolda bir de "şehit" vermiş. Kahve ile lokanta arasında gidip gelirken ressam Güneş Eskin otomobil altında kalmış.
       Le Coupole bir binanın zemin katında iki basketbol sahası büyüklüğünde kocaman bir salon. 1927 yılında bistro alarak açılmış. Salonun 32 sütunundaki resimler ve avizeler "Art Deco" görünümü yansıtıyor. Cocteau, Hemingway, Faulkner, Sartre ve Picasso gibi ünlü isimler burayı mekan tutanlardan. Sabah 07.30'dan ertesi günün ilk saatlerine, 02.00'ye kadar açık. Çaydan en nefis balığa, istiridyeden havyara, her mideye, her keseye uygun servis var. Akşam 20.30'a kadar lokantada rezervasyon kabul ediyorlar. Daha sonra yemek yemek için ayakta sıra beklemek gerekiyor. Havası kadar yemekleri de güzel.
       Karşı yakadaki Le Select de 1923 yılında açılmış. Masaların üzerinde duran ve kahvenin ünlü müşterilerinden söz eden broşürde Türk ressam Komet'in de adı var.
       Select'in en eski barmeni "Philippe Ratel", Montparnasse'den gelip geçen tüm ünlüler gibi Türk ressamlarını da tanıyor. Çoğu ile dostluğu var. Montparnasse'de Fransızların en fazla tanıdığı ve sevdiği Türk sanatçı ise Mübin Orhon. Mübin Orhon 1924 doğumlu bir Mülkiyeli. Paris'e "siyasal bilimler" tahsiline gitmiş. Ressam olmuş. Anlatıldığına göre, Koca Reşit Paşa'nın ahvadından, İnönü ile briç oynayan renkli bir kişiymiş. Nazım Hikmet'in eşi Münevver Hanım ve oğlu Mehmet ile aynı binada, Le Coupole'nin biraz ötesinde otururmuş. Genç ölen Mübin Orhon'un hikayeleri hala yaşıyor. Garsonlar, "Bende bir Mübin Orhon resmi var..." diye övünüyor.



Yazara E-Posta: guras@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet