|
|
Yeniliklere merhaba!
Daha güzeli sunmak adına Milliyet’in verdiği, daha kapsamlı ve çok sayfalı gazete kararının ardından, bana da katkı onuru düşünce, telaşlı bir sevinç aldı beni. “İçimden geldiği gibi yazmak istiyorum" diye düşünürken bulunca kendimi, yeni köşenin adı da konmuş oldu, ama isim öyle beğenildi ki, “İnsana Dairöin de adı değişti. Artık pazartesi / perşembe ana gazetede, cumartesi / salı ikinci kısımda buluşacağız sizlerle. “Ya içerik nasıl olacak" derseniz, en iyi bildiğim konu psikoloji olduğuna göre, elbette baş konumuz insan psikolojisi olacak yine. Eskisine ek olarak, kimi günler gerçek, yaşanmış ya da hala yaşanan, aslında psikolojik bir hastalığın ya da sorunun öyküleştirilmiş halini de yazacağım sizlere. Kendinizde ve / veya yakınınızdaki insanlarda bu belirtilerin olup olmadığını anlayıp, çözümü için harekete geçebilecek bilginiz olsun diye.
Bunlarla sınırlı kalmayacak tabi konular. Cinsellik, yağmur, kitaplar, çocuk sevgisi, ilginç / komik haberler, mekanlar yani tıpkı ismi gibi içimden gelenleri, içinizden geldiğini düşündüklerimi, insana dair olan her şeyi paylaşmaya çalışacağım yine.
Depresyonun yaşattıkları
“Yorulmuştu artık yaşamaktan. Her sabah aynı saatte kalkıyor, şaşmaz bir sırayla hareket ediyor, kışın da etkisiyle ruhu daha da kararıyordu. Sıkılıyordu hiç durmadan içi. Kendi sesinin dışında ses duyma ihtiyacı ile bazen insanların arasına karışıyor, yalnızlık, anlatamamazlık ve anlaşılamazlık duygusu daha da artarak, kapanıyordu yine. O gülücükler sahte olmalıydı. Sözler de içtensiz. Aklı başında bir insan ne zevk alırdı onları konuşmaktan, öyle davranmaktan. Gerçi birçok konuda olduğu gibi bu konuda da şüpheliydi doğru değerlendirdiğine. Kendine olan güveni sarsılmıştı iyice. Alacağı bir şey konusunda tereddüt yaşıyor, bir yemek ısmarlasa “keşke diğerini seçseydim" diyordu. Karar veremiyordu hiçbir konuda. Zaten insanlardan kaçmasının bir nedeni de buydu. Eli ayağına dolaşıyor, hata yapma kaygısı taşıyordu. Küçük ve değersiz bir insandı o. Ufacık şeyleri bile kafasına takıyor, saatlerce düşünüyordu. Bazen kızıyor, ama tepkisini ya hiç dile getirmiyor ya da hissettiğinin çok altında bir karşı çıkış sergiliyordu. Kızdıklarının kızılmaya değer olup olmadığı, kimin suçlu olduğu konusunda da şüpheleri vardı ya, hadi neyse.
Boğazında takılı bir ağırlık vardı sanki. Nefes alırken bile zorlanıyordu. Yataktan kalkarken başlayan bıkkınlık duygusu, gün boyunca yakasını bırakmıyordu. Umudu yoktu, hedefleri, beklentileri. Kapkaraydı hayat. Olumsuzluklar peşi sıra gelerek, rengi daha da koyultuyor, yaşamayı anlamsız kılıyordu.
Geçen sene ağrıyan başı, dayanılmaz hale geldiğinde gittiği doktor söylemişti, “psikolojikmiş" ağrıları. Zaten ağrımayan yeri yoktu bu günlerde.
Dikkatini yoğunlaştıramıyordu bir türlü yaptığı işte. Öylesine düşmüştü ki enerjisi, televizyon bile seyredemiyordu, nerde kaldı kitap okumak, bir iş yapmak. Uyku ve yeme düzenindeki değişikliklerin etkisi de olabilirdi bunda. Şöyle deliksiz bir uyku uyuyamıyordu ne zamandır. Yemesi de bir garipti. Saçını taramak dahi gelmiyordu içinden. Aynı giysilerle günlerce yatıp kalksa umurumda olmayacaktı. Oysa giyinmeyi, bakımlılığı, alışveriş ne çok severdi. Zaten eskiden zevk aldıklarının da bir anlamı kalmamıştı artık hayatında.
Öylesine yaşıyordu işte. Niye yaşadığını bilmeden, yaşadığına hayat denirse.
Çoğumuz neden böyle hissettiğimizi bilmeden yaşıyor, çözülebilecek sorunların altında eziliyoruz. Benzeri belirtilerin bir kısmından, kısa süreden beri yakınıyor olsanız bile, daha mutlu, huzurlu ve üretken bir yaşam için harekete geçme zamanı gelmedimi sizce de?
|
|