|
|
Geleceğe dönüş
Gazete, o kağıttan dünya, zaten uzun süredir tehdit altında.
"Bedava" televizyon sarstı ama yıkamadı.
Şimdi yeni teknolojiler, internet, kısmen dümeni sizin de elinize veren sonsuz alternatif ve hızla, üstelik televizyondan çok gazeteye benzeyen içerik sunuşuyla tehdit ediyor.
Hatta, bizzat kağıt gazetenin kendisi de internet erişimli biçimiyle kendi kendisini tehdit ediyor.
Şimdilik, kağıt hala ayakta.
Ayakta ama çoktandır sendeliyor.
. . .
Bu "içerik ve sunuş" tehditleri değil asıl değinmek istediğim.
O rakipler karşısındaki durumu değil.
Gazete, bir de "gazetecilik" anlayışı ve sunuşu açısından kendisini içeriden vurup durdu.
Biri, sadece bizde değil, dünyada da, nedenleri çok çeşitli güven kaybı.
Belki siyasal sadakatin de başına geldiği gibi, okur sadakati eridi.
Aldatan ille de okur olduğundan değil; çoğu zaman, "aldatılan" okur olduğu için.
Yine dünyada da benzerleri bulanabilecek biçimde, ama burada yaygın ölçüde, "gazete ve gazetecilik", ait olması gereken yerden kopup durdu.
"Halkın sesi" olmak yerine, siyasi, iktisadi çıkarların, halka kabul ettirilmesinin, dayatılmasının yahut halkla ilişkiler faaliyetinin aracısı haline geldi.
Bunun; net, ilkeli, çizgisi açık, beyan edilmiş; dolayısıyla, "seçme özgürlüğü" içinde "çoksesliliğin bir parçası" olarak yapılmasından çok, "objektif kitle gazetesi" maskesiyle, manipüle edilmiş, manipüle eden, sansürün dışında sıkı bir otosansür çalıştıran ve rüzgara göre değişebilen çehresiyle yapılmasından ötürü.
Gazeteciliğin ruhundaki "muhalif, sorgulayan, soran" kimliğin zedelenmesinden ötürü.
Gazeteciliğin bir nevi "iktidar aracı" haline getirilmesinden ötürü.
. . .
Tabii, bu cennet ülkede, bunların arkasında başka nedenler, bunların altbaşlığı olarak sayılabilecek başka bir sürü madde de var.
Geniş bir kitle için "ihtiyaç" olmaktan çıkan, yeni okur adayları açısından da "ihtiyaç olamayan" gazetenin, "başka ihtiyaçlar"a sarılması, yani "promosyon"un "gerçekçi" tek çıkar yol haline gelmesi gibi.
"Promosyon" hem tirajları, hem ölçekleri, hem de istihdamı kısmen korumaya yaradı. Bazen, yeni okur adayını "müşteri" halinde de olsa gazeteyle tanıştırdı...
Ancak, o "garanti"nin ardında, gazetenin kendisinin "ihtiyaç" olabilmesini zayıflattı; ihtiyacın ancak "ödenebilir" bir fiyatla karşılanabileceğini unutturdu.
. . .
Bir dönem "promosyon esnekliği", yani "piyasa"nın ona duyarlılığı baskındı.
Açıkçası, Akşam, Star, Posta gibi örnekler, son dönemlerde "fiyat esnekliği"nin ağır bastığını kanıtladı.
İnsanlar "verebilecekleri" bir bedel karşılığında gazete isteyebilirdi.
. . .
Şimdi Milliyet de bunu yapıyor. Hem, sadece fiyat indirerek değil, aynı zamanda, önemli ve özenli bir gazetecilik emeğiyle, içeriğini ve içerik çeşitliliğini de artırarak.
Bunları yeterli görüp görmemek mümkün tabii.
Ama, yazının başındakileri yazmış bir "gazeteci" olarak şunu söyleyebilirim:
Türkiye'de "gazeteciliğe dönüş"ün ciddi adımları bunlar.
Kaldı ki, eleştirilen ve eleştirilecek ne olursa olsun, örneğin bu gazete, gazetecilik açısından sağlam bir omurgaya sahip zaten.
Şu anda, kendi içinden kendisini kıyasıya eleştirebilen "tek gazete" olması da, o omurganın, güvenin ve özgüvenin sağlam bir kanıtı.
Her gazetenin yaşaması, gerçek gazeteciliği yaşatabilmesi, ait olduğu yerle, yani halkla daha çok ve daha dürüst buluşabilmesi umuduyla.
|
|