|
|
Tebdil i- mekan
Gazetemizin yeni düzeniyle birlikte gördüğünüz gibi ben de taşındım. Köşemin bu yeni halini ben pek sevdim. Umarım sizler yadırgamazsınız.
Tebdil - i mekanda ferahlık vardır özdeyişi, aslında benim ruhuma pek uygun. Her yenilik, bana heyecan verir. Her değişiklik önerisi içimi kıpır kıpır eder, bana yeni sıçramalar yaptırır. Rutin düşünmekten, rutin yaşamaktan mümkün mertebe kaçınmaya çalışırım.
Kimileri için taşınmak, başlı başına bir hüzündür. Benim içinse evimi taşımak da dahil taşınmanın her türlüsü, yenilenmek için bir fırsattır. Şimdi de aynı duygular içindeyim.
18 yıl çalıştığım Cumhuriyet'te köşem buna benzer bir formattaydı. Düne kadar sürdürdüğüm yarım sayfalık yatay formatı, 1992'de Sabah'a geçtiğimde Genel Yayın Yönetmenim Zafer Mutlu yaratmıştı. 1 yıl sonra Milliyet'e geçtiğimde ise aynı format korunmuştu.
8 yıl uzun bir süre. Köşemin içeriğini hep yenilemeye çalıştıysam da, sadece görüntü olarak aynı kalması için bile çok uzun bir süre.
Ne zamandır hayal ettiğiniz, ancak topluma karşı sorumluluk duygunuz nedeniyle cesaret edemediğiniz bir farklılığın, kendiliğinden önünüze konuvermesi büyük bir rahatlık. "Terk ettim" duygusuna kapılmadan, için için özlemini duyduğunuz, daha özgür olabileceğiniz bir düzene adım atıyorsunuz...
Bu yeni düzende görsel malzemeyle uğraşmak yok. Mizanpaj derdi de olmayacak. Ama tüketiciler yine hep var olacak. Değişmeyecek olan tek şey, siz Milliyet okurlarıyla yıllardır süregelen sıcak ilişkimiz, işbirliğimiz. Önerileriniz, uyarılarınız, hatta kimi zaman bıktıran inatçı ısrarlarınız sayesinde bugüne kadar kim bilir kaç yasa değişikliği yaptırdık? Sokaktaki vatandaşın mağduriyetini önlemek için kaç yönetmelik ve tebliğin çıkartılmasına vesile olduk? Tüketiciye ayıplı mal satmaya kalkanların nasıl kabusu haline geldik?
Bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de yazılı basının en interaktif köşelerinden biri olma özelliğimizi sürdüreceğiz.
Bizi aramaya devam edin.
Made in Galatasaray!
Made in Turkey'i muteber bir marka haline getirmek için ne yapabiliriz?
Önceki gün katıldığım Rekabet Zirvesi'nde İSO Başkanı Hüsamettin Kavi kürsüden dert yandı: "Türk sanayicisinin ihraç ettiği ürünler, aynı kalitedeki bir İngiliz ya da Alman malına göre, sırf Türk malı damgasını taşıdığı için daha ucuza satılıyor!"
Türk malının olumsuz imajı yüzünden sanayicilerin zararı yüzde 20'lere kadar varıyormuş. Kavi, anlamlı bir uyarıda da bulundu: "Türkiye'nin marka imajını yükseltmezsek, kendi ürünümüzün kalitesini ne kadar yükseltirsek yükseltelim, aradaki farkı cebimizden ödemek zorunda kalalacağız."
Dünya Yayıncılık bünyesindeki Globus dergisinin düzenlediği Rekabet Zirvesi, tam da Galatasaray'ın Mallorca'yı elediği maçın birkaç saat öncesindeydi. Kavi'nin sözleri üzerine salondaki bir izleyici, "o zaman biz de mallarımızın üzerine Made in Galatasaray yazalım. Cepten boşu boşuna para ödemeyiz. Hatta belki üzerine para verirler" deyiverdi.
Bu espri, aslında gerçeğin ta kendisi: Marshall Boya, geçen yıl Galatasaray formalarına verdiği ilan için 2,9 milyon dolar ödemiş. Bu yıl ilan vermek isteyen ........... tam 30 milyon dolar teklif ediyormuş.
İşte size bir ürünün marka değerinin bir yılda nasıl 10'a katlanabileceğinin en somut örneği!
Tüketici ödülünü iyi ki ben almadım!
Sanayi Bakanlığı'nın 3. Tüketici Ödülü iyi ki bana verilmedi. Aksi halde ödülü protesto eder duruma düşecektim.
Belki farketmişsinizdir, ödül töreni önceki gün Çankaya Köşkü'nde yapıldı. Kazananlar ödüllerini Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in elinden aldılar.
İlk yıl ödülü bana verdikleri için biliyorum. Ödülü Sanayi Bakanı verir, Demirel de adet yerini bulsun diye kutlama mesajı gönderirdi.
Ama bu yıl durum farklı. Çankaya'da heyet kabul etme rekorları kıran Demirel, yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek uğruna bu ülkede tüketicilerin de yaşadığını birden farkediverdi galiba!
Ya ödül listesinde benim de adım bulunsaydı ne olacaktı?
2 ay arayla 2 kez mahkemeye verdiği bir gazeteciyi Çankaya Köşkü'nde ağırlayıp ödül vermek, 35 yıllık siyaset hayatı içinde bin kalıba girip çıkmış Demirel'e muhtemelen vız gelirdi. Hatta son dönem piar faaliyetlerinin bir parçası olarak bile düşünebilirdi.
Fakat ben Cumhurbaşkanımızı bu olanaktan mahrum ederdim. Politikacılardan uzak durmaya özen gösterdiğimi, bu köşenin okurları bilirler. Ama 26 yıllık gazetecilik hayatımda bugüne kadar Çankaya Köşkü'ne adımımı atmadığımı herhalde bilmiyorlardır. Bir süre ısrarla ve sık sık davet ettiler. Adım uzun süre protokol listesinde kaldı. Son yıllarda onlar da pes etti.
Not - Bu vesile ile son dönemde bana en sık sorulan soruyla ilgili küçük bir açıklama: Deprem sonrasında yazdığım yazılar nedeniyle Demirel'in bana açtığı davalardan ilki karar aşamasına geldi. Sizlerden gelen destek yazılarını yayınladım diye açtığı ikinci dava sürüyor. Bu arada avukatı Ceyhan Mumcu'nun kendi adına açtığı 3. hakaret davası da devam ediyor.
Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr
|
|