25 Mart 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 ÇİZERLER
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VİTRİN
 TEKNO CAFE
 PAZAR SOHBETİ
 SAĞLIK HATTI
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Metin TOKER Fotoğrafı: 5047 bayt
Başka bir Avrupa'dan ses

PARİS


       Türkiye'de herkes "Avrupa'nın bizi kabul etmesi için" ne yapmamız gerektiği hususunda ahkam keser. Aslında bu, Avrupalının değil de kendisinin gerçekleşmesini istediği bir husustur. Bunların pek çoğu doğru ve makbuldür de... Ama Avrupalı ona, bizim atfettiğimiz önemi ve değeri vermez.
       "Avrupalı" derken, geneldeki Avrupalıdan bahsediyorum. Bir de bazı "Avrupalı çevreler" vardır ki onlar ve bizim onlara eş "Türk çevreler" emme/basma tulumba gibidirler. Birinin sesini öteki, kendi Avrupasında yükseltir; bu aynının aksi sedası, sanki kökü bizim tarafta değilmiş gibi bizde öyle yansıtılır ki herkes bunu "Avrupa'nın isteği" diye adeta mukadder saymaya başlar.
       Bu oyuna gelmemek lazımdır.
       Aslında "Şu, Jakobenler!" diye bir küçük yazı dizisinin son "genel rötuşları"nı tamamlamak için vaktimin çoğunu harcıyorum. Bunun bir büyük kısmı da Paris'teki okulumun, Siyasal Bilgiler Enstitüsünün o pek zengin kitaplığında geçiyor. Bir de Jakobenlerin Fransa başkentinde bile damgalarını en fazla vurdukları yerleri geziyorum.
       Fransız İhtilalinin bütün tanınmış isimlerini taşıyan sokaklar, meydanlar, caddeler Paris'te var da, bir tanesininki yok: Robespierre: Jakobenlerin en meşhur temsilcisi. İlginç, değil mi? Onları dizide anlatacağım. Şimdi söylemek istediğim: Avrupalılardan hiç olmazsa Fransızların Türkiye hakkındaki beklentileri.
       Fransa'
nın eski Ankara Büyük Elçilerinden birinin evindeki yemekte Türkiye'yi bilen iş adamı ve bankacılar harika bir şey söylediler: Türkiye'nin ekonomisi fevkalade ve ilk defadır ki bu kadar iyi. Doğrusu ya ben, böyle bir övgüyü beklemiyordum.
       "Devam! Devam!" dediler. Yolda kalmamamızı temenni ettiler.
       Hükümetin mi marifeti, propagandası çok yapılan "istikrar"ın mı, yoksa IMF'e bu defa - ve şimdiye kadar - uyumlu kalınmasının mı? Bilmiyorum ve onlar da bilmiyorlar. Zaten önemi de ona vermiyorlar. Bu "istikrar"da "asker"in rolünü küçümsemedikleri gibi o faktörü demokrasiye karşı bir unsur da saymıyorlar.
       Çünkü baktım, mesela İran ile Cezayir'i veya Fas'ı başka bir sepete, Türkiye'yi başka bir sepete koyuyorlar. "Onlar 2. Cumhuriyetçilerden daha Kemalistler" dersem güler misiniz?

Ama asıl bize lazım

       Buna karşılık bizim eski okulun kitaplığında bir ara kanuştuğum "Yeni Sciences - Po'lu" genç öğrenci kız gazeteci olduğumu öğrendiğinde ilk olarak "Yazı yazmakta serbest misiniz?" diye sordu. "Evet" dediğimde de pek şaştı. Durumu biraz anlatmaya çalıştığımda "Evet, ama!." dedi.
       Onun "Evet, ama!."sı iş adamı ve bankacıların "Türk ekonomisi ilk defa bu kadar iyi!" teşhisi kadar gerçekçiydi.
       Bir diplomat arkadaşım - Fransız - dedi ki:
       "- Biliyor musun, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konusundaki tereddütleriniz, bunları herkese ve her yere - Kürt asıllıları kastediyordu - yaymaktaki gecikmeleriniz, biz, gerçekten Türkiyeli bir Avrupa isteyip ona çalışanlara ayakbağı oluyor. Size karşı olanları o alanda susturabilsek (burada bir fransız deyimi kullandı) her şey tekerlekli patenler üzerinde gider gibi gidecek".
       Söylemesi onlardan; kulak verip vermeme tercihi bizden.
       Üstelik bunlar - insan hakları ve düşünce özgürlüğü - onlardan çok - onlarda var - bize gerekli.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet