6 Nisan 2000 Persembe 
 ANA SAYFA
 SIYASET
 HABER
 EKONOMI
 DUNYA
 SANAT
 YASAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTUEL B.
 OKUR TEMSILCISI
 CIZERLER
 KENT HABERLERI
 SAGLIK
 CEVRE
 MAGAZIN
 OTOMOBIL
 ASTROLOJI
 INTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 GAZETE PAZAR
 VITRIN
 TEKNO CAFE
 IS YASAMI
 TURIZM
 PAZAR SOHBETI
 E-POSTA
 ARSIV
 KUNYE
 TURKCE KARAKTER
 REKLAM TARIFESI
 YARDIM SAYFASI
 IN ENGLISH
Cankaya 2000 - 7

Yilmaz sahnede

Kurtul Altug


yas03a.jpg        100 gunluk Basbakan: “Turk demokrasisi 50 yilin sonunda, artik boylesine agir bir krizi dahi demokrasi kurallari icinde asacak olgunluga erismistir"

       Turkiye’de herkes anayasa disi, mesruiyet disi, kural disi bir seye evet dese de, ben demem. Onun icindir ki bazilari bu laflar, demagojidir, polemiktir; boyle inanildigi icin de kimsenin bu laflari ciddiye almasina imkan yoktur."
       Demirel 21 Ekim gunu konusmamizda hem MGK kararlarini “mesru" ilan ediyordu, hem de 55. Hukumet’e yonelen “mesruiyet iddialarina" acik yanitlar veriyordu.
       55. Hukumet’in kurulusu tartismali oldu.
       Basta Erbakan ve kendisi icin basbakanligi cantada keklik gibi goren Ciller, Cankaya’yi topa tuttular. Meclis’te topladiklari imzalar Cankaya tarafindan kabul gormemisti ve Cumhurbaskani Demirel liderler turu sonunda inandi ki, DSP’nin icerde kalarak, basinda Deniz Baykal bulunan CHP’nin de disaridan destegi ile pekala bir hukumet kurulabilir.
       Demirel, ANAP lideri Mesut Yilmaz’i Kosk’e cagirdi ve yeni hukumeti kurmakla gorevlendirdi.
       Aslinda bu hukumetin kurulmasinda en onemli rol CHP’ye dusmustur. Baykal elini atese sokmadan, pisecek kestanelerle oynayacagini hesap edip 55. Hukumeti disaridan destekleyecegini aciklamistir.
       CHP lideri Baykal, tipki daha once yaptigi gibi on sarti olarak ileri surdugu “erken secimoi, CHP’nin kazanacagi umudunu besliyordu. Baykal daima fazla iyimser olmustur ve bu nedenle de cogu zaman elindekileri de kacirmistir.
       55. Hukumet guvenoyu aldi.
       Yilmaz, kamuoyuna vaat ettigi “temiz eller hareketi" ile ise baslayacakti. Kendisine iktidar yolunu acan sivil toplum orgutleri, Ataturk ilkelerine bagli kesim ve en onemlisi Turk Silahli Kuvvetleri rahatti. Cumhuriyeti korumak, kollamak gorevinin bir kez daha kendilerine degil de, demokratik sivil guclere dusmesi gelecege dogru esen umut ruzgarlarini kuvvetlendirmisti.
       Acaba bunca emek, bunca sikinti, bunca tartismadan sonra Mesut Yilmaz ve Ecevit ortakligi, halka beklenen hizmeti verebilecekler miydi?
       Mesut Yilmaz basbakanliginin 100. gununu yasiyordu ki, kendisiyle konustuk... Tarih: 5 Ekim 1997 idi ve Yilmaz soze: “Ben siyasetcilerin kavga etmesini arzulamam, ben oyle bir kavganin icinde olmayi da arzulamam" diyerek basladi. Sonra ilginc ve umut verici aciklamalarda bulundu.

Kararli bir basbakan

       Kendisine 28 Subat sureci ile ve o siralarda cok sozu edilen “Hukumetin uzerinde varsayilan baska bir iradeden soz edenler oldugunu, bunun acikliga kavusmasi gerektigi konusundaki gorusunu" sordum.
       Yilmaz’in ifade ettigi, daha once anlattigim o 18 Subat gunu Cankaya’da cumhurbaskani ile yaptigimiz konusma ile ortusuyordu. Demekti ki, “Eger siyasetciler uzlasma yolunu secmemis olsalar, bir mudahale kapidaydi."
       Bunun dogru oldugunu sonradan bazi cevrelerle yaptigim ozel konusmalardan biliyordum. Erbakan’in istifasi bosuna degildi. Toplanan o uzun listelerdeki imzalarin cumhurbaskani tarafindan “tatmin edici bulunmamasi" bosuna degildi ve sonucta Erbakan’la Ciller arasinda gorev degis tokusunun onlenmesi sebepsiz degildi.
       Gene Yilmaz anlatti ki: “Turkiye birden fazla olumsuzlugu es zamanli yasamistir. Ama asil olumsuzluk, Turkiye’de ilk defa iktidarin buyuk ortagi olan bir parti liderinin demecleriyle, parti uyelerinin davranislariyla, cesitli icraatlariyla, burokrasideki tasarruflariyla anayasamizin vazgecilmez ve degistirilemez esaslarindan birisine ters dusulmekte oldugu izlenimi topluma verilmistir."
       Dahasi, bu durum aciga 28 Subat’ta cikmis, asiri tepki gosterilmistir ve Milli Guvenlik Kurulu’nda o kararlar alinmistir. Ama bunun bir de oncesi vardi ve o onceyi sizlere aktarmistim. Basbakan, MGK kararlarinin hakliligini savunuyor ve kendisini “o tavsiyeleri yerine getirmeye kararli bir basbakan olarak" tanimliyordu.

Yali’da siyaset baskadir

       Tarih: 10 Mart 2000
       Yer: Yenikoy’de bir yali.
       Bir zamanlarin “sarisin guzel kadini" olarak anilan DYP Genel Baskani Tansu Ciller’i bekliyorum. Ve acik kumral saclari dalgalana dalgalana merdivenlerden asagi iniyor.
       Tansu Ciller’in yalisini ilk kez goruyorum. Oyle pek satafatli bir goruntusu yok. Eski Istanbul kokan pahali bir sadelik dikkati cekiyor. Ciller basbakanligi doneminde meshur ettigi kusburnu yerine artik yesil cayi tercih ediyor.
       “Neden bir radikal sag kesimle ortaklik yaptiniz ve Erbakan’i basbakanlik koltuguna oturttunuz?"
       “Bir kere ben meydanlara ciktigim zaman butun ictenligimle dedim ki, Refah Partisi iktidara gelmemelidir. Benimle birlikte butun herkes soyledi. Secimlerden sonra ortaya cok bolunmus bir tablo cikti. Hepimiz ciddi oy kaybettik. Sonra Mesut Yilmaz, Refah Partisi ile bir koalisyon kurar gibi oldu. Hatta bakanliklar bolusuldu. Baktim ki ciddi olarak olay gidiyor, araya girerek ‘yapma bunu’ dedim. Bu oyle bir sey olsun ki, bu fedakarliga degsin, bu orta sagin butunlesmesinin onunu acalim. Buradan once ortak koalisyon, sonra secim isbirligi, sonra ortak kongreler cikaralim. Onumuz ikimizin de acik, hic bu konuda sikinti da cekme. Iki gece uyumadim, koalisyon protokolunu hazirladim. Oraya bugunku kur politikasinin uygulanmamasini yazdim. Sonra kendisine gittim: ‘Okudunuz mu programi’ dedim. ‘Hayir okumaya firsat bulamadim’ dedi. Biraz sonra imzaladi. Buna cok sasirmis olmaliyim ki, yanimdakilere soyle dedim: Ben Sayin Yilmaz’i hic tanimiyormusum. Bu benden iyiymis dedim. Ben catir catir pazarlik edecegimizi saniyordum."
       Sonra o ortaklik bir sure gidiyor.
       Gene Ciller’i dinliyoruz. Onundeki cikolatali pastasindan bir parcayi agzina atarken devam ediyor: “Ama ne yazik ki, o koalisyon devam etmedi. Zaten Anayasa Mahkemesi’nin karari koalisyonu bozdu. Oylama teknigindeki bir yanlistan dolayi... Bozunca ben butun parti liderlerini dolastim, dedim ki, ‘bu Anayol bozuldu. Ama biz bunu Refah Partisi iktidara gelmesin diye yaptik. Gelin bunu bir dortlu koalisyonla secime kadar goturelim. Hayir dediler olmaz... Biz boyle bir koalisyona girmeyiz... Bu sablondan hukumet cikmaz dediler. Bence de cikmaz; secime gidelim o zaman dedim. Secime de hayir dediler. O siralarda benim Turkiye’yi AB’ye sokmak gibi bir idealim var."

Ciller’in AB saplantisi

       Iste o ideal, ortadaki sablondan bir hukumet cikmamasi, buna eklenen Ciller’in AB tutkusu, Ciller’in Erbakan’a kucak acmasinin nedeni olarak kabul edilir ya da edilmez. Ama gorunen odur ki, Ciller kendi anlatimi ile “kotunun yararlisini kullanirim" derken, hem kendisinin, hem de Turkiye’nin basina buyuk dertler actiginin farkinda bile degilmis. Bunu Ciller’e hatirlattim yaniti su oldu:
       “O noktada bulununca insan her seyi goremiyor."
       Ve Ciller “AB’yi kurtarmak ugruna" Refahyol macerasina baliklama atladi. O atlayisin oykusunu de Ciller’den dinleyelim ve Turkiye 28 Subat’a nasil gitti gorelim:
       “Baktim ki, bunlar secime gitmiyor. Eger Refah Partisi ile benden baska birisi ortaklik yaparsa, Gumruk Birligi, Avrupa Birligi hepsi gidecek... Bu arada beni yerden yere vuruyorlar. Gumruk Birligi’ne Erbakan zaten hayir diyor, oteki partilerden farkli sesler cikiyor, dedim ki bunu biz yuklenecegiz baska caresi yok... Nasil yapariz, nasil yapmayiz. Cunku ben milletin onune cikmisim Refah Partisi’yle koalisyon yapilmaz demistim... Tek sartim vardi: Avrupa Birligi... Felaket bir pazarlik. Erbakan her seyi kabul ediyor, onu protokola yazmiyor. Bekir Aksoy bu isin icinde, Nevzat Ercan bu isin icerisinde, bu pazarliklarin icerisinde ve o gun, ben bu olmazsa ben yokum dedim. En sonunda programa koydum. Ama dediler ki, bu program yazildi da, bu program uygulanir mi? O zaman bir adil duzen vardi. O adil duzende faizler olmayacak. Ozellestirme olmayacak, ozellestirilen butun seyler geri alinacak, devlet domatese kadar stoklayacak, fakirlere bunlari dagitacagiz! Gumruk Birligi’nden cikilacak, Avrupa Birligi’ne girilmeyecek, Ortadogu politikasi tumuyle degisecek? Boyle bir ortamda biz girdik ve Ortadogu politikasi cumhuriyet cizgisinden hic sasmadi, ozellestirmede ilk alti ay cok buyuk bir rezistans yasandi, ama sonunda kirdik."
       Gorusleri cok farkli iki parti, ortaktirlar ve Ciller gece yarilari Batili devlet baskanlariyla konusurken, Erbakan Kaddafi’nin bedevi cadirinda firca yiyor ya da bati yerine doguya geziler duzenliyor, Malezya’lardan teklifler aliyor ve bu arada aile boyu hacilari da ihmal etmiyor? Isin garibi bu hilkat garibesi iktidarin bir yaninda bulunan cumhuriyet cocugu Prof. Ciller, cumhuriyete karsi baslatilan iki yanli saldirilara pek de onem vermez bir goruntu sergiliyor. Irticanin kol gezmeye basladigi siralarda Ciller, bazen basinda, ortu elinde tespihlerle meydanlara cikiyor ve halka “dinin hamisinin kendisi oldugunu" anlatiyor. Aklin rafa kaldirildigi gunler yasaniyor. Koalisyon protokolu uygulaniyor ama, gene Ciller’in ifadesiyle “Soylemler ve davranislar cok farkli."
       Ciller’den bu konuda somut ornek istiyorum. Ciller konusuyor...

55. Hukumetin ustunde apoletli irade mi vardi?

       Yilmaz, ki sadece 100 gunluk bir basbakandi ve anlatti:
       “Bu soruya cevap vermek zannediyorum asil baskalarina duser. Bu iddiayi ileri surenlere duser. Ama sizin de ifade ettiginiz gibi 28 Subat’tan itibaren Turkiye’de demokratik surec islemistir. Demokratik surec icinde meclis simdiye kadar rejim krizlerinde yerine getiremedigi bir gorevi ustlenmis ve askeri mudahaleye meydan birakmadan asli gorevini yaparak rejimin kesintiye ugramasini onlemis, bir iktidar degisikligini kendi icinden cikarmis ve bunu anayasanin kurallari icinde gerceklestirmistir. Aslinda belki bazi cevrelerin anlatmakta, hazmetmekte zorluk cektikleri 50 yillik Turk demokrasisinin ilklerinden biri yasanmistir Turkiye’de. Turkiye, buna benzer durumlari gecmiste yasadi. 1960’ta yasadi, 27 Mayis’tan once yasadi, 1980’de yasadi. Maalesef o parlamentolar bu konuda kendilerinden beklenen basireti gosteremediler. Ama Turk demokrasisi 50 yilin sonunda, artik boylesine agir bir krizi dahi demokrasi kurallari icinde asacak olgunluga erismistir.

       YARIN: “APOLETLILER, DIYOR, ISARETLE SOYLUYOR"

© 2000 Milliyet