Dansin rengi, sesi...
Gecen yuzyilin sonunda, bu yuzyilin basinda Isodora Duncan, bale pabuclarini bir yana firlatip, sahnede ciplak ayakla dans etmeye basladiginda, 19. yuzyilin klasik balesine meydan okuyor ve ardindan bir kapi araliyordu. Aralanan kapiyi iki insan George Balanchine ve Martha Graham 1920'lerden baslayarak ardina dek acacak ve sonu gelmeyen bir irmagin akmasina, akmasina, akmasina neden olacaklardi. Yaraticilikla, dus gucuyle, birbirinden farkli buluslarla, kesiflerle, arastirmalarla, sorgulamalarla yeniden yeniden yaratmalarla ha bire akan bir irmak... Bu irmak modern dansti.
Birkac aksam once Cemal Resit Rey salonunda "Zeynep Tanbay Dans Projesi" baslikli gecede, Nazim Hikmet'in "Saman Sarisi" siirinin sonunda sozunu ettigi o "ulu irmagi", daha dogrusu bana musallat ettigi o ulu irmagi dusunuyordum.
"Bu ulu irmak akiyor, insan eli ilk magaraya ilk bizonu cizdiginden beri / sonra butun caylar, yeni baliklar, yeni su otlari, yeni tatlariyla dokuluyor onun icine / Ve kurumayan, ucsuz bucaksiz akan bir O'dur."
Sanat dedigimiz o ulu irmak, insan eli magaraya, ilk bizon resmini cizdiginden beri, insan yuregi, insan beyni ilk siiri, ilk turkuyu soylediginden beri, ruhunu sozcuklere, muzige, bicimlere ve devinime donusturdugunden beri, o irmak akiyor...
Modern dansin buyuk ustasi, itici gucu, dinamosu Martha Graham aralik kapiyi ardina dek acarken, gelistiridigi teknikle, yapisal bir degisim gerceklestiriyordu. Bedenin, hareketin, alanin, boslugun yapisal olanaklarini zorluyordu. Kendinden sonra da, alana sonsuz katkida bulunacak (Merce Cunnigham'dan Paul Taylor'a) sayisiz ogrenci yetistiriyordu. Bu kokten beslenen ogrenciler ve ogrencilerin ogrencileri araciligiyla modern dans cesitleniyor, dallanip budaklaniyor, dogurgan bir donguye donusuyor ve muthis zenginlesiyordu.
Zeynep Tanbay, bu zincirin halkalarindan biri. Martha Graham'in ogrencisi ve onun teknigini ogretmeye hak kazanmis bir egitmen. (Bu sayfanin okuruysaniz, biyografisini biliyorsunuz demektir.) Bundan bes yil once, onu ilk kez "Nothing" (Hicbir Sey) adli koreografisinde izledigimde, sonsuza dek cogalabilecek olasiliklar arasindan yaptigi secimlere; bu secimlerdeki yaraticilik ve ozgurluge; bedeninin her zerresine kurdugu egemenlige hayran olmustum. (Bu kez, ayni eserde yine harika bir dansci, Ozge Altug dans ediyordu). Simdi bu esere kattigi dort farkli koreografide yukarida belirttigim ozelliklere yeni nitelikler katiyordu.
Kiminde, guncel ya da anlik bir hareketi zaman disi kiliyor; muzigi (kullandigi muzik Sheila Chandra ya da Vivaldi olsun), kendi "sesi"ne, beden sesine donusturuyordu. Kiminde bedeninin bir parcasini kendinden bagimsizmis gibi kullaniyor, o parcayi ya da bedeninin tumunu bir "obje"ye donusturuyordu. Ve bu donusumden, bu degisimden, sinir tanimayan insan bedeni kazancli cikiyordu. Kimine ironiyi katiyor, kiminde hareketi duyarliliga, yok hayir, siire donusturuyordu. Birbirini izleyen binlerce parcaya ayirdigi hareket, hem sahne dedigimiz o boslugu, hem de insan bedenini yeniden, yeniden var ediyordu. ("Ic" adli eser, kendi tutsakligindan kurtulmaya, kendi icinden "disari" cikmaya calisan beden bence programin doruguydu.)
Sahnede Zeynep Tanbay'i izlerken, dansin "sesini" duyuyordum, dansin "rengini" goruyordum. Beden, hareket ve bos alan... Bu ucunden hangisi nerede basliyor, hangisi nerede bitiyor, birbirinden ayirmak olanaksizdi. Ucu de birbirini doguruyor, birbirini cogaltiyordu.
Butun bu soylediklerimin ya da soylemeye calistiklarimin teknik aciklamalari mutlak vardir. Ama biz o teknigi degil, yalniz ve yalniz bedenin siirini, bugune dek benzerlerine hic rastlamadigimiz bir siiri izliyorduk. Insan bedeninin yaratici gucunu sasarak izliyorduk.
Ayni program icinde Dilek Evgin'in koreografilerini dil butunlugunden, bicem butunlugunden yoksun buldugumu, Lior Lev'in koreografilerinin ise sik rastlanan benzerleri arasindan siyrilamadigini belirtmeliyim. Ayfer Zeren, Ozge Altug, Canan Sadalak, Lior Lev ve Marc Mc Clain, seyretmeye doyamadigim, usta danscilardi.
Gecenin sonunda bu programa emegi gecen herkese tesekkur ederken, icimden, Turkiye'de Zeynep Tanbay gibi bir sanatciya sahipken, acaba ondan yeterince yararlaniyor muyuz, diye sormaktan kendimi alamiyordum.
Yazara E-Posta: zoral@milliyet.com.tr
|