|
|
"Rutin dışı" istikrar... Nilgün CERRAHOĞLU
Bu satırların yazıldığı an itibariyle; oylama sonuçları belli değil. Meclis'ten ne sonuç çıkarsa çıksın; "5+5" dayatması ya "rutin dışı bir istikrar" ya da ucu öngörülemeyen "yeni bir denge" arayışıyla son bulacak.
"İstikrar"; içinde çeşitli tuzaklar barındıran bir kavram. Yalnız mevcudun - ya da statükonun - devamını öngören; ne pahasına olursa olsun bunu sürdürmeyi hedefleyen bir sistemi "siyasi istikrar" örneği görmek; otoriter rejimlere mahsus.
Demokratik rejimlerdeki "siyasi istikrar"; değişime açık olmak ve toplumsal talepleri travmasız biçimde dönüştürebilmeyle orantılı. Denklemin bir yanında demokratik değerleri benimsemiş, oyunu kurallarına göre oynayan bir siyasi sınıf; diğer yanında gelişmiş, katılımcı bir sivil toplumun varlığı gerekiyor bunun için.
Gizli oy, açık oy tartışmasında "her türlü tedbirin alınmasını" öngörecek denli demokratik değerlere ve kurallara meydan okuyan, % 69'un karşı çıktığı bir adayda gözü kapalı ısrar eden bir "siyası sınıf"; "istikrar" kavramı özündeki parametrelerden ne denli uzaksa; protesto amacıyla "5+5 formülüne" karşı ciddi bir imza kampanyası açmayı dahi düşünmeyen yurttaşların sorumluluğu var gelinen noktada.
Demokratik istikrarın yüreğini oluşturan hayati bir nokta bu...
Demokratik rejimlerdeki siyasi istikrarın doğrudan ilintili olduğu bir başka kavram da "meşruiyet". S. P. Huntington'un verdiği "istikrar" tanımı çerçevesinde ancak "kurumsallığın katılımcılık düzeyiyle örtüşmesi" sayesinde sağlanan siyasi istikrarlar; meşruiyet temelleri üzerine oturabiliyor...
Görünürde, "meşruiyeti" ziyadesiyle önemseyen bir siyasi sınıf var Türkiye'de. Demirel örneğin basit "uzatma formüllerini" - Cumhurbaşkanlığı kurumunun meşruiyeti yara alır kaygısıyla - kaale almadı. Ama zaten başlangıçta Evren'in Cumhurbaşkanlığı için biçilmiş bir Anayasa'nın, bu kez de kendisi için değiştirilmesinin gündeme getiriliş biçimini de yadırgamadı.
Son ana kadar çıkıp "Benim görevim burada bitmiştir. Adaylığım hiçbir şekilde söz konusu değildir" demek gereğini de görmedi.
Nereden bakarsanız bakın; siyasi istikrarın temel unsurları yok Türkiye'de. İstikrarı, statükonun devamı ötesinde "değişime açık" unsurlarıyla algılayan bir siyasi kültür ya da gelenek, bunu zorlayan bir katılımcılık ya da sivil toplum, gerçek meşruiyetin dayanağını oluşturan demokratik kurumsallaşmaya kavuşmuş değiliz henüz.
Meşruiyet kavramı bizde, ne pahasına olursa olsun yönetim şeklini "kitabına uydurmak"; "zevahiri kurtarmak" şeklinde algılanıyor sadece. Gizli / açık oy üzerinde yaşanan karambol bunun en tipik örneği.
Demokrasi kalıpları, bu "şekilcilik" ve "yüzeysellik"le ele alındığı sürece; Çankaya'ya kimin çıktığı önemli değil. Bir süre "statükocu denge"yi sürdürebilir ya da "yeni denge" arayışları tartışmalarında boğulabiliriz. Ancak bu, hiçbir zaman siyaset bilimcilerinin anladığı anlamda bir "demokratik istikrar" olmayacaktır.
Önümüze çıkan ilk büyük siyasi tercih ya da yol ayrımında; dönüp dolaşıp bu "rutin dışı istikrar" tartışmalarında kilitleneceğimizden kimse kuşku duymasın. Ya siyasi jargonumuzdan bu kavramı çıkartalım; ya gerçek değişim üzerinde kafa yorup, kolları sıvayalım...
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net
|
|