|
|
Çin'e nişan
Bir MHP'li bakan, Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin'e Ankara'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında verilmesi öngörülen "devlet nişanı" ile ilgili kararnameyi nazlanarak imzaladı. Kimi FP'liler bu konuda TBMM'de gürültülü tavır koydular. Sebebi, Çin'in Sincan Özerk Bölgesi'nde yaşayan Türk kökenli ve Müslüman Uygur azınlık üzerinde uygulamakta olduğu eritme ve baskı politikalarını protesto.
Protestoların gündeme getirdiği iki soru var. Bunlardan birincisi, devletten devlete ve toplumdan topluma ilişkilerin farklılığı. Türkiye'nin devletlerarası ilişkilerini, demokrasilerle sınırlaması elbette ki düşünülemez. Siyasi, iktisadi, stratejik çıkarları, kütürel bağları, vs. gereği Ankara, en otoriter rejimlerle bile iyi ilişkiler kurmak ve geliştirmek durumunda.
Tabii ki Türk devlet adamlarının (mesela Türkçe konuşan ülkelerdeki) insan haklarını, temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan, ülkelerine kendi çiftlikleriymiş gibi bakan, yoz diktatörlerle fazlasıyla içli dışlı olmaları, onları pohpohlamaları, halklarının bu diktatörler hakkında ne düşündüklerine hiç aldırmamaları, Türkiye'nin ne bu ülkelere "laik demokrasi" modeli olma iddiasıyla, ne de uzun vadeli çıkarlarıyla bağdaşır. Bu diktatörlüklerin ömürleri sınırlıdır.
Ankara, elbette ki, ilişki kurduğu ülkelerde insan hakları ihlallerine karşı tavır almalı, bunu yapabilmek için de kendi insan hakları sicilini sağlam tutmalıdır. Yine de, devletten devlete ilişkiler bazen diktatörlere madalya verilmesini gerektirebilir. Resmi yetkililerin bu ülkelerdeki baskıları protesto eden toplantı ve gösterilere katılmalarının men edilmesi de gerekli olabilir.
Ne var ki, örneğin Türkiye'de yaşayan binlerce Uygur kökenli yurttaşın Çin hükümetinin Sincan'da uyguladığı politikaları protesto eden toplantılar ve gösteriler düzenleyerek soydaşlarıyla dayanışma göstermelerine hiç bir engel, hiç bir surette getirilemez.
Türkiye devletinin çıkarları, Çeçen direnişinden tamamen uzak kalmayı emreder. Ancak bu, Ankara'nın ne Çeçenistan'daki insan hakları ihlallerini protesto etmesine manidir, ne de Çeçen kökenli yurttaşlarının (eğer öyle istiyorlarsa) soydaşlarının saflarında savaşmalarına engel olmasını haklı kılabilir.
İkinci konu, Sincan'daki durum. Evet Çin, şiddet eylemlerine başvuran Uygur ayrılıkçılara karşı hayli sert bir bastırma politikası uygulamakta. Peki, hangi ülke (hele Türkiye) şiddet yöntemleri kullanan ayrılıkçılığa hoşgörüyle yaklaşabilir?
Evet, Sincan Özerk Bölgesi'nde yaşayan Uygurların genel nüfusa oranı, bölgeye artan sayıda Çinli göçü nedeniyle giderek azalıyor. Ama Uygur öğrenciler 4. sınıfa kadar ana dillerinde eğitim görüyor. Uygurca gazete, radyo, televizyon yayını yapılması serbest. Peki, acaba Çin'in farklı kökenden yurttaşlarına tanıdığı dil ve kültür haklarını, Türkiye kendi farklı kökenden yurttaşlarına tanıyor mu?
MHP'li ve MSP'li protestocuların Çin'in eritme ve baskı politikalarına karşı çıkarken kafalarını biraz da bu sorular üzerine yormalarında yarar yok mu?
Yazara E-Posta: salpay@superonline.com
|
|