|
|
D'Alema'ya güle güle... Nilgün CERRAHOĞLU
Koltuğa oturduğu gün "Apo krizi"ni çıkaran D'Alema gidici. En kısa sürede görevinden ayrılması beklenen İtalyan Başbakanı; siyasi beceriksizliklerinin, miyopluklarının, vasatlığının vebalini ödüyor.
İtalya - Türkiye arasında demokrasi tarihinin en büyük krizine yol açan D'Alema için; Roma'da gözlemcilerin sık dile getirdikleri bir gerçekti bu:
"Dünya gerçeklerini kavrayamayan, böylesine sınırlı; taşra kökenli bir politikacı uzun süre o koltukta kalamaz. Apo krizi D'Alema'nın sonu olmaz. Ama ilk fırsatta, bir iç politika krizi onu götürür..."
Öyle de oldu nitekim. Koltuğunda 18 ay kalan eski komünist lider; yerel seçimde uğradığı hezimet karşısında şimdi başbakanlıktan ayrılmaya mahkum görünüyor. Liderliğini yaptığı merkez sol koalisyon D'Alema sonrasının hazırlığında. Seçimlerde beklenmedik bir zafer kazanan sağ muhalefet ise; bir an önce başbakanın istifasını istiyor.
Dışişleri Bakanı Lamberto Dini, Merkez Bankası Başkanı Antonio Fazio, Hazine Bakanı - sosyalist - Giuliano Amato; D'Alema'dan boşalacak koltuğa namzet adaylar arasında sayılıyor...
D'Alema'nın çanak tuttuğu ilk badire; Çizme'de reform sürecinin umudu görülen, Prodi'nin "Zeytin Dalı" hükümetini çelmelemesiyle patlak vermişti. Koalisyonun küçük ortağı "Komünizmin Yeniden Doğuş" partisiyle el ele vererek Prodi'yi düşüren D'Alema daha başlangıçta; merkez sol seçmenlerinin bile anlamakta güçlük çektiği bir "Bizans darbesiyle" oturdu başbakanlık koltuğuna.
Prodi'nin iktidardan uzaklaşması "Zeytin Dalı"nın da sonu oldu. Şimdi "Haider - vari" tonlar taşıyan bir sağın yükselişinde en büyük etken bu.
Merkez ve merkez soldaki irili ufaklı partileri tek bir ittifak çatısı altında toplamaya çalışan Prodi'nin planı, zamanla bu gruplaşmayı İngiltere'deki İşçi Partisi'ne benzer bir siyasi oluşuma dönüştürmekti. Merkez sol ve sağ arasında çift kanatlı bir yapı amaçlıyordu deneyimli politikacı. Prodi'nin vizyonundan yoksun olan D'Alema bu projeyi akılsızca budadı ve İtalya'nın zaten dağınık olan siyasi yelpazesinin büsbütün dağılmasına yol açtı.
Merkez solun hareketsizliği ve parçalanmışlığı karşısında - siyasi kariyerine bitmiş gözüyle bakılan - trilyoner medya patronu Silvio Berlusconi; neo faşist Gianfranco Fini ve "Padania milleyetçisi" Umberto Bossi; "Zeytin Dalı"nın start aldığı yıllarda küllenen ittifaklarını cilaladılar, büyük bir patlamayla yeniden sahne aldılar.
Kendisini yenileyemeyen sola karşı bu "üçlü"; popülist ve demagojik bir "neo - liberal, federalist" söylem geliştirdiler.
"Göçmen işçi akımını durdurmak, vergileri kısmak ve federalizm" başlıklarında toplanabilecek bu söylem; özellikle zengin kuzeyin aklını çeldi. 15 bölgenin 8'inde yerel hükümetleri sağ böylece ele geçirdi ve İtalyan sanayiinin kalbi, Lomabrdia bölgesinde (Milano ve civarı) oyların % 65'ini silip süpürdü.
Kuzey İtalya'nın, sınır ötesinde Haider'e göz kırpan bir ittifak tarafından ele geçirilmesi anlamını taşıyan bu sonuç Çizme'yi; Roma bölgesi Lazio dahil, bıçak gibi kuzey - güney arasında böldü. İlk kez halk tarafından doğrudan seçilen yerel yönetim başkanlarının güçlü siyasi kimliği karşısında; ülkeyi çok parçalı ve bölünmüş bir merkezi hükümet ve ağır yara alan bir başbakanla karşı karşıya bıraktı.
Yalnız İtalya değil AB ortakları da; Roma'nın inandırıcı bir liderle yeni bir istikrara kavuşmasını bekliyor şimdi. Bu kolay olmayacak. Ya erken seçim; ya daha deneyimli bir başbakan liderliğinde kurulacak bir reform hükümeti arayışı var gündemde.
Yazara E-Posta: nilcer@turk.net
|
|