|
|
Çin Denizi’nde bir rüya Dört yanımız binlerce adayla çevrili. Kayalık adalarda kimseler oturmuyor
GÜNEŞ KARABUDA
İçinde bulunduğum tekne, alacakaranlıkta suları ağır ağır yararak ilerliyor. Sık sık yanımızdan seçemediğimiz dev karaltılar geçiyor, kaptan gözleri fal taşı gibi açık, eli dümende yolu belirlemeye çalışıyor. Bir süre sonra şafak sökmeye, hava ağarmaya başladığında, kendimi eskilerin “tarifi gayrı kabili mümkün" dedikleri türden rüyayı andıran bir masal dünyasında buluveriyorum! Uzaklarda doğan gül kurusu güneşin soluk rengi denize vurduğunda, dört yanımızın da irili ufaklı adalarla çevrili olduğunu görüyorum!.. Binlerce kayalık ada, Çin Denizi’nin derinliklerinden suları delerek çıkmış, sonra da nem ve muson yağmurları bu kara parçalarını yeşil bir bitki tabakasıyla örtmüş. Adalarda kimseler oturmuyor.
Burası Vietnam’ın kuzeyinde, Tonkin Körfezi’nin Ha Long Koyu. Tonkin bana, geride bıraktığımız yüzyılın başlarında kalma bir şarkıyı anımsatıyor: “Ma Petite Tonkinoise". Vietnam’ın Fransız sömürgesi olduğu yıllarda Paris’te ağızlardan düşmeyen bu şarkıda, Tonkinli bir dilberin güzelliği “terennüm" edilirdi. Ha Long Koyu bir “Dünya Mirası", doğa elinden çıkma bir dünya harikası... Binlerce, belki de milyonlarca yıl önce, dünyanın asabi bir anında silkinip titreyerek, lafın tam anlamıyla denizin altını üstüne getirmesiyle meydana gelmiş!.. Uzakdoğu’nun efsaneye düşkün halkının, Ha Long Koyu ile ilgili yorumu şöyle: Çok eski zamanlarda, günün birinde, dev bir ejderha dağlardan denize doğru inmeye başlamış, ayaklarını basıp geçtiği yerler çukur vadiler ve sivri dağlara dönüşürken, canavarın suya girmesiyle deniz taşarak karayı yutmuş ve bugünkü haline getirmiş.
Sayısız yeşil ada
İşin masal yönü bir yana, 13. yüzyılda Marco Polo döneminde, İpek Yolu’ndan gelen deve kervanlarıyla Avrupa’ya kadar ulaşan çeşitli mallar arasında ipekli kumaşlara işlenmiş nefis bir manzara motifi, gören herkesin ilgisini çekermiş. Uzakdoğu’da bir koyda, mavi denizden fışkırmış sayısız yeşil adanın gerçekte var olup olmadığı tartışılır, varsa nerede olduğu üzerine tahminler yürütürmüş Avrupalılar... Uzun yıllar sonra, zamanla bu yörenin Vietnam’ın Ha Long Koyu olduğu anlaşılmış.
Çin Denizi’nde üç saattir yol alan teknemiz karadan uzaklaştıkça, adaların şekillerinde değişikler oluyor. Daha irice, içinde mağaralar olan adalar görüyorum. Bir süre sonra, böyle bir adanın küçük koyunda demir atıp yakındaki bir balıkçı kayığıyla, karaya çıkıyoruz.
Etraf nefes kesen güzellikte. Turkuaz mavisi denizde yeşil tepelerle çevrili adanın etrafını, onlarca Vietnamlı balıkçı barınak olarak kullanıyor. Dışarıdan büyüklüğü kestirilemeyen mağaranın içine girince derin ve yüksek olduğunu görüyorum.
Ejderhanın havuzu
Adalara balıkçılar isimler takmış, kaplumbağa, maymun, fil, ördek gibi. Adanın tepesinden baktığımda, biraz ilerde, girişi olmayan yuvarlak havuz gibi bir lagun görüyorum. Bu da ejderhanın havuzu olmalı diyorum içimden. Sabah karanlığında geldiğimiz yolu, akşam üstü gündüz gözüyle izleyerek dönüyoruz. Tekne gene adacıklar arasında zikzaklar çizerek yol alıyor. Koyu, ikiz şehir Bai Chay ve Hong Gai paylaşıyor. Birbirleriyle Eminönü - Karaköy yakınlığında karşı karşıya olan bu iki yerleşim alanını, ancak araba vapurları birleştiriyor. Bai Chay tembel bir sayfiye şehri, diğeriyse arılar gibi çalışan Vietnamlılar’ın yaşadığı orta boy bir şehir. Kıyıdaki çarşı bir başka dünya! Açığında, adaların arka plan dekoru oluşturduğu bu çarşının ağırlığı balık ve deniz ürünleri. Yengeç, istakoz, karides, köpek, mürekkep, yılan balığı ve daha nice hiç görmediğim, hiç tanımadığım balık türleri hasır sepetlerde alıcı bekliyor... Ayrıca et, tavuk, sebze ve meyvanın da satıldığı çarşıda çeşni ve mal zenginliği göze çarpıyor.
Rüya ile kabus
Satıcıların büyük çoğunluğu, geleneksel hasır şapkalı Vietnamlı kadınlardan oluşuyor. Bu yiyecek bolluğu karşısında şaşırmadan edemiyorum, sanki daha dün kadar yakın bir tarihte bu insanların köyleri napalm ile çıra gibi yakılmamış, pirinç tarlaları mayın tarlalarına dönüştürülmemiş!.. Ha Long Koyu’nu son bir kez yukarıdan görmek için yüksek bir tepeye çıkıyorum. Batmakta olan güneşin kızıllığı, adaların üzerine vurmuş, eşsiz güzellikte bir görüntü yaratıyor. İnsanın bakmaya doyamadığı bu koyun, 1964 yılının bir yaz günü ilk kez Amerikan uçakları tarafından bombalandığını anımsıyorum! Gene aynı saldırıda iki Amerikan uçağı Vietnamlılar tarafından düşürülmüş, hiç unutmam Alvarez isimli pilot sağ yakalanıp dokuz yıl hapis yatmıştı... Rüya ile kabusu aynı anda yaşamanın garipliğini içimde hissederek, Ha Long’dan ayrılıyorum...
|
|