|
|
Uzun yolun İsyancıları
Doç. Dr. JAZZ
Havalar ısınmaya yüz tutunca, jazz da sokaklara dökülmeye başladı. Sokak değil de, yarı açık yarı kapalı durumlar söz konusu. Olayın hoş tarafı, beklenmedik bazı yerleri jazz nağmelerinin sarması. Bir mobilya firması (Koleksiyon) kafe biçimindeki bir yerini ayda bir doğaçlamaya açar oldu. Bir yapım şirketi de (Beykoz Konakları) bugün jazz hadisesine el atıyor; öğleden sonra, parada çok ağır, heybetli binaların arasında, hava elverişli olduğu taktirde dışarda, çok sayıda jazz tutkunu, baharın ortasını Kerem Görsev, Önder Focan ve Neşet Ruacan ve arkadaşlarıyla birlikte idrak edecekler.
Görüldüğü gibi jazz, her borsada hisselerin yelkenlerini dolduruyor. O prestij müziği oluyor artık. Mütevazı, sevecen ve özgür tınılarıyla.
Jazz alemimizin çileli müzisyenleri için güzel haberler bunlar. Bir zamanlar sınırlı bir elitin kötü kötü mekanlarda toplaşıp sıradan örneklerini dinlediği bu müzik belli ki şehirlerin kıpırtılı sathına yayılacak.
Umutla ışıldayan taze müzisyenlere doyum olmuyor. Bunlardan biri, Ankara jazz “mafyasından" ayrılarak İstanbul’un etkin “cosa nostraösı arasına katılan ses, Sibel Köse.
Sesli ve derinden gidiyor Sibel. Önüne çıkan her fırsatı iyi değerlendirip, bu müzik türünün kesintisiz bir eğitim ve yenilenme süreci olduğunu unutmadan, sevdiği şarkıları söylüyor.
Onu en son Koleksiyon Caz Geceleri’nde, gerçekten de “birlikte" çalan grubunun eşliğinde dinledim. Bana kuvvetle Nancy Wilson’ı oldum olası çağrıştırmış olan koyu, düşük vibratolu, loş sesiyle standartlar üzerinde geziniyordu yine. Eski dönemlerin izdüşümünü yeni döneme kendince aktaran Diana Krall gibi, kişiliğin önemini bize vurgulamak istiyor. Sibel, çizdiği yolun bilincinde, sanki milim milim ilerliyor. Ama ısrarla, tereddütlere düşmeden.
İstanbul’a zor alışmış. “Dağınık" diyor. “Üç - beş müzisyeni biraraya getirene kadar canımız çıkıyor. Herkes sanki her yerde, herkesin koltuğunda karpuzlar.."
Ankara’yı özlemiyor değil. Orası başka. “Meğer" diyor, “ne kadar şanslıymışım, ben şarkı söylemeye başlar başlamaz kendimi Tuna Ötenel gibi bir ustanın yanı başında buldum, o zaman bunun kıymetini anlayamamıştım, şimdi biliyorum.."
Sibel’i dinleyen, kırk yıllık konservatuvar geçmişi var sanır. Melodi duygusu, ritmik refleksleri yerli yerinde. Ama o kendini yetiştirenlerden. Başka bir mesleğin cazibesi yerine, müziğin çileli serüvenine kendini atanlardan.
Tabii Sibel çok daha şanslı. Siz Selçuk Sun’la, Tuna Ötenel’le, Okay Temiz’le, Neşet Ruacan’la konuşun, çilenin ne olduğunu anlarsınız. Hiç unutmam, trombon ustası Elvan Aracı, konservatuvarda gizli gizli caz çalarken nasıl öğretmeni tarafından yakalanıp sopa yediğini anlatmıştı bana. Jazz bu bakımdan isyankar tavırların tarihini de barındırıyor içinde.
Özgürlük yolculuğu ödülünü alır gene de. Ankara Caz Derneği, az önce saydığım ustalara, ayrıca Ayten Alpman, Vasfi Uçaroğlu, Durul Gence, Emin Fındıkoğlu gibi “öncüölere hakkını teslim etti, güzel bir jestle. 24 Nisan akşamı yapılan Caza Saygı Gecesi, gözyaşlı anlarıyla, Karen Krog’un ünlü şarkısını akıllara getiriyordu: “Hatıranın Böylesi Kışları". Bırakalım, o mevsim en sona kalsın.
Doç.Dr.Jazz: Reçete
Tonic / Medeski, Martin & Wood
Complete Columbia Recordings / Miles Davis & John Coltrane
Beyond / Joshua Redman
Fingerprints / Larry Carlton
Roy Haynes Trio / Roy Haynes
|
|