30 Nisan 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Çocuk şımarmaz mı?

Doğan Cüceloğlu


       Varoluş boyutlarını tanıtırken, özellikle sevgi boyutunu irdelerken bazı ana babaların aklından şöyle bir sorunun geçebileceğine işaret etmiştik: “Çocuk ne kırarsa kırsın, ister çalışsın ister çalışmasın, söz tutsun ya da tutmasın, hep sevmeye devam mı edelim? O zaman arsız, kendi istediğinden başka hiçbir şey düşünmeyen, söz dinlemeyen bir çocuk yaratmış olmaz mıyız?"
       Çocuğu şımartmak ve onu arsız bir çocuk haline getirmek sanırım birçok ana babanın çekindiği, kaygılandığı bir konudur. Bu kaygı, korku kültürünün baskın olduğu ailelerde çok temel bir düşünce haline gelir. Öyle ki, ana babanın çocuk terbiyesinden anladığı en temel özellik, “çocuğu sindirmek" haline dönüşür. Böyle bir terbiye anlayışı içinde, “iyi baba çocuğunu uyurken öper."
       İlke ve değer odaklı sevgi kültüründe ana baba çocuk terbiyesinden çocuğa “yaşamın doğrularını" öğretmeyi anlar. Bir başka deyişle çocuğun kendi vicdanına hesap vermesini öğrenmesini ister.
       Korku kültüründe çocuk “hata" yaptığı zaman ona daha çok korkutacak bir ceza ile yaklaşılır. “Bu sana ders olsun! Bir daha bir şey kırdığın, çalışmadığın, söz tutmadığın zaman başına ne geliyor gör bakalım!" anlayışı hakimdir. Çocuğun korkuyu unutmaması için yüzler asık, bakışlar sert olur.
       Korku ortamında büyümüş böyle bir çocuk güler yüzlü bir sevgi ortamında ne yapacağını gerçekten saşırır ve içinde bulunduğu ortamın sınırlarını keşfetmek için art arda haylazlıklar yapmaya başlar. O nedenle korku kültüründe, “Kaşınmaya başladın; şimdi dayağı yiyeceksin!" gibi lafları sık sık duyarsınız.
       İlke ve değer odaklı sevgi kültüründe çocuk “yanlış" yaptığı zaman ona “iletişimle yaklaşılır." İletişimle ana baba ve çocuk dünyayı nasıl gördüklerini - yani kendi fenomenlerini birbirlerine aktarmaya başlarlar. Çocuk olayları nasıl gördüğünü, neden o şeyi kırdığını - çalışmadığını, sözü tutmadığını - anlatır; ana baba ise, olayı iyice dinleyip çocuğun gözüyle gördükten sonra, kendileri olayı nasıl görüyor, ne gibi beklenti içindeler onu anlatırlar. Ve bütün bu etkileşim yaşamın “doğrular"ı hakkaniyet, insan onuruna saygı, sevgi, sorumluluk, kişisel bütünlük neyi gerektirir - çerçevesinde yer alır.
       Sözün kısası: Korku kültüründe ya pısırık ya da arsız insan yetişir. Vicdan sahibi insanlar ilke ve değerler kültüründe yetişir.

© 2000 Milliyet