30 Nisan 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Tanrı ve filozoflar

Düşün-düğüm / ÖRSAN K. ÖYMEN


       Bazı filozofların felsefelerine güç katmak için Tanrı’ya sığınmaları o felsefeyi güçlendirir mi?
zors1.jpg        Tanrı ile filozoflar arasında sanki bir aşk nefret ilişkisi yaşanır. Aslında felsefe, düşüncenin sınırlarını zorlamayı, her şeyden kuşku duyabilmeyi gerektirir. Ancak ne gariptir ki, bazı filozofların dönüp dolaşıp, Tanrı kavramına saplandıklarını görürüz.
       Thomas Aquinas, St. Augustine gibi bazı Orta Çağ filozoflarından vazgeçtik. Onların temel amacı, Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için felsefeyi kullanmaktı. Ancak başkalarına ne demeli? Örneğin Descartes. “Düşünüyorum o halde varım" biçimindeki ünlü sözü sık sık örnek verilir. Oysa Descartes, başlangıç noktasındaki bütün kuşkularına rağmen, felsefesini, düşünen akılla birlikte, Tanrı kavramına oturtur. Tanrı kavramını Descartes’ın felsefesinden çıkartsanız, adamın felsefesi olduğu gibi çöker, tüyleri yolunmuş bir tavuk gibi çırılçıplak ortada kalır.
       Aynısı ya da benzeri Leibniz, Spinoza, Berkeley hatta Locke için de geçerli. Tanrı kavramını çıkarttığınız anda, temel kaygısı Tanrı’nın varlığını kanıtlamak olmayan bu kişilerin felsefeleri ya dayanaksız kalır ya da zayıflamış olur. Zayıflama Tanrı’nın öneminden değil, onların Tanrı’ya verdikleri önemden kaynaklanıyor.
       Bu filozofların Tanrı’ya böylesine etkili bir rol biçmelerine rağmen, dini çevrelerin baskısına maruz kalmaları ve topa tutulmaları ayrı bir tartışma konusu. Bu, dini çevrelerin felsefeden anlamamasından ve günün sosyo politik koşullarından kaynaklanan bir olay. Asıl ilginç olan, bazı düşüncelerin kendi içinde geçirdiği trajik dönüşüm, kuşkuların Tanrı ile sonuçlanması, iddiaların Tanrı ile açıklanması, Tanrı ile dayanaklandırılması, soruların yanıtsız kalacağı kaygısıyla Tanrı’ya sığınılması.
       Oysa bazı filozoflar, Tanrı’ya inansınlar ya da inanmasınlar, felsefelerini ayakta tutmak için Tanrı’yı dayanak olarak kullanmaya gerek görmemişler. Örnek mi? İşte Heraklites, işte Sokrates, işte Plato, işte Sekstus Empirikus, işte David Hume, işte Friedrich Nietzsche, işte Ludwig Wittgenstein, işte Jean Paul Sartre.
       Felsefe, gerçekten içinde gezinmeye değer bir dünya!

Elian’ın travması

zors2.jpg Elian Gonzales. Altı yaşında Kübalı bir çocuk. Annesiyle Küba’dan ABD’ye kaçarken tekne batıyor, anne boğularak ölüyor, çocuk kurtuluyor. Çocuğun birinci travması bu. Bu arada çocuğun, Küba’daki babasıyla buluşması için iadesi isteniyor, bunun üzerine Miami’deki Castro karşıtı Kübalı gruplar olayı siyasi malzeme haline getirip, ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Amerikan medyası da gelişmeleri abartıp konuyu bir numaralı gündem maddesi yapınca, annesini yeni kaybetmiş Elian, hediyelik oyuncak yağmuru, kameralar ve protesto gruplarının baskısı altında ikinci travmayı yaşıyor. Üçüncü travma da, Amerikalı özel timin, Elian’ı babasıyla buluşturmak için, onu silah zoruyla evden çıkartmasıyla yaşanıyor.
       Elian’ın travmaları hükümetlerin, medyanın ve provokatörlerin umurunda değil. Onlar sadece kişisel çıkarlarını ve hırslarını düşünürler. Zaten aksi olsa, ortada Küba sorunu diye bir şey olmaz, Elian’ın da annesiyle ABD’ye kaçmasına gerek kalmazdı.

Futbol ve zeka

zors3.jpg “On bir adamın bir topun peşinden koşması insana ne heyecan verir hiç anlamıyorum!" biçimindeki çıkışları anlamıyoruz. Leeds United -Galatasaray maçında izledik. Ondan önceki Manchester United - Real Madrid maçında yine izledik. Belki Türkiye 1.Futbol Ligi’nde değil ama, Avrupa kupalarındaki bütün maçlarda izledik ve izlemeye devam ediyoruz. Futbol gerçekten bir kollektif zeka oyunu. Futbolcu hem kendisini hem de başkasını takip edecek kadar zeki olacak. Böylece ortaya hem bireysel hem de ortak bir zeka çıkacak. Tabii galip gelmek için karşı takımla zeka çatışması, kendi takımınla zeka uyuşması içinde olunacak. Kaba kuvvete başvurmadan, faul kurallarını ihlal etmeden.
       Futbol kanlı boğa güreşlerine, yağlı Kırkpınar güreşlerine veya devirmeli, tekmeli Amerikan futboluna benzemez. Anlamayan bir kere daha seyretsin.


© 2000 Milliyet