|
|
Hayatın silgisi yok
"Silgi kullanmadan resim çizme sanatına, hayat denilmektedir"
John Christian
HAYAT TRENİ, silgi kullanılmadan çizilmiş bir hayat resmini yansıtıyor.
İkinci Dünya Savaşı'nda bir Yahudi köyünün Naziler'e karşı korunma öyküsü...
Köydeki Yahudiler, bir tren satın alarak, bunu sürgün trenine dönüştürürler.
Aralarından bazı Yahudiler'e, Nazi subay ve askerlerinin üniformaları giydirilir.
Çoğunluk, tıpkı toplama kamplarına götürülen Yahudiler gibi tıka basa vagonlara dolar.
Amaçları, Rusya'ya varmak ve oradan Filistin'e inmektir.
HAYAT treni, aslında HAYAL trenidir.
Çünkü...
Silgisi olmayan bir hayat resmidir.
Irkçılığın böylesine güçlü anlatımla ortaya konduğu ender filmlerden biri.
Gösterimi güzel bir rastlantı.
İstanbul Film Festivali'nin bu yılki ekseni de "insan hakları."
Üzülerek Bildiririm
Festivalin "insan haklarını en iyi vurgulayan" filmi, herhalde "ÜZÜLEREK BİLDİRİRİM"di.
Vietnam Savaşı'nda ölen ABD'li subay Jeff'in eşinden görüntülerle başlıyor film.
Jeff'in ölümünün 20. yılında Vietnam'a gitmiştir.
"ÜZÜLEREK BİLDİRİRİM"de kocalarını, ailelerini savaşta yitiren ABD'li ve Vietnamlı kadınlar acılarını, anılarını anlatırlar.
Filmdeki herkes, gerçektir.
Gerçeği anlatırlar.
Montaj harikası bir belgesel.
Örneğin...
ABD'li bir pilotun eşi:
"Yaptığı işin insancıl olmadığını biliyordu.
Köylerin tepesine bomba yağdırmak... Kadınları, çocukları, yaşlıları da öldürmek...
Ama onu hala seviyorum."
Tam ABD'li pilotu iç dünyalarımızda kınarken... Bu hayat resmi için bir silgi ararken...
Ekranda Vietnamlı yaşlı bir kadın beliriyor.
Yüzü elem çiçeği gibi...
Kırışıklarla dolu.
Anlatıyor:
"Köydeki Vietkonglu savaşçıların lideriydim.
Tepemize ABD bombaları yağardı.
Biz de ABD'lileri öldürürdük.
Sonraları düşündüm ki onlar da bizim gibi insanlardı.
Onları bekleyen eşleri, çocukları vardı..."
Bir ABD'li kadın daha...
"Kocamın son mektubu, ölmeden az önce yazılmıştı.
Zarfın kenarına Vietnam çamuru bulaşmıştı."
Savaş gerçek bir çamur.
Neden mi?
Bir Vietnamlı kadın anlatıyordu:
"14 yaşındaydım.
Yanımda ölenleri görmezlikten gelmeyi öğrendim.
Sığınakta ölmekte olan komşumuzun yiyeceğini elinden söktüm.
Yedim.
Yaşamak için bunu yapmayı da çocuk yaşta öğrendim.
Gene çocuk yaşta, yaşamak için vücudumu ABD'li askerlere sattım.
Bunu acı çekmeden yapabilmek için uyuşturucu kullanmayı öğrendim.
Ne ilginç...
ABD bombalarına karşı hayatta kalmaya çalıştım.
Şimdi ABD'de yaşıyorum."
Güncel
Bunları neden mi yazdık?
İzlediğimiz son ırkçı ve kaba şiddet görüntülerinden bazıları için "keşke silgi kullanabilseydik" diyebilmek için.
Elbette Türkiye'de ne Nazi yükselişi olabilir ve ne de Vietnam sendromu...
Ama insanlık değerleri için insanlarımıza böyle yapıtları sunmak gerek.
Çünkü...
Türkiye'de, acıdır ki spordan siyasete kadar ırkçılık ve şiddet bazı tırmanış işaretleri veriyor.
Şu aşamada vahim değilse bile, ileride Türkiye'yi bölücülük alevlerine itebilecek kadar ciddi...
Konya ve Yozgat'ın trübünlerinden, Diyarbakırspor'a ses tesisatlı, utandırıcı tezahürat, yüzbinleri sporun manyetik alanında karşı karşıya getirecek en tehlikeli kitlesel olaylar.
Yazara E-Posta: gcivaoglu@milliyet.com.tr
|
|