30 Nisan 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Tuzaklardan tuzaklara

       Çocuklara kurduğumuz (hepimiz yapmıyoruz ki, neden "kurduğumuz"!) tuzaklar bazen simgesel biçimde öne çıkıyor.
       Yoksa, üstünde bile durmadığımız nice tuzağın içine yuvarlayıp duruyoruz.
       "Fındık" tipikti. Üstelik devlet marifetiyle ve günler süren bir vurdumduymazlığın suç ortaklığıyla.
       "Simit" hür teşebbüs marifetiydi.

       ...

       Bu tuzakların en simgesel olanının, bir yerlerde bulunmuş ve çocukların oynamak istedikleri el bombaları, top mermileri, mayınlar olduğunu düşünegeldim hep.
       Bana göre, en simgesel olduğu halde, habere de, istatistiğe de en az geleni.
       O çocuklar "maazallah bizde ve bizden biri" oldukları halde hiç manşet olamadılar. Daha geçtiğimiz hafta ikisi daha parçalandığı halde.
       "Umut veren" çocuklar değillerdi!
       Tam tersine, açık saçık, reddedilemez biçimde ortalara bırakılmış ölümlere oyuncak umuduyla sarıldıkları için paramparça olmuşlardı.
       Ne simitteki gibi fırınlar, ne fındıktaki gibi tarım ilaçlı depolar bulunabildi zanlı olarak.
       O çocuklar kendi ölümlerinden sorumlu oldular.

       ...

       Sonuçta "yaratıcı bir beyin" ve "emek" ürünü olan hiç bir şeye kolay kolay söylenip durmam, ama mesela bir reklam bugünlerde o yüzden çok sinir ediyor.
       Bir kredi kartıyla alışverişe saldıran bir aile imgesinde çocuklara kurduğumuz en büyük tuzağı, düşüncesizce arsızlaşmaya övgüyü kafalarımıza, en çok da çocukların kafasına kafasına vurduğu için.

       ...

       Çevreden gıdaya, oyunlardan ihtiraslara kadar bir yığın tuzağı geçirirken kafamda, o "sahipsiz, zanlısı olmayan, sanığı bulunmayan" bombaları patlatırken, belki de tarih itibariyle bir 23 yıl öncesi geliverdi aklıma.
       O günlerin "tuzakları"na dair hala fazla bir şey bilmemenin öfkesiyle.
       Demirel, Erbakan, Türkeş Milliyetçi Cephesi'ne karşın, Haziran 1977'deki seçimleri Ecevit'in CHP'sinin kazanması bekleniyor.
       Soldaki Ecevit her yurt gezisinde saldırıya uğruyor.
       1 Mayıs. O gün Taksim'de ne olduğunu hala bilmiyoruz. 36 ölü var Kazancı Yokuşu'nun başında. Kim ateş açmıştı, bilmiyoruz.
       Seçimi kazanan CHP iktidar olamıyor. Ardından İkinci Milliyetçi Cephe.
       23 yıl sonra Demirel Cumhurbaşkanı, Ecevit Başbakan, ama hala bilmiyoruz.
       O gün oradaki 300 bin kişiye ve Türkiye'ye kimler tuzak kurmuştu, bilmiyoruz.
       O gün Ecevit, "Demokratik gelişmeye karşı tertip" demişti, biliyoruz.
       "Tertip"in, isteyenin bahar bayramı sayabileceği, ama "İşçilerin Dayanışma Bayramı" olan bu yıldönümünde, eğer hatırlıyorsa, Bülent Bey en azından Kazancı'nın oraya bir çiçek yollamalı.
       Tam da Demirel'i uğurlayıp bir hukuk adamını cumhurbaşkanı seçtirmek istediği bir 1 Mayıs'ta.

© 2000 Milliyet