3 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
İfade özgürlüğü, en üstün siyasal değer

ABD Büyükelçisi Mark Parris, Dünya Basın Özgürlüğü Günü için Milliyet'e yazdı


ent1.jpg        Amerikan mahkemeleri, Ku Klux Klan veya Amerikan Nazi Partisi gibi en fazla nefret uyandıran kuruluşların dahi düşüncelerini ifade hakkını tanımaktadır. Ülkemizin kurucuları, insanımızın fikirlerin değeri hakkında karar verme yeteneğine güvenmiştir.

       "Anayasa'daki ilkeler arasında diğerlerine nazaran en fazla riayet edilmesi gereken biri varsa o da düşünce özgürlüğü ilkesidir, yalnızca bizimle aynı fikri paylaşanlar için değil, fakat nefret ettiğimiz fikirler için de düşünce özgürlüğü." - Yargıç Oliver Wendell Holmes, 1929.

       Amerikalılar için ifade özgürlüğünden daha üstün bir siyasal değer yoktur. İfade özgürlüğü onlar için özgür yurttaş kavramının özünü teşkil eder.
       Amerikan mahkemeleri, Ku Klux Klan veya Amerikan Nazi Partisi gibi en fazla nefret uyandıran kuruluşların dahi düşüncelerini ifade hakkını tanımaktadır. Ülkemizin kurucuları, insanımızın fikirlerin değeri hakkında karar verme yeteneğine güvenmiştir.
       Thomas Jefferson, özgür basın fikrini hükümet fikrinden daha yukarıda tutar. Jefferson şunları yazmıştı: "Gazetelersiz hükümet mi, hükümetsiz gazeteler mi? İkisinden birini seçmek durumunda olsaydım, ikinci seçeneği benimsemekte bir an bile tereddüt etmezdim."
       İktisatçıların çoğu, bir ekonomiyi büyütmenin yolunun serbest ticareti desteklemekten geçtiğinde hemfikirdir. Ben de iddia ediyorum ki, demokrasiyi geliştirmenin yolu fikirlerin özgür alışverişini teşvikte yatar. Kendine güvenen güçlü bir devlet, hangi fikirlerin serpilip gelişmesi gerektiğini, hangi fikirlerin "müflis" ve topluma yararı kalmamış olduğunun ortaya koyacak bir "fikirler pazarı"nın, en açık şekliyle medyada tezahür eden bir kısıtlanmamış forumun oluşmasına izin verir.
       Bu iki tarz "serbest ticaret" fikrinin birbirleriyle ilgili olduğu iddiasındayım. Fikirlerin özgür değişimi, refah ve büyüme için elzemdir.
       Büyükelçilik görevim süresince Türkiye'nin serbest medyasının gelişmesini büyük bir ilgiyle izledim. Türk medyasının daha da bağımsız hale gelmesi, ABD'nin yararınadır. Türkiye, giderek bağımsızlaşan medyasının oluşturduğu ortama bağlı olarak gerçek anlamda daha güçlü, daha müreffeh bir ülke -- dolayısıyla, daha önemli bir müttefik -- haline gelmiştir.
       ABD'de özgür basın hakkı, "Haklar Yasası" olarak da bilinen Anayasa'ya ek on maddenin ilkinde titizlikle korunmuştur. Bu madde, Kongre'nin "ifade veya basın özgürlüğünü kısıtlayacak yasalar" çıkarmasını yasaklar.
       Amerikalılar, bu sözlerin tam olarak ne anlama geldiği üzerinde ateşli tartışmalara girişmişlerdir. Yargıç Holmes, kamu güvenliğine "açık ve yakın" bir tehlike hali hariç mahkemelerin ifade özgürlüğünü kısıtlayamayacağı yönünde yasal bir standart oluşturana kadar, popüler olmayan veya "tehlikeli" fikirleri savunan birçok gazeteci hapse atıldı. Holmes'ün anlayışına göre sadece sözler değil, hangi koşullarda söylendikleri de önemliydi.
       Türkiye 15 yıl süren terör dahil bir dizi sorunla uğraşmak durumunda kaldığı için basın özgürlüğünün sınırlarını tartışmayı sürdürdü. Biliyoruz ki bu tartışma devam ediyor. Türkiye ABD değildir ve Türkler, kendi kanunları ve üslendikleri uluslararası yükümlülükler çerçevesinde "basın özgürlüğü" ve "ifade özgürlüğü"nü ne şekilde tanımlayacaklarına kendileri karar vereceklerdir.
       Türkler bu sorunlarla uğraşırken, son yedi sene içerisinde Türkiye'nin dostu olduğunu ispat etmiş olan bir şahsın sözlerinin konuyla ilgisi olabilir. Başkan Bill Clinton geçen sene Kasım ayında TBMM'nde şunları söylemişti: "Şunu kesinlikle öğrendik ki yazarlar ve gazeteciler kendilerini özgürce ifade ettiklerinde sadece temel bir hakkı kullanmakla kalmıyorlar, fakat fikirlerin değişimini de desteklemiş oluyorlar... Normal insan farklılıklarını ifade etmede barışçı kanalların mevcudiyeti, barışı korur, yok etmez. İnsanlar kendi kültür ve inançlarını başkalarının haklarını ihlal etmeyecek şekilde yaşayabildikleri takdirde ılımlılar aşırılara, aşırılar da yanlış yola sapmış kahramanlara dönüşmez."

Basın özgürlüğünde sınıfta kaldık

       Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) "2000 Türkiye Raporu"na göre, Türkiye basın özgürlüğü konusunda yine sınıfta kaldı. Raporun özetleyerek dikkatinize getiriyoruz.

       1999 yılı "Dünya Basın Özgürlüğü" raporunun 12 sayfası Türkiye'ye ayrıldı. Birleşmiş Milletler üyesi 185 ülkeyi basın özgürlüğü durumuna göre "iyi", "kötü" ve "çok kötü" olarak gruplandıran Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü RSF, Türkiye'yi "kötü" grubu içine aldı. 1999'da RSF Türkiye'yle ilgili 13 basın açıklaması yaptı, yetkililere ihlallerle ilgili 12 protesto mektubu gönderdi.
       Rapora göre, "bir gazeteci öldürüldü, dördü işkence gördü, yedisi tutuklandı, 87'si gözaltına alındı ve 26 gazeteci dövüldü. Tutukluluk veya hükümlülük nedenlerinin mesleki icraatları olup olmadığı tam olarak bilinmeyen 80 gazeteci cezaevinde" bilgisi yer aldı.
       RTÜK'ün verdiği cezalara da yer veren rapora göre, radyo ve televizyonlara 2 bin 378 gün, yani 6.5 yıl kapatma cezası verildi. Yerel radyo Fon, Özgür Radyo, Mozaik Radyo, Radyo Şafak, ulasal kanallar Kanal 6, ATV, Show TV bir günden 365 güne kadar kapatma cezaları aldılar.
       Raporda, Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe'yi öldürmekle suçlanan altı polis memurunun hapis cezası almalarına rağmen, gazeteci cinayetleriyle ilgili soruşturmaların pek sonuç vermediği; Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi cinayetleriyle ilgili soruşturma ve davalarda halen bir sonuç alınamadığı; 20 gazeteci cinayetiyle ilgili soruşturma bile açılmadığı belirtildi.
       Yazar Ahmet Taner Kışlalı cinayetiyle ilgili de henüz bir sonuca ulaşılamadığı vurgulandı.
       Türkiye'nin Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesi'ni 1998'de imzalamasına rağmen kötü ve aşağılayıcı muamele ile, karakollarda ve cezaevlerinde işkencenin yaygınlığının korunduğuna dikkat çekildi. RSF, "1997'de 16 gazeteci, 1998'de dokuz gazeteci, 1999'da da dört gazeteci işkence gördü. İşkence vakalarında düşüş gözlense de gazeteciler güvenlik kuvvetlerinin zulmünden kurtulamıyor" görüşüne yer verdi.
       28 Ağustos 1999'da kabul edilen 4454 sayılı "Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun" olumlu bir gelişme olarak gösterildi. Bu kanun sayesinde İsmail Beşikçi ve Doğal Güzel'in de aralarında bulunduğu altı gazetecinin cezaevinden çıkarıldığına dikkat çeken rapor, "Ne var ki, yasanın basınla ilgili hüküm, yargılama ve soruşturmaları üç yıl için askıya alması gazetecinin kendi kendini sansür etmesine yol açıyor. Üç yıl içinde aynı nitelikte bir suç işlenmesi durumunda yasadan yararlanan gazetecilerin askıya alınan dosyaları tekrar gündeme gelecek" denildi.
       Raporda Nadire Mater'in yazdığı "Mehmedin Kitabı" isimli çalışmasının toplatıldığı ve yargılandığına dikkat çekildi. Türkiye'nin basın özgürlüğü durumundan "kaygı" duyulduğu belirtilen raporda RSF hükümeti, "terör örgütü propagandası" ve "bölücülük propagandası" fiillerini düzenleyen 3713 sayılı TMY 7/2 ve 8. maddelerini ve basın suçlarına hapis cezası öngören düzenlemeleri kaldırmaya davet etti.

© 2000 Milliyet