|
|
Psikanaliz ve sanat Milliyet Sanat Dergisi son sayısında psikanaliz ve sanatsal yaratı arasındaki ilişkiye değiniyor. Konunun ana izleği sanatçı, toplumsallık ve benlik...
Milliyet Sanat Dergisi 1 Mayıs sayısında psikanaliz ve sanatsal yaratı ilişkisini irdeliyor. Psikiyatr Dr. Halûk Sunat, Psikolog Mine Özgüzel ve Tahsin Yücel’in yazılarının yer aldığı dosyada ayrıca Freud, Adler ve Jung’un makalelerinden alıntılara da yer veriliyor.
“Psikanaliz öznenin kendini (ve kendini yapılandırdığı dünyasını / nesne ilişkilerini) çözümleyişi ve yeniden yapılandırışı anlamında, tümüyle yaratıcı bir eylemliliktir. Bir başka deyişle, psikanaliz esasta, bireyin yaratıcılığının önünün açıldığı bir süreçtir. D. W. Winnicott’tan esinlenerek söylüyorum, psikanaliz, oyun doğallığında yaşanan (yaşanılması gereken) bir yaratma sürecidir" diyen Papirüs Yayınları’ndan çıkan “Birey Sorunsalı / Psikanaliz ve Eleştirel Bir Bakışla Marksizm" isimli kitabın yazarı Psikiyatr Dr. Halûk Sunat yazısının sonunda dikkat çekici bir yorum yapıyor: “Freud’un metinleri, estetik bir tatla da okunabilir! 1930’da Goethe Ödülü’nü alması boşuna değildir."
Psikoloji ve edebiyat iç içe
Tahsin Yücel, “Ruhçözümleyim ve yazın eleştirisi" başlıklı yazısında “Yazın eleştirmeni öteden beri ruhbilime düşkündür, onun çok çiğnenmiş yollarında dolaşmaya bayılır; ruhçözümleyim de, özgün bir yaklaşım olmasına karşın, inceleme nesnesi açısından ruhbilime yakın görünür, dolayısıyla, birinden ötekine atlamak daha kolaydır" diyor.
Psikolog Mine Özgüzel, edebiyatın psikoloji bilimindeki önemini vurgularken, “Psikoloji ve Edebiyat" başlıklı yazısında bu ilişkiyi D. H. Lawrence’ın bir eserinden yola çıkarak aydınlatıyor: “Psikolojiyle edebiyatın iç içe ve birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu D. H Lawrence’ın hayatını ve eserlerini okuduğumuzda bir kez daha yaşarız. Yazarın `Oğullar ve Sevgilileri’ isimli yapıtında, salt dünyaya getirdikleri için oğullarının ruhuna ve bedenine egemen olmaya kalkan ve onlara sonsuza dek tutsak olan anneleri anlatışından, ensest ve diğer psikolojik kavramların edebiyatta bu kadar güçlü sergilenişinden etkilenmemek mümkün değildir."
Milliyet Sanat Dergisi’nin bu sayısındaki yazıları okuduktan sonra, “Uzanın ve aklınızdan geçenleri söyleyin!" mesajıyla andığımız psikanalizin kabına sığmayan ve yaratıcı süreçlerde son derece etkili bir bilim dalı olduğunu göreceksiniz.
Alfred Adler
“Çok" uyanan Dostoyevski
Dostoyevskİ hem ahlakçı hem de sanatçı olarak, büyük ve erişilmez bir kimsedir. Dostoyevski psikoloji biliminden çok daha fazlasını kavramış ve görmüş olan bir kimsedir. Gerçekçi hayat tasvirleri, yazdığı eserlerin bizim gözümüzü, uykuya dalmış bir adamın gözünü açan bir şimşek ışığı gibi niçin açtığını açıklamaktadır. Şimşeğin ışığıyla uyanan kimse, gözlerini ovuşturur, sağına soluna döner ve ne olup bittiğini anlayamaz. Dostoyevski çok az uyumuş ve çok uyanmıştı. Onun yaratışları, ahlak felsefesi ve sanatı, bizi, insan işbirliği konusunda en derin kavrayışlara ulaştırmaktadır.
Karl Gustav Jung
Sanatçıda psişik hayat
SanatçInIn en temel niteliklerinden biri, onda, kişisel hayata karşılık, toplumsal psişik hayatın ağır basmasıdır. Sanatın, insanı yakalayan ve bir alet gibi kullanan doğuştan gelme bir dürtü olduğu söylenebilir. Sanatçı, kendi amaçlarına yönelen özgür bir kimse değil, kendini sanata ödünç vererek sanatın amaçlarının gerçekleşmesini sağlayan bir kimsedir.
Sigmund Freud
Eserde içini dökebilmek
Dünya edebiyatının en büyük üç eserinin (Sophokles’in “Oidipus Rexöi, Shakespeare’in “Hamletöi ve Dostoyevski’nin “Karamazof Kardeşleröi) baba katilliğini ele alması rastlantı olarak açıklanamaz. Üstelik bu üç eserde de söz konusu davranışın kaynağı, bir kadın yüzünden doğan cinsel düşmanlık açıkça ortaya konulmuştur.
|
|