3 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Yağmur ATSIZ Fotoğrafı: 12038 bayt
Türkçe'ye mütedair

       Meslekdaşım Hüseyin Şentürk "Milliyet"in 1 Mayıs tarihli nüshasında, Çetin Altan'ın Türkçe konusundaki bazı - haydi diyelim ki - "şayan - ı hayret" iddialarını ve benim bunlara verdiğim cevabları temel alarak Türk Dilleri Tarihi Uzmanı Sayın Prof. Talat Tekin'e, neyin doğru neyin yanlış olduğu yolunda bazı sorular yöneltmiş. Değerli profesörün değerlendirmelerinden ikisi üzerinde durmak istiyorum.:
       Prof. Tekin eski metinlerde bir sayfayı aşan cümleler bulunduğunu söylerken elbet haklı. Ancak bu neyi ifade eder? Proust'da da bir sayfayı aşan cümleler vardır. Mesele bir cümlenin "boyu" değil "sentaktik" mükemmeliyetidir. Prof. Mahir İz, ki bu alandaki en büyük otoritelerimizden biri olduğunu herhalde kimse inkar edemez, "Eski Türk Edebiyatı'nda Nesir" adlı ve sevgili arkadaşım ve "Birader - i Can - Beraberim" Hilmi Yavuz'un deyişiyle "o heybetli" eserinde 14. Yüzyıl'dan bu yana üç türlü yazı dilinin birbirine paralel olarak gelişdiğini belirtir. Bakınız, bu da upuzun bir cümle ama aksayan eden tarafı yok!
       Neyse, bu üç tür şunlardır: "Sade nesir" (konuşma diliyle yazmak), "Süslü nesir" (ağdalı ve laf hünerbazlıklarıyla dolu yazı) ve bir de "Orta nesir" yani içinde birtakım söz san'atları bulunmakla beraber asıl amacı bir fikir ifade etmek olan nesir ki Rahmetli Fahir İz esas Osmanlı Düzyazısı'nın bu kanal üzerinden işlediğini kaydeder. Aslında bütün bunları, benim gibi alelade bir köşe yazarı değil, ciddi bir bilim adamı (DA!) olan Hilmi benden çok daha iyi bilir. Ona sorula!
       Zihnimi kurcalayan ikinci nokta ise Prof. Tekin'in "Sakalar Türk değil irani bir kavimdir." cümlesi. Bunu böylece kestirip atamayız! Pek çok ünlü Türkolog ve tarihçi (Yılmaz Öztuna, Zeki Velidi Togan v.s.) Batılı uzmanlara da istinaden Sakaların aslen "Turani / Türk / Proto - Türk" bir kavim olduğu ve sonra güneybatıya doğru inerek Ari İranlılar ile karışdığı görüşünde müttefikdir. Günümüzün Yakut Türkleri de kendilerine "SAKA" adını vermekdedirler. Firdevsi'nin "Şeh - name"sinde "Afrasyab" diye geçen "Alp Er Tunga" hakkında arkaik Türkçe'yle yazılmış bir ağıt vardır: "Alp Er Tunga öldü mü? - Issız acun kaldı mı?" dizeleriyle başlar ki Sayın Çetin Altan bir televizyon programında bu "Alp Er Tunga Destanı""Orkun Yazıtları" ile karıştırmış, fakat ne hikmetse kimse kendisine itiraz etmemişdir.
       "Altın Elbiseli Adam"ın Mezarı'nda bulunan ve henüz çözülemeyen metne gelince o konuda pek bilgim yok. Fakat Prof. Tekin'in zikretdiği üzere orada okunabilen 18 harf de az sayılmaz. Uygur Alfabesi'nin tümü 14 harfden ibaretdi. "Orkun Alfabesi" 36 harfli olduğuna göre yarısı!!! Ayrıca Milad'dan 400 yıl önce konuşulan "Ön - Türkçe"nin günümüz Türkçesi'ne benzemeyeceği apaşikardır. "Altun" yahut "Almas" gibi bazı kelimeler dışında günümüz Yakutçası'nı bile anlayamıyoruz. Muhakkak olan, "Orkun Alfabesi"nin sadece Türk kavimleri tarafından kullanıldığı...
       Muhabbetle...


Yazara E-Posta: yatsiz@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet