3 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Hasan CEMAL Fotoğrafı: 7283 bayt
Gazeteci, soytarı!

BOSTON


       Amerikan basını kendi halkının gözünde inandırıcılığını yitiriyor. "Sinemacıdan gazeteci yapıyorlar, olacak şey mi?" diyor biri... Gerçek saygısı olan, gerçeğin peşinde koşan gazetecilerle soytarılar ergeç birbirinden ayrılacak.

Basının inandırıcılığı, gazeteciyle soytarı...

       Sinema oyuncusundan gazeteci... Olur mu? Kalkmışlar, gazetede mülakat yaptırmışlar kendisine. Titanik filminde önemli bir rolü var diye...
       "Olacak şey değil!"
       Amerikalı meslektaş böyle yakınıyor. Basın dışından insanlara gazetecilik yaptırmanın, devamlı köşe vermenin karşısında anlaşılan.
       Diyor ki:
       "Gazetecilik diye bir meslek olduğunu galiba unutmaya başladılar son yıllarda... Dedikoducular, eğlence endüstrisinden gelenler, bir bakıyorsunuz, gazeteci kılığında, haberci kılığında ortaya çıkıveriyorlar."
       Panel konusu ilginçti:
       "Halkın gözünde Amerikan basını..."
       Basının Amerika'daki saygınlığı, inandırıcılık ve güvenilirliği hızla bir düşüş yaşıyor:
       1985'de yüzde 55...
       1999'da yüzde 30'lar...
       Ekliyor Amerikalı meslektaşım:
       "Hatta Clinton - Monica skandalı sırasında bizim basının inandırıcılığı bir ara yüzde 30'un da altında seyretti."
       İngiliz The Guardian gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Peter Preston, tirajla inandırıcılık arasındaki ters orantıya işaret ediyor. İngiltere'de The Sun gazetesinin 4 milyon, Guardian'ın 400 bin sattığını, buna karşılık Sun'ın inandırıcılığının yüzde 28, Guardian'ın yüzde 60 olduğunu belirtiyor.
       Demek istiyor ki:
       İnandırıcılık reytingi ölçülürken, herşey aynı kaba konmasın!
       Peki, halkın güveni niye azalmıştı?
       En son araştırmaya göre:
       Bir: Tarafsızlıktan uzaklaşmak...
       İki: Sansasyon merakı...
       Üç: Gerçeklerden kopmak...
       Dört: Toplumun çıkarlarını unutmak...
       Biri dedi ki:
       "Kendi gündemimiz var. Ona göre olayları eğip büküyoruz, öyle veriyoruz. Kamuoyu bizim hakkımızda ne düşünüyor, zahmet edip öğrenmiyoruz."
       Ekliyor:
       "Bazı grupları, çevreleri kolluyoruz. Daha çok onların penceresinden veriyoruz olayları...Yani bir tarafı görüp öbür tarafı görmemek..."
       Bir başka tartışma konusu:
       Gazeteciliğin değerleriyle bir işletme olarak gazetenin kar ve karlılığı arasından geçen çizgi... Ya da borsaya açılmış bir gazetenin hisse senetlerine sahip bir kişinin çıkarıyla habercilerin çıkarı nerede örtüşür? Ya da nerede çelişebilir? Doğru denge nasıl bulunur?
       Basın dışı büyük sermayenin kaçınılmaz olarak meyda alanına girmesinin gazetecilik mesleğine dönük etkileri de satır başlarından biri...
       Bir başka ilginç konu:
       Kamunun öğrenme hakkıyla kişinin mahremiyeti... Sözgelimi, haber konusu olan bir çocuğun fotoğrafı, annebabasının veya vasisinin izni olmadan çekilebilir mi? Soruyu soran meslektaşım, bu bakımdan Amerikan gazeteciliğinin sorumsuz örnekler verdiğini söylüyor.
       İyiyle kötü nasıl ayrılacaktı?
       Yasalar mı, mahkemeler mi, meslek kuruluşları, basın konseyleri mi, kamuoyu mu, basının kendisi mi ?
       Amerikalı meslektaşlar bu işi mahkemelere bırakmaktan yana değil. Basın konseyi uygulamasına fazla itibar edilmiyor. Biri, bizim Milliyet'te Yavuz Baydar'ın yaptığı işi, omdudsmanlığı, yani okur temsilciliği sistemini savunuyor.
       Bir başkası şöyle diyor:
       "En doğrusu, her gazetenin kendi anayasasını yapması ve bunu kamuya açıklaması, savunmasıdır. Kötünün ayıklanmasına kendi içimizden başlarsak, işler düzelme yoluna girer."
       Bir paneliste göre, halkın güvenini kazanmanın yolu: "Önce hasta olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor. Tıpkı alkol bağımlısı gibi... Tedaviden önce itiraf lazım."
       Öğreniyoruz ki, basının inandırıcılığı konusunda birçok ilgili kuruluş harıl harıl araştırma yapmaya koyulmuş Amerika'da, tedaviye başlayabilmek için...

Basının geleceği

       Çünkü, inandırıcılıktan yoksun bir basının geleceği olamaz! Halkın gözünde güvenilirliğini yitiren bir basın satabilir mi?
       Para kazanabilir mi?
       Meslek büyüğümüz Metin Toker'le birlikte izliyoruz paneli. Bir ara kulağıma eğiliyor:
       "Hasan Cemal, bu şikayetlerin hepsi bizde misliyle var" diyor alaylı bir dille, "Peki ama biz ne yapıyoruz Allah aşkına, söyler misin?"
       Gazete, gazeteci hep olacak.
       Çünkü gerçek bir değil bin yüzlü! Gerçeğe bir değil, bin pencereden bakılır. İnsanoğlu yalanda yaşamak istemez. Gerçeği merak eder.
       Onun için de gazeteci milleti var olmaya devam edecek. Gerçek saygısı olan, gerçeğin peşinde koşan gazetecilerle soytarılar ister istemez birbirinden ayrılacak...


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet